<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424</id><updated>2012-02-01T16:22:37.094+02:00</updated><title type='text'>Birgun</title><subtitle type='html'>Süreyyya Evren'in Birgün yazıları 
-tüm "Dalâlet" yazıları ve diğerleri</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>200</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-4159271604389621407</id><published>2011-09-11T14:07:00.000+03:00</published><updated>2011-09-11T14:35:15.738+03:00</updated><title type='text'>BİRGÜN GAZETESİ'NDEN 'ANTİ-EMPERYALİST SANSÜR'</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;BİRGÜNGAZETESİ'NDEN 'ANTİ-EMPERYALİST SANSÜR'&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;'Olaylar'30 Ağustos sabahı elime BirGün gazetesini aldığımda başladı.O gün gazetede İbrahim Varlı imzalı bir Suriye haberiyayımlanmıştı. İliştirilmiş gazeteciliğin bu eli kanlıversiyonu apaçık bir diktatör yanlılığını pompalıyordu.(&lt;a href="http://www.birgun.net/worlds_index.php?news_code=1314705428&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=08&amp;amp;day=30"&gt;http://www.birgun.net/worlds_index.php?news_code=1314705428&amp;amp;year=2011&amp;amp;month=08&amp;amp;day=30&lt;/a&gt;)Gazetenin Arap devrimine dair pozisyonu gibi de lanse edilen buyaklaşıma karşı kendi itirazımı 4 Eylül tarihli yazımdayayımladım.(&lt;a href="http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091385&amp;amp;news_code=1315129032&amp;amp;day=04&amp;amp;month=09&amp;amp;year=2011"&gt;http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091385&amp;amp;news_code=1315129032&amp;amp;day=04&amp;amp;month=09&amp;amp;year=2011&lt;/a&gt;)Bu eleştiriye İbrahim Varlı iki gün sonra 6 Eylül tarihinde ağzıbozuk bir cevap ile karşılık verdi ve diktatör de olsa Esad'ınyeğlenmesi gerektiğine dair görüşünü tekrarladı.(&lt;a href="http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1280068080&amp;amp;news_code=1315312000&amp;amp;day=06&amp;amp;month=09&amp;amp;year=2011"&gt;http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1280068080&amp;amp;news_code=1315312000&amp;amp;day=06&amp;amp;month=09&amp;amp;year=2011&lt;/a&gt;)Ayrıca başka gruplara yakınlığıyla bilinen kimi internetmecralarından da hücumlara geçildi. Bu saldırıların ardındanben de bir yazı kaleme aldım. İşte bu noktada gazeteden link veremiyorumçünkü ne olduysa orada oldu, sözkonusu yazım sansürlendi veyayımlanmadı. Bu konuda beni bilgilendiren de olmadı. Aynı güngazetenin Pazar eki'nde 'Anti-emperyalizmi Tartışmak' başlıklıbir dosya yayımlayarak sözümona bana cevap verdiler. Tabii böylece'tartışmak'tan ne anladıklarını da görmüş olduk: gazeteninperspektifinin dışına çıkanlara ağzı köpürerek saldırmak,susturamayınca sansürlemek ve kendi görüşlerini tek yanlıolarak vermek. Ne diyelim, iyi tartışmalar! BirGün'ün genelolarak nereye gittiği konusu, Arap devrimlerine nasıl yaklaşmakgerektiği konusu, nasıl bir anti-emperyalizm konusu gibi konular daartık başka vesilelere kalsın... BirGün'ün sansürlediğisözkonusu yazım aşağıdaki gibidir: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;ÇOKYAŞA ESAD! VAR OL PANPİŞ!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;SüreyyyaEvren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="color: navy;"&gt;&lt;span lang="zxx"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Yüzsüzceiliştirilmiş gazetecilik yapıp Suriye devlet propagandasını bizehaber diye satanlara “almıyoruz kardeşim senin antiemperyalizmsoslu kurnaz devletçiliğini, kusura bakma, biz bu ülkede bunlardançok gördük, başka kapıya” dedik diye nasıl da coştular. Birhücum bir hücum. Ağzı köpüklü yazıların toplam resmine şöylebir bakınca zaten Türkiye'ye hangi politikaları uygun bulanlarınSuriye'de de Esadçılığa mahkum olmamızı istediklerinigörüyorsunuz. Nasyonalizm ile faşizm arasındaki ayrıma dikkatetmedim diye de çok bozuluyorlar. Bu nüans farkını her zamanyakalayamıyorum anlaşılan. Bakın, şimdi de bana çok bulanıkgörünüyor, iyi mi!&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Benbir de Somali'ye gidip etik olarak da sorunluluğu çok rahatgörülebilen bir ticari anlatıyı iliştirilmiş gazeteciliküslubuyla haber yapma işini Oral Çalışlar üstlenebildi diyesöylenip durmuştum. İbrahim Varlı'nın utanç verici Suriyehaberinin yayınlandığı gün mahcup oldum tabii. Geri aldımsözümü. Adama sen kendi yazdığın gazeteye bak demezler mi?&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Kimiortodoks marksistler ortodoksluklarını açıktan yapamıyorlar.Devletçilik yapacaklar, duvar kenarından kenarından 'devlet illakötü bir şey değildir iyi de olabilir, devletin işlediğicinayet doğru cinayet de olabilir' demeye getiriyorlar.Söylediklerini yüzlerine vurup siz açıktan reddederseniz deköpürüyorlar. Bu gürültülü üsluplarının gizlemeye çalıştığıana fikir nedir, ona bakarsak, son yazısında aynı iliştirilmişgazeteci 'Esad'ın diktatör olduğunu kabul ediyorum amaemperyalistlere yeğdir' diyordu. Tartışma bu kadar basit bir anaargüman etrafında dönüyor. Esad'ın bir diktatör olduğunu kabulede ede ona anti-emperyalist değerler atfederek (işin bu kısmıesaslı bir ilüzyon) rejimini ve iktidarını korumak içinkullandığı her tür kirli yöntem dahil olmak üzere bütünpratiklerinin arkasında durmak, ona meşruiyet sağlamaya çalışacakşekilde habercilik yapmak mı doğru sol tutumdur, yoksa hem Esad'ahem Müslüman Kardeşler'e mesafeli özgürlükçü bir solperspektif geliştirmeye yönelmek ve Arap insanının devrimcisüreçte erklenişine ve türlü güçlerce bu erkin geri alınmayaçalışılmasına odaklanmak mı doğrusudur? 'Esad diktatördürama olsun başımızın üstünde yeri var, vurursa vurur, öldürürseöldürür, karşı koyan teröristtir' diyen bir sol Türkiyesiyaseti için de nasıl bir tahayyüle sahip olduğunu açıketmiyor mu? Bir de kendi sözlerini ağabeylerine destekletmek için'yoldaşlar tehlikenin farkında' diye haber yaptılar. Yoldaşlardedikleri de Venezüella'nın ve Küba'nın devlet adamları,askerleri, hükümet başkanları. Chavez diyorsa Esad haklıdıröyle mi? Ulusalcılığın tu kaka olmasıyla artık mücadeleedecek teorik takatleri kalmadı ya, ne kadar'ulusalcı-anti-emperyalist' varsa “ben ulusalcı değilim ama”diye lafa başlıyorlar ikinci lafları ise şu oluyor: “emperyalizmeen iyi ulus devletler direnir hem de apaçık diktatörlüklerolsalar bile!” Foti Bonlisoy'un eski bir yazısı vardı BirGün'de,'Antiemperyalizm ne değildir?' diye, bizim anti-emperyalizmimizibeğenmiyorlarsa Benlisoy'a bakıp kendi nasyonalistlikleriyle,antiemperyalizmin ne olduğundan bihaberlikleriyle oradahesaplaşsınlar.  Ayrıca Suriye halkı o kadar 'geri' mi ki onlarıancak Esad paklıyor, daha iyisini üretemiyorlar ve üretmeleriihtimali de yok. Ve 'Suriyelilere bu kadar özgürlük kafi'ye kararveren merci kim? Kimin bakışı bu yukardan? Üstün TürkiyeliAraplara diktatör mü biçiyor?&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Benderim ki biz meselenin aslına dönelim. Mesele nedir? Arap baharınasıl karşılanacak, nasıl algılanacak? Arap Baharı'na nasılbakmalı?&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Arapinsanı yepyeni bir süreç yaşıyor ve özgürleşme yönündebüyük adımlar atıyor. Yepyeni bir moment bu. En ilkel emperyalistiddialardan biri de isyancıların İslamcılar olduğu iddiasıydı. El Kaide geliyor diye diye devrimci hareketleri bastırmakistediler. İsrail'in Mısır devrimine karşı tutumuyla bizimiliştirilmiş antiemperyalistlerin tutumu kesişiyor. Arap baharıArap insanını erklendirmekle kalmadı, İspanya'ya, Yunanistan'a,Londra'ya, Diyarbakır'a da esin verdi. Bütün dünyada isyankar birenerji dolaşıyor. Peki Tahrir ruhunun bu verdiği esin neydi?Alttaki insana dönüştürebilirsin mesajı verdiler. En temel mesajbuydu. Yapılabilir, yapabilirsin! Ama verdikleri bir mesaj dahavardı ki bizim ortodoksların uykularını kaçıran nokta da bu:yapabilirsin hem de partisiz, profesyonel devrimcisiz yapabilirsin!Aracıları aradan çıkar, sokağa çık ve kendi devrimini kendinyap! Mübarek'i mi devirmek istiyorsun, bir takım devrimcilerinağzına bakman gerekmiyor, ceketini giy, dışarı çık ve indir!Örgütleneceksen aşağıdan örgütlen! İşte en çok bu tipmesajlar battığından bizimkilere Arap devrimlerine laf atmak içintürlü yollar arıyorlar, her isyana sıktıkları antiemperyalizmketçabı, İslam tehlikesi mayonezi en kolay, en merkezi manevralar.Buna bir de 'bakın iktidarı şu kaptı, gördünüz mü devrimbirşeye benzemedi, özgürlük gelmedi işte oh olsun', diyesürüpgiden aşağılamalar dizisi eklendi. Gözleri salt iktidardaolduğu için toplumda ne değişti, siyasi kültürde ne değişti,bunları fark edemiyorlar. Bir grup Arap subay iktidara el koyupChavezleşse de Arabistan kurtulsa diye bekliyorlar. Yeni diktatörgelmeyecekse de hiç değilse iktidardaki diktatörlere dokunulmasın!Arap devrimine huzursuz huzursuz baktıkça tek bir şey arıyorlar:komünist partisi! Komünist partisi ortalarda yok, bu nasıl devrim,komunist partisi nerede? Cevap gene basit: 68'de neredeyse orada!Kimse merak etmesin.&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Hiyerarşikyapıların kontrol etmediği yepyeni devrimci süreçler yaşanıyor,insanlar erklerinin sınırlarını esnetiyorlar. Devletpropagandacılarının izinden gidip Suriye'yi İslamcılardan ibaretsanmamızı istiyorlar, halbuki sözgelimi Asaf Bayatların dediğigibi “Suriye devrimi dini motivasyonlu eylemcilerce değil büyükölçüde hep birlikte demokratik bir düzen talep eden (dini olduğukadar seküler) sıradan yurttaşlarca yürütülüyor.” Suriye'yiEl Cezire'den takip ediyoruz diye de laf atmışlar. Ne yani saltsizden mi takip etseydik? Vah vah Esad'ın askerlerini, polisleriniterörist İslamcılar öldürmüş, toplanalım da şehit cenazesineçelenk gönderelim mi deseydik? Boykot'un Suriye ile ne ilgisiolduğunu da anlamadılar. Ne süpergüçler ne de Esadlar anlamınageldiğini çözemediler maalesef.  &lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Dahaönce de dediğim gibi, bizim Suriye devrimi hakkında yaptığımızyorumlar Suriye'yi fazla bağlamaz, ama burasını etkiler. Burayanasıl bir sol önerdiğinizi şekillendirir. Özgürlüğünhiyerarşik örgütlenmiş aracılarca özgürleştirileceklererağmen getirilip onlara da giydirilen bir şey olduğunu mudüşünüyorsunuz yoksa özgürleşecek insanların kendiinisiyatifleriyle kendilerini özgürleştirdikleri sürece dendiğinimi düşünüyorsunuz? Yatay mı seviyorsunuz dikey mi? Diktatörümama para bende diyenleri mi tercih ediyorsunuz isyan ediyorum amaiktidarda değilim diyenleri mi? &lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;Devrimcisüreç iktidara devrimcilerin el koyduğu süreç değildir, böylesananlar şimdi Putinler'den randevu alıp Çin'den mal getirmeyeçalışıyorlar. Kalıcı devrim siyaset kültürünündönüşmesidir. Kısmen tüm dünya özellikle Arap siyaset kültürüde isyandan ve öz-erklenmeden yana çağıldıyor bugün. Bundanheyecan duymak yerine paniğe kapılıp saldırganlaşmak için dekendi aracılık pozisyonuna fazla yatırım yapmış veyatırımlarıma ne olacak diye kaygılanan samimiyetsiz bir'devrimci' olmak yeterli görüyoruz ki.  &lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="JUSTIFY" style="line-height: 200%; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-4159271604389621407?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/4159271604389621407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=4159271604389621407&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4159271604389621407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4159271604389621407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/09/birgun-gazetesinden-anti-emperyalist.html' title='BİRGÜN GAZETESİ&apos;NDEN &apos;ANTİ-EMPERYALİST SANSÜR&apos;'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-3390890900845309997</id><published>2011-09-04T11:50:00.001+03:00</published><updated>2011-09-04T11:50:23.946+03:00</updated><title type='text'>İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!</title><content type='html'> 	 	 	   &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   4 Eylül 2011, Dalalet 88/196&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Günümüzde bazen öyle bir antiemperyalizm geliştiriliyor ki bu anti-emperyalizmin emperyalistlere bir zararı yok ancak üçüncü dünyanın ezilenlerine var! Garip ama gerçek.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Birşeyler fena halde ters gidiyor. Katliam yapan devletin doğrudan katliamlarını aklamaya çalışan iliştirilmiş gazetecilik yapılmasına kadar gitti iş. Tabii sorunun büyük kısmının karmaşık seçeneklerin geçersiz olduğunun düşünülmesine dayandığı da öne sürülebilir. Ya Kaddafi ya Sarkozy, ya Esad ya Suudiler gibisinden basit ikilikler olarak meselelerin dayatılmasına izin vermek hızla teraziyi kopartmakla sonuçlanıyor. Referandumdaki 'Boykot' seçeneğinin siyasi diriliğini birkez daha anımsıyorum. Şimdi burada yeni 'ya Evet ya Hayır'lara sıkıştırılışımız bir de bakıyorsunuz sol perspektifin kaçınılmaz biçimde deforme edilmesinin sonucu olarak Esad rejimi yanlısı tutum almak, kolluk kuvvetlerinin cinayetlerini örtbas etmeye kalkışmak ile noktalanabiliyor. Devlet öldürülen askerlerden, polislerden bahsediyor ve sadece onlardan bahsedilsin istiyor olabilir. Bu bizim için çok tanıdık. İşte en son Hopa'da bırakınız ölümü yaralı kolluk kuvveti olduğunda dahi iktidar 'sizin şehidiniz varsa bizim gazimiz var o olayda' söylemini kullanabildi. İçerde dışarda bir tutarlılık gerekir. Biz devletin öldürdüklerinin çetelesini tutmuyor muyduk? Tersi devletçiliğin dibine vurmak değil midir? Devlet yetkililerin gösterdiği yanmış karakol binalarına bakıp da burada bir sürü polis ve asker öldürülmüş diye haber yapmak nasıl bağdaşıyor sol bir bakışla? Teröristler kolluk kuvvetlerini sebepsiz yere öldürmüşler, kolluk kuvvetleri kimseye bir şey yapmamış, asayiş berkemalmış, devletine bağlı gençlik Esad tşörtleri içinde dolaşıyormuş öyle mi? Şam sokakları aydınlık ve oldukça bakımlıymış, muhalifler gazeteciler geldi diye mahsus yürüyüş düzenliyorlarmış!?! Bu tarz bir haber Hakkari'ye gidilip yazılsa ne derdik acaba...&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Benim görebildiğim şu: bir tür anti-emperyalizm adına Libya ve Suriye örneklerinde iki taraftan birini tutması gerektiğini zanneden, hala 'boykot' seçeneğinin siyasi gücünü farkedemeyen kimi solcular Kaddafi ve Esad yanlılığına kadar işi çekebildiler. Özellikle Suriye karşımıza bir de İslam kartı çıkardı. Düşmanımın düşmanı dostumdur taktiği abartıldı. AKP Suriyeli İslamcı muhaliflerle irtibat halinde diye, sünni muhalifler devrede diye Esad övülüyor. Sanki Esad kaybederse Türkiye'de de İslamcılar güçlenir diye bir korkuyla hareket ediliyor. Şam'da ramazan dindarlığının, mahalle baskısının yokluğundan dem vuruluyor ve aman denilip 'Esad'ıma dokunma!' bile dllendiriliyor. Anlaşılmayan nokta neden her iki tarafa da mesafeli olma seçeneği yokmuş gibi davranılıyor. Bir de tabii ABD kime karşıysa onu biz destekleyelim tarzı bir anti-emperyalist düşmanımın düşmanı dostumdur motivasyonu var.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Anti-emperyalizm, emperyalizm dışında herkese zarar vermeye devam ediyor galiba. Kurnaz bir sol devletçiliğin doğurucusu ve sol-kalkanı olarak anti-emperyalizm kategorisinin kullanılmasına aşinayız. Hatta nasyonalizmi perdelemekte de çokça kullanıldı, kullanılıyor. Şimdi de Esadcılık olarak karşımıza çıktı.  Suriye'ye tarihi bir sol gönül borcu, Bekaa vadisi anılarının gözleri kapatan ağırlığı gibi gerekçelerse eğer dilleri kamaştıran öğe, bu hesaplaşma da yapılarak günün isyancı tavrı çatılabilir. O da mümkün.   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Aslında bu tip savrulmalar Suriye'deki siyasi hayata fazla yansımıyor. Türk sosyalistlerinin ne yaptığı, ne dediği, Suriye'nin özgürleşmesini pek etkileyecek gibi görünmüyor.  Ama Türkiye siyasetini doğrudan etkiliyor. Buradaki sol bakışın dünya siyasetine bakışı bu mu olacaktır? Herhangi bir yerdeki özgürlük mücadelesi ucu ABD'ye veya AKP'ye yarıyorsa kötü müdür? Anti-emperyalizm de iyice her kilide sokulup zorlanan bir anahtara dönüştü. Hiçbirini de açamıyor.  Daha karmaşık bir şema ile karşılaştığımızı neden kabul edemiyoruz, kendi konumumuzu koruyup eleştirel önerilerimizi neden geliştiremiyoruz? Şunlar ilgili bir yazıdaki en temel referanslar olmalı değil mi: Esad rejimi baskıcı, belki giderek bizim de dönüştüğümüz gibi, özgürlüklerin düşmanı bir polis devleti rejimidir, muhalifleri yabancı ülkelerin desteklemesi gerekçesiyle gayrımeşru kılmaya çalışmak Türkiye'de Kürtlere karşı çok yapılmış ve halen yapılmakta olan bir hiledir, özgürlükçü sol bir bakış bütün uluslararası planları deşifre etmeye, güç odaklarının hareketlerini görünür kılmaya, özgürlükçü girişimleri işaret etmeye, muhaliflerdeki arızalara karşı uyarılarını özenle çatmaya ve ülkedeki solun en yakın öğelerini öne çıkarmaya çalışmalı değil midir?   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Çeşitli bahanelerle polis devletlerini destekleyen bir sol Türkiye içinde polis devleti yeşeriyor diye isyan ettiğinde kafalar karışmayacak mı? Veya şimdi ABD Türkiye iktidarına ters düşerse  anti-emperyalizmin gereği Türkiye iktidarını desteklemek mi olacak?!?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Şam'dan, Ankara'dan, Trablus'tan uzak duralım... Ezilen isyan ettiğinde “senin isyanın geçersiz çünkü senin ütopyan mükemmel değil” denemez. Önce isyan edecektir. “Mükemmel senin anandır” der çıkar işin içinden. Ezilen isyan ettiğinde “senin isyanın geçersiz çünkü efendinin bazı rakipleri bu isyana bakıp kıs kıs gülüyorlar sana da çaktırmadan ekmek su gönderiyorlar” denemez. Ezilen bulduğu ekmeği yer, suyu içer ve indirebiliyorsa Robinson'ı indirir. Cuma'nın öncelikli derdi değildir uluslararası ilişkiler. Süpergüçler haritalarını açtıklarında petrodolardan başka bir şey göremiyor olabilirler, ama bizim insanları görmemiz gerekiyor. Diyarbakır'a, Bengazi'ye, Hama'ya bakan bunu akılda tutmalı...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-3390890900845309997?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/3390890900845309997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=3390890900845309997&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3390890900845309997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3390890900845309997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/09/ilistirilmis-anti-emperyalizm_04.html' title='İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-689603113478877319</id><published>2011-09-04T01:15:00.001+03:00</published><updated>2011-09-04T01:15:47.736+03:00</updated><title type='text'>İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!</title><content type='html'> 	 	 	   &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   4 Eylül 2011, Dalalet 88/196&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Günümüzde bazen öyle bir antiemperyalizm geliştiriliyor ki bu anti-emperyalizmin emperyalistlere bir zararı yok ancak üçüncü dünyanın ezilenlerine var! Garip ama gerçek.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Birşeyler fena halde ters gidiyor. Katliam yapan devletin doğrudan katliamlarını aklamaya çalışan iliştirilmiş gazetecilik yapılmasına kadar gitti iş. Tabii sorunun büyük kısmının karmaşık seçeneklerin geçersiz olduğunun düşünülmesine dayandığı da öne sürülebilir. Ya Kaddafi ya Sarkozy, ya Esad ya Suudiler gibisinden basit ikilikler olarak meselelerin dayatılmasına izin vermek hızla teraziyi kopartmakla sonuçlanıyor. Referandumdaki 'Boykot' seçeneğinin siyasi diriliğini birkez daha anımsıyorum. Şimdi burada yeni 'ya Evet ya Hayır'lara sıkıştırılışımız bir de bakıyorsunuz sol perspektifin kaçınılmaz biçimde deforme edilmesinin sonucu olarak Esad rejimi yanlısı tutum almak, kolluk kuvvetlerinin cinayetlerini örtbas etmeye kalkışmak ile noktalanabiliyor. Devlet öldürülen askerlerden, polislerden bahsediyor ve sadece onlardan bahsedilsin istiyor olabilir. Bu bizim için çok tanıdık. İşte en son Hopa'da bırakınız ölümü yaralı kolluk kuvveti olduğunda dahi iktidar 'sizin şehidiniz varsa bizim gazimiz var o olayda' söylemini kullanabildi. İçerde dışarda bir tutarlılık gerekir. Biz devletin öldürdüklerinin çetelesini tutmuyor muyduk? Tersi devletçiliğin dibine vurmak değil midir? Devlet yetkililerin gösterdiği yanmış karakol binalarına bakıp da burada bir sürü polis ve asker öldürülmüş diye haber yapmak nasıl bağdaşıyor sol bir bakışla? Teröristler kolluk kuvvetlerini sebepsiz yere öldürmüşler, kolluk kuvvetleri kimseye bir şey yapmamış, asayiş berkemalmış, devletine bağlı gençlik Esad tşörtleri içinde dolaşıyormuş öyle mi? Şam sokakları aydınlık ve oldukça bakımlıymış, muhalifler gazeteciler geldi diye mahsus yürüyüş düzenliyorlarmış!?! Bu tarz bir haber Hakkari'ye gidilip yazılsa ne derdik acaba...&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Benim görebildiğim şu: bir tür anti-emperyalizm adına Libya ve Suriye örneklerinde iki taraftan birini tutması gerektiğini zanneden, hala 'boykot' seçeneğinin siyasi gücünü farkedemeyen kimi solcular Kaddafi ve Esad yanlılığına kadar işi çekebildiler. Özellikle Suriye karşımıza bir de İslam kartı çıkardı. Düşmanımın düşmanı dostumdur taktiği abartıldı. AKP Suriyeli İslamcı muhaliflerle irtibat halinde diye, sünni muhalifler devrede diye Esad övülüyor. Sanki Esad kaybederse Türkiye'de de İslamcılar güçlenir diye bir korkuyla hareket ediliyor. Şam'da ramazan dindarlığının, mahalle baskısının yokluğundan dem vuruluyor ve aman denilip 'Esad'ıma dokunma!' bile dllendiriliyor. Anlaşılmayan nokta neden her iki tarafa da mesafeli olma seçeneği yokmuş gibi davranılıyor. Bir de tabii ABD kime karşıysa onu biz destekleyelim tarzı bir anti-emperyalist düşmanımın düşmanı dostumdur motivasyonu var.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Anti-emperyalizm, emperyalizm dışında herkese zarar vermeye devam ediyor galiba. Kurnaz bir sol devletçiliğin doğurucusu ve sol-kalkanı olarak anti-emperyalizm kategorisinin kullanılmasına aşinayız. Hatta nasyonalizmi perdelemekte de çokça kullanıldı, kullanılıyor. Şimdi de Esadcılık olarak karşımıza çıktı.  Suriye'ye tarihi bir sol gönül borcu, Bekaa vadisi anılarının gözleri kapatan ağırlığı gibi gerekçelerse eğer dilleri kamaştıran öğe, bu hesaplaşma da yapılarak günün isyancı tavrı çatılabilir. O da mümkün.   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Aslında bu tip savrulmalar Suriye'deki siyasi hayata fazla yansımıyor. Türk sosyalistlerinin ne yaptığı, ne dediği, Suriye'nin özgürleşmesini pek etkileyecek gibi görünmüyor.  Ama Türkiye siyasetini doğrudan etkiliyor. Buradaki sol bakışın dünya siyasetine bakışı bu mu olacaktır? Herhangi bir yerdeki özgürlük mücadelesi ucu ABD'ye veya AKP'ye yarıyorsa kötü müdür? Anti-emperyalizm de iyice her kilide sokulup zorlanan bir anahtara dönüştü. Hiçbirini de açamıyor.  Daha karmaşık bir şema ile karşılaştığımızı neden kabul edemiyoruz, kendi konumumuzu koruyup eleştirel önerilerimizi neden geliştiremiyoruz? Şunlar ilgili bir yazıdaki en temel referanslar olmalı değil mi: Esad rejimi baskıcı, belki giderek bizim de dönüştüğümüz gibi, özgürlüklerin düşmanı bir polis devleti rejimidir, muhalifleri yabancı ülkelerin desteklemesi gerekçesiyle gayrımeşru kılmaya çalışmak Türkiye'de Kürtlere karşı çok yapılmış ve halen yapılmakta olan bir hiledir, özgürlükçü sol bir bakış bütün uluslararası planları deşifre etmeye, güç odaklarının hareketlerini görünür kılmaya, özgürlükçü girişimleri işaret etmeye, muhaliflerdeki arızalara karşı uyarılarını özenle çatmaya ve ülkedeki solun en yakın öğelerini öne çıkarmaya çalışmalı değil midir?   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Çeşitli bahanelerle polis devletlerini destekleyen bir sol Türkiye içinde polis devleti yeşeriyor diye isyan ettiğinde kafalar karışmayacak mı? Veya şimdi ABD Türkiye iktidarına ters düşerse  anti-emperyalizmin gereği Türkiye iktidarını desteklemek mi olacak?!?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Şam'dan, Ankara'dan, Trablus'tan uzak duralım... Ezilen isyan ettiğinde “senin isyanın geçersiz çünkü senin ütopyan mükemmel değil” denemez. Önce isyan edecektir. “Mükemmel senin anandır” der çıkar işin içinden. Ezilen isyan ettiğinde “senin isyanın geçersiz çünkü efendinin bazı rakipleri bu isyana bakıp kıs kıs gülüyorlar sana da çaktırmadan ekmek su gönderiyorlar” denemez. Ezilen bulduğu ekmeği yer, suyu içer ve indirebiliyorsa Robinson'ı indirir. Cuma'nın öncelikli derdi değildir uluslararası ilişkiler. Süpergüçler haritalarını açtıklarında petrodolardan başka bir şey göremiyor olabilirler, ama bizim insanları görmemiz gerekiyor. Diyarbakır'a, Bengazi'ye, Hama'ya bakan bunu akılda tutmalı...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-689603113478877319?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/689603113478877319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=689603113478877319&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/689603113478877319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/689603113478877319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/09/ilistirilmis-anti-emperyalizm.html' title='İLİŞTİRİLMİŞ ANTİ-EMPERYALİZM!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-8082518487366476945</id><published>2011-08-28T02:01:00.001+03:00</published><updated>2011-08-28T02:01:39.084+03:00</updated><title type='text'>FENERBAHÇE CUMHURİYETİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDEN KOPUYOR!</title><content type='html'> 	 	 	   &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;FENERBAHÇE CUMHURİYETİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDEN KOPUYOR!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   28 Ağustos 2011, Dalalet 87/195&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Fenerbahçelilik giderek daha çalımlı bir kimliğe dönüşmekte Türkiye'de. Eskiden rakipleri sinirlendiren 'Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak' diye kibirli bir sloganı vardı. Şapkalara ısrarla bu slogan yazılıyordu. Neden Fenerbahçe'yi kafaya taktınız denen rakip taraftarlar bu sloganın rahatsız ediciliğini işaret ediyorlardı. O sloganda, meşhur Fenerbahçe Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine oturma tehdidi savuruyordu. Buradaki tek hakim biz olacağız, tek büyük biz olacağız, tek başımıza bütün cumhuriyeti temsil edeceğiz tehdidiydi bu. Zaman zaman rakiplerinden kopma sinyalleri de vererek iyice bu tehdidin gerginliğini arttırıyordu. Amatör branşlardaki mutlak üstünlük, futbol takımının sık sık bir seri yakalasa diğerlerinden kopacakmış izlenimi veren istikrarlı başa oynama adeti, 3-0'dan geri dönülen efsanevi Galatasaray ve Gaziantep maçlarını anımsatacak şekilde Denizli faciası gibi facialardan geri dönebilme becerisi hatta bu tür başka hiçbir takımın başına gelmeyen, gelmemiş, muhtemelen de gelmeyecek bir hadisenin tekrarıyla dahi başaçıkabilme ve dağılmama geleneği, rakiplerin Fenerbahçe'ye karşı dayanışma yapması fikrinin giderek normalleşmesi ve buna tenezzül etmemesi beklenecek takımları dahi kapsayabilmesi, ezeli rakibe karşı istisnasız üstünlüğün bir gelenek halini alması ve kırılamaması, 'Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak' tehdidinin nesnel karşılıklarını oluşturuyordu. Diğerlerinden kopma yetisini yedekte tutma duygusunun gururu, mağrurluğu, alıştırdığı yukardan bakma tutumu zor direnilen bir cazibe sunmakla birlikte bu sloganda hayli itici bir yan da bulunuyordu. Halbuki Fenerbahçe boşuna Fenerbahçe Cumhuriyeti adını almamıştı. O Türkiye cumhuriyeti içinde ayrı bir cumhuriyetti. Ve Türkiye Cumhuriyetini içerden 'işgal' etmeye ve yurttaşlarını asimile etmeye niyetlenmesi hiç de vaadkar görünmüyordu. Ki zaten 'tek' olma arzusu son derece problemli bir seri olduğu bilinen 'tek devlet, tek millet, tek din, tek ırk' serisine 'tek takım'ı eklemeye meyyal bir arzuydu. İşte bu 'tekçi' eğilimden hoşlanmayan Fenerbahçeliler için hayırlı bir gelişme yaşanıyor şu günlerde (ya da bir süredir): Fenerbahçe Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti'nden kopuyor! &lt;i&gt;FC vs TC (FC TC'ye Karşı) &lt;/i&gt;davası olarak yaşıyor Fenerbahçeliler bu davayı. Artık 'Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak' şapkaları üretilmesin. Bunlara bir son verilsin. Fenerbahçeliler artık bunu istemiyor. Bu eğilim çok şükür Fenerbahçe içinden düştü. Yerine ne geldi peki? Bakalım.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Aslında daha şampiyonluk kutlamaları sırasında hissedilmişti yerine gelen slogan: Biz Bize Yeteriz! Fenerbahçeli artık kimseyi ele geçirmek, kendine katmak, dönme ordularıyla seferlere koşmak arzusu taşımıyordu. Hatta asimilasyonu bırakın her tür ittifak ihtimalini dahi defterden silmişti. Karşısındakilerin bir gün Fenerbahçeli olmasını istemiyordu. Tersine onları hep rakip kalmaya çağırıyordu. Sizinle hiçbir zaman ittifak yapmayacağım, her zaman çatışmaya hazırım. İstediğiniz gibi kendi aranızda birlik oluşturabilirsiniz. Ukalaca, ama şuna buna pusu kurmaktan çok düelloya davet etmeye eğilimli bir perspektif.   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Ancak bu reaksiyon giderek devleti ve iktidarı da karşısına aldı. Şampiyonluk öncesinde Fenerbahçe şampiyon olmasın diyen devlet adamları, Trabzon lehine iradeyi diline dolamış Wikileaks belgeleri vs derken Fenerbahçe devletle birebir karşı karşıya gelinen noktayı da buldu. Artık siyasi tutuklanmalar estetiğinde Fenerbahçe operasyonları yapılıyor. Cuma günkü BirGün gazetesinin baş sayfasına bakıyorum. Kimi daha önce yayımlanmış ilgili köşe yazılarını hatırlıyorum. Artık Fenerbahçe ile ilgili haberlerde menajerlerden, topçulardan, taraftar derneklerinden değil cemaat parmağından, yeni TC'nin futbola 'da' el koyma faaliyetlerinden, hukuksuz yargılanmalardan, saçmalıklardan, tutarsızlıklardan, diğer pek çok davadan bildiğiniz temalardan sözediliyor. Böyle bir kulüp oldu Fenerbahçe.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Denizli faciasından sonra olduğu gibi, dağılıp dağılıp toparlanma kültürü gelişmekte Fenerbahçe taraftarında. Rakiplerin sayısıyla beraber cüsselerinin de azmanlaştığı, kulübün, taraftarın gücünün sınandığı duygusunu hissediyorlar.  Eski kibrin yerini başka bir kibir aldı. Çatışkan bir özgüven geliştiriyor Fenerbahçe taraftarı. Biz bize yeteriz fikri büyüyor. Narsistik bir sıfırdan doğarız teması devrede. Konuştuğum her taraftar İkinci Lig'e değil amatör kümeye düşürülmek istiyor. Hulk'un öldürücü yumruğunu yedikten sonra zorlukla doğrulup dişleri dağılmış ağzına aldırmadan “bütün yapabildiğin bu mu?” der gibi...  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Futbol entelektüellerinin futbolu en azından bir süreliğine terketmeleri gerektiğini düşündüğümü söylemiştim. Ancak sadece onlar değil ortalama futbol yorumcuları da üzerinde konuşacak anlamlı bir futbol platformu bulamaz hale gelmekteler gördüğüm kadarıyla. Lig asla eskisi gibi olmayacak. Fenerbahçeli de lige eskisi gibi bakmıyor bugün. Fenerbahçeli Türkiye Ligi'ni kazanmak değil Türkiye Ligi'ni yenmek istiyor artık. Bu mitsel, metaforik anlatıların fiili karşılıkları sertlik, şiddet ve çatışma da içerme riski barındırıyor.  En kötüsü de bu.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Kısacası; Fenerbahçe Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti'nden kopuyor.  Özerkliğini ilan etme yoluna girdi yavaş yavaş...      &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-8082518487366476945?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/8082518487366476945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=8082518487366476945&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/8082518487366476945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/8082518487366476945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/08/fenerbahce-cumhuriyeti-turkiye.html' title='FENERBAHÇE CUMHURİYETİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ&apos;NDEN KOPUYOR!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-8346985378715723692</id><published>2011-08-20T16:05:00.001+03:00</published><updated>2011-08-20T16:05:58.039+03:00</updated><title type='text'>NEO-EMPERYAL TÜRKİYE</title><content type='html'> 	 	 	   &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;NEO-EMPERYAL TÜRKİYE&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   21 Ağustos 2011, Dalalet 86/194&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Savaş uyandı. Savaş, yeni bir güne başlıyor, geriniyor, kaslarını esnetiyor. Nefesini içine çekiyor. Yeni güne gözlerini alıştırıyor.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Türkiye iktidarı, doğrudan söylersek, içerisini bitirdik şimdi sıra dışarıda havasında. İçerideki rakiplerini ve de düşmanlarını tek tek devirip tüm ülkeyi tek bir ya sev ya terket potasında eriten iktidar partisi ve hareketi artık bir parti ve hareket olmaktan çıktı ve tam teşekkülü bir devlet oldu. Bu devletin tümgüçlü iktidarı olarak dolayısıyla bugün yekpare biçimde büyük harfle Türkiye İktidarı'nı kapsıyor. Ülke içindeki mutlak hakimiyetin bir sonraki adımı kaslarını dışarısının ayazında hayal etmek. Şimdi gücünü dışarıda denemek istiyor. Bunu hakettiğini düşünüyor.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Suriye ve Kandil askeri tahayyülleri, Somali ticari atılımıyla birlikte düşünülmeli. Savaş sistemin sağlığıdır denir. Gürbüz bir sistem arayışı iç savaşların ardından dış savaşlara getiriyor sırayı.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bu noktada enteresan bazı detaylar da dikkat çekmiyor değil. Birincisi, iktidar artık Kürt meselesini bir dışişleri meselesi olarak alıyor. Dışarısıyla kendini denemenin bir ilk sınavı olarak Kürt erkini gözüne kestiriyor. Ki Kürtlerin mental olarak Türkiye'den bir süredir koptukları gözleniyordu. Bu kopmanın bir onaylanmasıdır iktidarın yaptığı.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bu arada, Kürtler dışişlerinin meselesi olurken, Suriye'den içişlerimiz sayılır diye sözediliyor. Sünnilik tabanlı bir Suriye muhalefetinin içişleri vurgusuna zemin oluşturduğu, seküler Kürt hareketinin ise dışarıda konumlandırıldığı öne sürülebilir.  Türkiye artık Kürt hareketini bir dış düşman gibi karşısına almaktan sözediyor. Savaş boyası dili kullanılıyor.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bülent Kale'nin bianet'teki “&lt;i&gt;Somali: İnsanlık Ölmedi Ticaretle Uğraşıyor&lt;/i&gt;” yazısında gösterdiği gibi Somali operasyonu çok büyük bir ticari operasyonun kilit noktası olduğu için bu denli mühim. Ve bu operasyon Suriye tehditleri, ve seküler Kürt hareketine karşı tehditle birleşiyor. İçeride dediğim dedik, kuralsız ve rakipsiz bir yönetim şekillendikçe polis devleti tonunun arttığını vurgulayanlar bu polis devletiyle dışarıda savaş arzusunun çeliştiğini düşünebilirler. Oysa süreklilik de gözlenebilir bu iki hatta. Ticaret, tebliğ ve zor üçlüsünün bir kombinasyonu her durumda kullanılıyor. İş Somali'den zenci köle getirme hayallerine kadar vardı! Zaten çalışan hakları konusundaki tavizsiz işveren yanlısı perspektif, işverenin çalışanlara 'ekmek veren' kişi olduğu muhafazakar fikri sistemle uyum içinde büyüyor, giderek daha hakim hale geliyor. İşverenin sömürmekle başlattığı 'yardım'ını zekat vs ile sürdürmesi ile Somali'ye yardım demagojisinin de apaçık sürekliliği mevcut. Sistemin toplam muhafazakarlığının kemikleşmesiyle rüzgarın kendilerinden yana tümgüçle estiğini hisseden Anadolu erkeklerinin eşlerini, eski eşlerini, sevgililerini, eski sevgililerini, erişebildikleri kadınları Norveçli faşist gibi tek tek vurmaları, vurmayanların da vurma tehdidiyle sindirmeleri, her yerde erkekegemenliğin önünün açılmasının bu tür somut saldırılarla taçlanması gibi, her örnekte koşulsuz işveren yanlısı, koşulsuz işçi karşıtı, çalışan haklarını neo-Özalizmin ülke ekonomisini ileri taşıması önünde bir ayak bağı olarak gören tümgüçlü iktidar döneminde de artık işverenler köle işçi getirmeyi dahi hayal edebiliyor ve bunu dillendirebiliyorlar.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Ayrıca bu meselenin Kürt siyasetiyle bir başka bağı daha bulunuyor. Sırrı Süreyya Önder, seçimlerden önce Express seçim özel sayısına verdiği bir mülakatta, biraz da radikal solun Kürt blokunda yer almasının bir gerekçelendirmesi olarak, günümüzde Türkiye'nin neredeyse bütün bölgelerinde işçi sınıfının temelde Kürtlerden oluştuğunu söylüyordu. Kritik bir nokta ve seçimden sonra da üzerinde durulmayı hakediyor. Tuzla'daki işçilerden kot işçilerine, oradan mevsimlik işçilere kadar uzanan bir işgücü. Bu sahne Afrika'dan müslüman köleler getirip asi Kürtleri tasfiye etme, ekonomiden ve Türk bölgelerinden de defedip bir bölgede sıkıştırma ve orada meseleyi zor yoluyla çözme tehdidine bizi götürüyor olmasın?   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Eskiden Türkiye'nin bir sömürge mi olduğu yoksa kendisinin mi sömürgeci olduğu tartışmaları olurdu. Şimdiki emeller de Osmanlıcılık üzerinden tartışılıyor. Aslında yapılan neo-emperyal bir hayal olduğu için adı böyle konmakta. Yoksa sözgelimi Libya'daki itaatkar tutumlar son adamına kadar ezilmiş bir medyaya mahkum edilmiş olmasak hasta adam imgesiyle vs de tartışılabilirdi. Ama aslında daha çok soğuk savaş dönemi Türkiye'si ile hasta adama bir ayağı basarken diğer ayağını İstanbul'un fethinde tutan bir emperyal figür olarak o kadar güçlü olmayan Türkiye savaş boyalarıyla hem gücünü arttırmaya ihtiyaç duyuyor hem de daha güçlü gözükmeye. Savaş, saldırı, kavga, agresif bir ticaretle ve bir tür misyonerlikle birlikte zayıflıkları örten ve hatta zayıflıkları ilerde yokedeceğine inanılan bir formül neo-emperyal Türkiye için...  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-8346985378715723692?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/8346985378715723692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=8346985378715723692&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/8346985378715723692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/8346985378715723692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/08/neo-emperyal-turkiye.html' title='NEO-EMPERYAL TÜRKİYE'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-754128473769845614</id><published>2011-08-07T14:00:00.001+03:00</published><updated>2011-08-07T14:00:39.506+03:00</updated><title type='text'>GİDENLERİN ARDINDAN</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;GİDENLERİN ARDINDAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   7 Ağustos 2011, Dalalet 84/192&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Ölen yazarların, sanatçıların ardından yazılan 'ardından' yazılarındaki ciddiyetsizlik, keyfilik ve benmerkezcilik hayret ettiriyor beni. Türkiye'de hayatını kaybeden sanatçıların ardından doğru düzgün yazılar okuyamıyoruz. Daha yeni, bir yazar sonra da bir sanatçı hakkında yazılmış uğurlama yazılarını okudum. Akıl alır gibi değil. Uğurlayanlar hayata veda eden isimle kişisel maceralarına mutlaka özel bir önem atfediyorlar; yok efendim şu kadar yıldır tanırdım, has adamdı, güzel adamdı, bir taneydi, biz onunla ne biçim eğlenmiştik ama, çok olağanüstü bir dostluğumuz vardı, siz bilmezsiniz. Şunu söylüyorlar özetle: ben ayrıcalıklı biriydim, siz uzak okurların romanlarından tanıdığı kişiyi şahsen tanıyordum, onunla özel anlar paylaşıyordum, işte size de şimdi bu özel anlardan bir yudum koklatıyorum. Ama gerçekte bu güzellikler hem tercüme edilemez niteliktedir hem de sözkonusu kişi hayata gözlerini kapadığından yinelenemezdir. Dolayısıyla ben yaşadım, biz yaşadık ve bitti.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;'Ardından' yazılarını bundan sonra sanatçıyla kişisel hiçbir anısı olmayanlar yazmasına özen gösterilse keşke diyorum. Asıl amaç geri hatırlansa: aramızdan birini kaybettik, o kişi yaşarken şunları şunları yapmıştı, şu şu yaptıkları bu bu sebeplerle önemliydi, şöyle bir etkide bulunmuştu vs vs.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;b&gt;ÖCALAN TAPINCI ENSTRÜMANI&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Türkiye sivilleşiyor diyenler cezaevi operasyonlarının Hayata Dönüş diye adlandırılmasına benzer bir adlandırma siyaseti güdüyorlar. Yoksa Türkiye sınıfın köşesinde otoriter ayağını değiştiriyor sadece. Türkiye otoriter, baskıcı, hiyerarşik, tek tip, piramidal, tepeden inmeci, özgürlüklere kapalı, basınsız, eleştirisiz, gaddar rejimler üretmek konusunda tecrübeliydi zaten, bugünlerde kendi rekorlarını egale etmekle, kendi rekorlarını kırmanın hayalini kurmakla meşgul. Türkiye iktidar aygıtı gece yatağına yatınca bir sonraki rekoru hangi boyunda kırsam diye düşünerek uykuya dalan bir Sergei Bubka pozisyonunda. Öte yandan Kürt hareketi Türkiye'den mental olarak kopmakla kalmadı aynı zamanda da sivilleşti. Ya da bu anlamda da Türkiye'den koptu demek gerek. Türkiye giderek daha fazla baskıya yatırım yaparken, sistemi özgürlüklerin iptali üzerine inşa ederken, Kürt hareketi bu çerçeveden dışarı çıktı, kendisi başka, özgürlükleri arayan bir iklimde yaşamaya başladı. Bu çerçevede Öcalan tapıncını her bir uzak bireyi tek tek erklendirmeye ve genel olarak iktidarı gayrımeşrulaştırmaya yarayan bir enstrüman olarak kullanıyorlardı.  Öcalan rolüne ayak uydurmaya çalışıyor bu dansta. Neferleşme sürecini geliştiriyor. İmzalanmayacak ve imzalanamaz protokollerin görüşmelerini bir takım 'heyetlerle' yürütmekten ben aradan çekilirim resti çekebilmeye kadar üzerine ne düşerse yapıyor, ne görev düştüğünü anlamaya çalışıyor. &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Öcalan'ın aradan çekilme restiyle her iki tarafı tehdit etmeye çalışmıyor yani. Öcalan asla 'yiyin birbirinizi' demiyor. Öcalan bir 'biz'in parçası ve giderek daha neferleşen bir parçası. Öcalan yiyin birbirinizi diyebilecek bir mesafede değil. İmralı'yı fiilen içerisi olduğu ölçüde harekete göre de dışarısı olarak lanse etmeye çalışan iktidar yanlısı liberaller hareketin Öcalan enstrümanını kullanışındaki esneklik karşısında şoke oluyorlar ve esnekliği yok sayarak yok etmeye kalkışıyorlar. Ama bu şekilde Kürt hareketini yok edebileceğimiz günler geride kaldı. Geride kaldı derken Kürtler kendileri geride bıraktılar, kendi çabalarıyla başka bir devir açtılar.  Öcalan her iki devri de yaşadı. Şimdi 'heyetle' görüşen esasında sokaklarda taş atan ve gencecik yaşta hayatıyla oynanan çocuklardır. Heyetlerle onlar görüşüyorlar. Ve heyete onlar rest çekiyorlar. Öcalan uyum sağlıyor sadece başarıyla...  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-754128473769845614?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/754128473769845614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=754128473769845614&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/754128473769845614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/754128473769845614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/08/gidenlerin-ardindan.html' title='GİDENLERİN ARDINDAN'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-6498017851708499870</id><published>2011-07-31T00:38:00.001+03:00</published><updated>2011-07-31T00:38:34.392+03:00</updated><title type='text'>ŞİKESİZ, TERTEMİZ BİR KAPİTALİZM!!!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;ŞİKESİZ, TERTEMİZ BİR KAPİTALİZM!!!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   31 Temmuz 2011, Dalalet 83/191&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;İlk soru şuydu: şimdi, düne kadar futbola zihinsel yatırım yapan ve okurlarından da yapmalarını talep eden futbol entelektüelleri bu şike soruşturmasından sonra ne yapacaklar? Kendilerini nasıl rahat hissedecekler? Bundan sonra bir oyuncu bir topu zıt geçtiğinde belki de hayatının volesini vurup vurmadığını nereden bileceğiz? Yakalanmamış olmasından mı? Cemaate yakın bir isimse ya? Futbola atfedilen bütün o anlamlar ne olacak? Hani duygusal, sosyal, binbir hayat sahnesi sunuyordu bize yeşil sahalar? Onu bırakın okur nasıl ikna edilecek? İncelikli analizleri, güzel benzetmeleri, kavramsal perspektifleri, futbolcuların serüvenlerini tek tek gözetmeyi takım ruhuyla ve oyunun ruhuyla ustaca harmanlayan yorumları okuduktan sonra içinde bir kuşku kalan okur şöyle demeyecek mi: “bunlar böyle iyi güzel yazıyorlar da acaba gerçekte ne oldu, bir Ahmet Çakar ile Erman Toroğlu'na bakiyim en iyisi!”&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Futbulda ne olup bittiği futbol ulemalarından sorulurmuş meğerse havası doğmadı mı bütün bunlardan?  Endüstriyel futbol intikamını bir şike soruşturmasıyla alıverdi işte. Bütün anlamı söktü aldı. Evet şike soruşturmasının kendisi şike gibi görünüyor diyenleri anlıyorum. Türkiye'de tutuklamaların, eşlik eden basın yoluyla gayrımeşrulaştırma plotlarıyla yürütüldüğünü bilmeyen yok artık. Kimse salt tutuklanmıyor, herkes aynı zamanda bir de hikaye ile tutuklanıyor. Biri tutuklanınca basına hangi haberlerin hangi dille yaptırtılacağının metnini kimler yazıyor, nasıl bir çalışma ekibi acaba? Bu tutuklama eşlikçisi haberlerin yazılması kitap tanıtımı olarak basın duyurularının birebir kullanılmasına benziyor ama o duyurular çok küçük yer kaplar, halbuki burada ana haber onlardan oluşuyor.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Rıdvan Akar herkesi, bütün futbol entelektüellerini bir manifestoyla kurtarabildi mi? Benim gibi futbol entelektüeli olamamakla birlikte ağzına futbol terimlerini dolamadan konuşamayan çeperdekileri dahi rahatlatacak bir çerçeve sağlayıverdi çok şükür Akar.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Ama bu dondurmanın bu sıcaklarda hızlı eriyeceğini tahmin ediyorum. Biz küresel kapitalizme bir Alman firması Türkiye'den ihale almak için rüşvet verdi diye mi karşıyız? Yoksa küresel kapitalizm olduğu için mi? Endüstriyel futbol endüstriyel futbol olduğu için mi kötüydü yoksa bazı hakemlerle bazı futbolcular, bazı menajerler, bazı mafyalar ve bazı bahisciler bazı maçları ayarladıkları için mi?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Futbol ulemaları her topun arkasında bir komplo ararlarken bize fazla yavan geliyorlardı. Onları dinlemekten hoşlanmıyorduk. Çünkü haklı olmaları halinde futbolda üzerine düşünecek, konuşacak, ciddiye alacak bir şey de yok demekti. Biz de futbolu ciddiye alabilmek adına onları defterden sildik. Fakat sonra kendisi şike mike de olsa bir şike soruşturması çıktı masaya. Şimdi futbolu ciddiye almak eskisi kadar kolay değil ve bir süre de olmayacak.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Konuyla ilgili en iyi yorum bence Akar'ın kirlileri dışarıda gösterip taraftarlık alanını temiz, barınılabilir ve günahsız bir yer olarak kodlamaya çalışan manifestosu değil, Bülent Somay'ın “artık biliyoruz, bildiğimizi de biliyoruz” yorumuydu. Biz baştan beri suçun farkındaydık, aptal değiliz ya, ama hoşumuza gidiyordu, bildiğimizi bilmek istemiyorduk, bilmemeyi de başarıyorduk. Şimdi artık mümkün değil. Bunu elimizden aldılar. Şikecilerin oyunu değil bizim oyunumuz bozuldu. Endüstriyel futbolda 'adil oyun' kavramı neo-liberal kapitalizmde 'adil sömürü' gibisinden kendi kendini aklamaktan başka işlevi olmayan bir kavram. Acımasız bir zincir ne kadar 'fair trade' (adil ticaret) yapabilirse Şampiyonlar Ligi de o kadar 'adil oyun' oynayabilir.  Somay'ın “biz de artık Barcelona maçlarını seyrederiz” tesellisinin kendisini de kesmeyeceğini tahmin ediyorum. Goloğlu'nun dediği gibi, bizim mahallenin çocukları top oynamadıktan sonra ne kadar duygusal yatırım yapılabilir ki bu oyuna? Hem unutmayalım, Baliç İspanya'dan döndüğünde Real Madrid ve Barcelona'dan aldığı teşvik primlerinin ne tatlı paralar olduğunu ballandıra ballandıra anlatmıyor muydu? Hoş, Somay da zaten 'İspanyol savcıları uyanana dek' çekincesini koymuştu.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Benim baştan beri savunduğum pozisyon belli: ben futbol tutkusunun rasyonalize edilmesine, futbol ile insanlık bir fayda görebilirmiş gibi yapılmasına, futbol daha güzel bir yer olursa dünya da daha güzel bir yer olurmuş izleniminin uzaktan dahi olsa verilmesine, futbol tutkusunun sol değerlerle geliştiğinin ucundan dahi olsa ima edilmesine hep kuşkuyla baktım. Endüstriyel futbol kültürünün futbol entelektüellerince ülkemizde delinmesi harikaydı, ve kültür endüstrisine karşı çıkışlara da ilham olasıydı. Ama bir mesafeyi hep korumak da gerekiyordu. Ben futbolu irrasyonel bir tutku olarak kabul etmemizi öneriyorum. Takım aidiyetlerinin açıklanamaz olmasına, çocukluğa bir sadakat olarak irrasyonelliğe sadakatla yürütülmesini savunuyorum. Ortada öyle ya da böyle bir tür fanatizm yoksa bunca zamanı, emeği, duygusal ve zihinsel odaklanmayı hakedecek bir şey sunamaz futbol. Renk aşkı 'deli diyorlar bana, desinler değişemem' tarzı bir akıl yürütmeden fazlasını gerektirmez iş savunma yapmaksa. Serde anarşistlik varsa kişi St. Pauli'yi tutabilir, kaşkolunu takabilir, ama çocukken o formayı geçirmediyse üzerine bir daha da kalbi küt küt atmaz. Bu kalp atışının da bir açıklaması yoktur. Olması da gerekmiyor. Kim Dante'ye “neden Beatrice” diyebilir?&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Futbol kulüplerini siyasi operasyonlarla ele geçirmenin planları yapılıyorsa eğer artık bunu tartışmanın futbol aşkı ile bir ilgisi kalmamıştır. Siyasi analiz gerektiriyor. Popüler kültürün propaganda aracı olarak kullanılmasını, NTV'deki revizyonla Fenerbahçe'deki revizyonun rabıtalarını okumak gerekiyor. Belediye takımlarının birinci ligde ne işi var derken belki de ileride sadece belediye takımları olacak liglerde. Bunların da Alex'in teknik becerisiyle, Gökhan Gönül'ün ortalarıyla, Tolga'nın kırık burnuyla sahaya geri dönüş azmiyle bir alakası yok. Ekranda yeşil zemini görünce kusacak gibi olan anti-futbol arkadaşlarımızın sahasına girdi artık futbol tartışmaları. Şimdi onların futbol yazmasının zamanı geldi.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Futbol sahnesi gerçekmiş gibi yaparak çocukluğumuzun diri kaldığı bir mitolojinin içinde keyifle sürükleniyorduk, içinde bulunduğumuz reel hayatlara paralel bir de mitsel futbol evreninde yaşıyorduk. Bizim oyunumuz buydu. Şimdi artık kimbilir hangi hesaplarla oyunumuzu bozdular. Elinden bütün fetişleri alınmış birinin yatakodasındaki sakilliğini yaşıyoruz. Ne yapalım yani, çiftleşelim mi?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Yatakodasının tamamen terkedilmesi, Goloğlu'nun ilk refleksi, daha mı isabetliydi acaba?. Futbol Asla Sadece Futbol Değildir mottosu mitsel evrenimizi koruyordu, şimdi Futbol Futbol Hiç Olmadı diyorlar bize, ve bundan sonra da olmasına izin vermeyeceğiz. Haberlerin haberler olmasına izin vermeyeceğimiz gibi.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bundan sonra futbol hakkında ancak Chomskyvari yazılabilir diyelim mi? Misketlerimiz ütüldü. Mitolojimize el koydular. Eskiden taraftarların Avrupa takımlarını 'cehenneme hoşgeldiniz' pankartlarıyla karşılaması gibi cehennetten düşen bizleri de adliye koridorlarında bir pankart karşılıyor: 'Dünyaya Hoşgeldiniz'.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-6498017851708499870?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/6498017851708499870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=6498017851708499870&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6498017851708499870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6498017851708499870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/07/sikesiz-tertemiz-bir-kapitalizm.html' title='ŞİKESİZ, TERTEMİZ BİR KAPİTALİZM!!!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2009718628545700139</id><published>2011-07-24T12:07:00.001+03:00</published><updated>2011-07-24T12:07:46.405+03:00</updated><title type='text'>OĞUZ ATAY KONUSUNDA YANILMIŞIZ!!!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;OĞUZ ATAY KONUSUNDA YANILMIŞIZ!!!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   24 Temmuz 2011, Dalalet 82/190&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;“Oğuz Atay'a göz ucuyla bile dokunanı yakarlar, çünkü o bizim edebiyat alemimizin Fethullah Hocası, bizim cemaatin şeyhi,” diyenlere “yok canım o kadar da değil” diye cevap vermiştik. Yanılmışız.&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Öyleymiş, dokunanı yakıyorlarmış.   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Son &lt;i&gt;Şavkar Altınel v. Oğuz Atay&lt;/i&gt; olayı yukarıdaki uyarının ne kadar yerinde olduğunu hepimize gösterdi. Hatırlanacak olursa, Şavkar Altınel, Oğuz Atay'la ilgili bir soruşturmaya kısa kısa cevap veren yazarlar arasında eleştirel bir görüş dile getirmeye cesaret eden tek kişi olmuştu. Ve bunun gerçekten cesaret gerektirdiği çok kısa sürede ispatlandı. Altınel'e edilmeyen hakaret, yapılmayan hücum kalmadı. Oğuz Atay'a gözünün üzerinde kaşı vardı demenin öyle büyük bir tabu yıkıcılık değeri varmış ki gerçekten, gazetelerin kültür sanat sayfalarında haber yapıldı: “Flaş Flaş Flaş! Şavkar Altınel nam bir şair yüce Oğuz Atay'a dil uzattı! Bu akılalmaz olay geçtiğimiz hafta memleket sınırları dahilinde yaşandı!...(Her ne kadar Altınel'in İngiliz casusu, kıskanç bir erkek ve edepsiz olduğu şüphelerle sabitse de)...”  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Birisinin açıktan Oğuz Atay'ı beğenmediğini ilan etmesi gazeteler için haber değeri taşıyan bir gelişme! Bir şeriat devletinde bir din alemi sanki ateist olduğunu ilan etmiş. Öyle bir tantana.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Doğrusu, utanç verici bir edebiyat alemi. Neresinden bakarsanız.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Konu bizim gündemimize de şöyle gelmişti: Sıcak Nal'ın 7. sayısını hazırlarken &lt;span lang="tr-TR"&gt;bir yazarımız Oğuz Atay'ın yeni bir şey getirdiği iddiasının kofluğunu titizlikle işleyen bir metne kalkıştı. Metin kendi içinde sağlam gidiyordu, orada sorun yoktu. Ama yazının ardından başına gelecekleri düşününce bu kadar sosyal baskıyla şu sıralar uğraşmak istemediğine karar vererek vazgeçti yarıda...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Biz bu vazgeçişten kısaca 7. sayımızda sözettik. Ama genel hava arkadaşın biraz abarttığı yönündeydi.  Abartmıyormuş!&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Düşüncelerini yazması konusundaki ısrarlarımıza karşın (ki özellikle aynı ezbere gerçeklikle tek tip Türk edebiyatı eğitiminden geçen genç yazarlar açısından önemli görmüştük bu çalışmayı fiiliyata dökmesini) yazısını tam anlamıyla kaleme almayan yazarımız (hedef göstermemek adına ismini vermiyorum, artık siz düşünün durumu) Sıcak Nal'ın 8. sayısında yayımlanan deneysel edebiyat üzerine başka bir yazısında geçerken Atay'dan bahsetmekle yetindi ve tek bir cümle yazdı bu konuda:&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;“&lt;span lang="tr-TR"&gt;Hûlasa, sözgelimi, Alberto Savinio’nun neden “naif bir &lt;/span&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;i&gt;dilettante&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;” sayılamayacak kadar özgün olduğu, Oğuz Atay’ın niye “gerçekçi bir naif” bile sayılamayacak kadar sıradan bir taklit olduğu sorusuyla aynı Spengler çemberinde kapanıyor.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Bu geçerken edilmiş cümle yüzünden bile Oğuz Atay'a hakaret yarışmasında başa oynamaya çalışmakla suçlanabildi. Tam bir yazı yazsa ne olurduyu artık merak etmiyorum. Gördük.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Bu anormal durum bize Oğuz Atay hakkında hiçbir şey söylemiyor. Atay savunganları, Üçüncü Kuşak Atay Keşfedicileri önceki kuşaklardan çok daha asabiler. Ülkesini hiç görmemiş milliyetçi diaspora kuşakları gibiler. Oğuz Atay ilk yayımlandığında veya Birinci Keşif Kuşağı tarafından keşfedildiğinde henüz Türkçeye çevrilmemiş bunca çeviriye rağmen hem de.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Daha önce Cem Akaş da Oğuz 'ben-buradayım-sevgili-okurum-sen-neredesin' Atay'ın bu şekilde anılıp durmasının saçmalığına değinmişti. Atay kadar bol okuru olan kim var bugün o kuşaktan?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Ama hala Atay sevmek hem tek tek her bir bireye kadri bilinmemiş bir yazarı keşfeden incelikli okur duygusu veriyor, hem de modern Türkçe edebiyatın modern dokunulmazına tapınma, onun kitaplarından oluşan ibadethaneyi koruma, gökyüzünden bizi izleyen yüce Atay'a saygısızlık etmeme gibi değerler etrafında cemaatsel bir birlik duygusu sunuyor. Artık bir zamanların gölgede kalmış yazarı Atay yok, Atay'ın gölgesinden çıkmanın yasak olduğu bir edebiyat iklimi var. Devran fena dönmüş.    &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Dediğim gibi, bütün bu Atay'a laf ettirmeyiz sululukları Atay hakkında bize bir şey söylemiyor. Dahası, Atay hakkında bir şey söylenmesini genel olarak imkansıza sürüklüyor. Ama bize bizim hakkımızda birşeyler söylüyor.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Biz edebiyatı böyle algılıyoruz. Yazarları böyle konumlandırıyoruz. Eleştiriye yaklaşımımız bu. Dokunulmaz ilan ettiklerimize inanmamaya cesaret eden olursa linç ediyoruz.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Tamam, madem öyle adını koyalım. Kendimizden bahsederken Türk Edebiyatı veya Türkiye Edebiyatı gibi ifadeler kullanmayı askıya alalım. Onun yerine, Çılgın Türkler Edebiyat Kilisesi diyelim!&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Çılgın Türkler Edebiyat Kilisesi tekboynuzlu görünmez ve pembe bir Oğuz Atay'a inanıyor olsun!&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;Ve Tutunamayanlar kimliğini gösteren herkesin girebildiği Çılgın Türkler Edebiyat Kilisesi'nin vaadettiği cennette topluca demirhindi şerbeti içilerek yarı beline kadar toprağa gömülmüş Atay-ataistleri taşlanıyor!&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2009718628545700139?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2009718628545700139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2009718628545700139&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2009718628545700139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2009718628545700139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/07/oguz-atay-konusunda-yanilmisiz.html' title='OĞUZ ATAY KONUSUNDA YANILMIŞIZ!!!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-5984884335011532335</id><published>2011-07-17T02:11:00.000+03:00</published><updated>2011-07-17T02:12:04.490+03:00</updated><title type='text'>ONÜÇ MÜ UĞURSUZ YİRMİ Mİ?</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;ONÜÇ MÜ UĞURSUZ YİRMİ Mİ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   17 Temmuz 2011, Dalalet 81/189&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Rakamların siyaseti aldı yürüdü. 13 şehit mi var 20 şehit mi var, 13 şehit artı 7 ölü mü var sadece ve sadece 13 ölü mü var? Hangi rakam gerçekte daha uğursuz?&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bazıları kendi söyledikleri sadece 13 şehit, sadece 13 ölü, sadece ve sadece 13 (yazıyla onüç) kayıp var diline o denli ikna olmuş ki illerindeki ilçelerindeki Kürtlerin sevinçten halay çektiklerini varsayabilmişler! Ve de hücuma geçmişler.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Bence rakam siyasetinin kendisi vicdansız. İnsan acısı para sayar gibi sayılmaz. Kimsenin birden az veya birden çok, birden başka canı yok. Ve bu 'bir' can, rakamla 1 de değildir, biricikteki birdir...&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;b&gt;KÜRT OTONOM BÖLGESİ &lt;/b&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;CHP'nin yemin krizinde gerçekte olduğundan daha radikal bir yerden söz alma denemesi içeriden ve dışarıdan yoğun itiraz ve baskılarla, 'baba senin yerin orası değil biz merkez partisiyiz' hatırlatmalarıyla son buldu. Kılıçdaroğlu'nun Türkiye solunun radikal unsurlarını BDP'ye kaptırmak yerine kendisine çekmek gibi ağır çeken bir hayali olduğunu söylemiştik. Ağır hayal fazla taşınmaz. Ayrıca Türkiye solunun radikal unsurları CHP'nin merkezi hırslarında fark yaratacak bir lokma sunmaktan da uzaklar nicedir. Gene de aslında Türkiye'de nesnel karşılığı ve gerçekte bekleyeni veya özleyeni olmayan sosyal demokrasi kartıyla yeni-CHP'yi çatan Kılıçdaroğlu için simgesel bir önemi var radikal sol duyarlılığın. Ecevit kasketi zannedildiği gibi 1970'lerin CHP'sine gönderme yapmıyor; hayır daha geniş bir gönderme o, 1970'lerin radikal soluna gönderme yapıyor. İşçinin, köylünün, öğrencinin, ezilenlerin örgütlü olduğu, hak siyasetinin bir anlam taşıdığı Türkiye'ye gönderme yapıyor. Fakat tabii dışarda öyle bir Türkiye yok. Dışarda sadece kimlik siyaseti işliyor. Buna karşın Kılıçdaroğlu varlık sebebini, en kritik farkını bu karşılaştırmaya dayadığından hak siyasetinin bir karşılığı varmış gibi yapmayı bırakmıyor. En azından bir süre daha deneyeceği kesin. Hem sürekli ileri hamlelerle kendi dengesini bozmak da istemediğinden biraz ileri biraz geri oynamanın kurallarını da öğrenmeye çalışıyor. Yemin krizinde çok başarılıydı mesela. Önce ben de sosyal demokratım, ben de solcuyum, ben de radikalim, ben de koltuk sevdalılarının arasında ülküsel politika yapabilecek durumdayım mesajı vermek üzere BDP ile birlikte rest çekti (gerçekte ne parti ne de seçmenleri bu radikallikte olmasa da); sonrasındaysa tam BDP ile hükümetin çatışması kızışmaya doğru giderken, Demokratik Özerk Kürdistan ilanı yaklaşırken yemin çizgisine dönerek 'yok biz temelde merkez partisiyiz elbette, radikal solu sadece içermek istiyoruz, yoksa temsil ettiğimiz yer merkezdir' mesajı verdi. Bu sayede Silvan ölümlerinin ardından diğer merkez partilerle birlikte devlet adına ortak bildiri imzalayan geniş anlamıyla iktidar kümesinin içinde yeralabildi. Yemin krizini biraz daha uzatmış olsaydı şimdi iki arada bir derede kalacaktı. Demokratik Özerk Kürdistan ilanı geliyorum diyordu, görüşmelerin çatışmaya dönme ihtimali de. Bir büyük sürpriz oldu demeyecektir herhalde kimse. Kılıçdaroğlu hiç demeyecektir. Şu anda ucu ucuna yaptıkları direksiyon kırmanın rehaveti ile terlerini siliyorlardır muhtemelen. Fakat daha ne kadar 1970'lerde yaşayabilirler bilmiyorum. Stockholm sendromunu Türkiye seçmenine biri yakıştıracaksa esas 1982 anayasa oylaması sırasında yakıştırmalıydı. Acaba Kılıçdaroğlu'nda 12 Eylül'ün gerçekten yaşandığını inkar 'sendromu' mu var? Böyle bir hayal dünyasında yaşadığını iddia etmek daha beter bir hayalcilik olacaktır, belli ki 1970'ler efektinin 1970'lerde olmasak bile bugünün tümden farklı siyasi ikliminde bir dolaşım değeri olduğuna inanıyor. Öyle ya da böyle, yeni CHP'nin macerası bir yana, bu manevranın ardından radikallik koltuğunda doğallıkla tek başına kalan BDP beklenen Kürt otonomisini ilan etti.   &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Davutoğlu bakalım Libya'daki isyancıları tanıdığı gibi Demokratik Özerkliği de tanıyacak mı?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Arap Baharı'nı yorumlarken kendi ülkelerindeki isyancıları görmezden geldikleri hep söyleniyordu iktidarın. Şimdi hareket her geçen gün kendi görünürlüğünü kendi arttırıyor. Ve de her türlü yoruma açık belirsiz salt şiddet rakamlarıyla değil kurumsal çıkışlarla bunu yaptığında yorumu da kendisi paketle beraber sunmuş oluyor. Demokratik Özerklik ilan edildiğinde bunun lamı cimi yok, o anlama mı geliyor bu anlama mı geliyor yok, arkasında komplo mu var gizli güçler mi var kan gözyaşı mı var yok, bombayı kim attı ormanı kim yaktı yok, her şey gün gibi ortada: bir ülkede bir azınlık halk kendi etnik değerlerinin tanındığı otonom bir yapı talep ediyor. 20 kişinin yaşamını yitirdiği bir olayın ardından Kürt sorununun tüm dinamiklerini anlatmak için bir yabancıya Türkiye ile ve Türkiye tarihi ile ilgili bir araba anlatı vermek zorunda kalabilirsiniz; ancak otonom bölge ilan eden bir azınlığın etnik haklarını talebi konusunun tercüme gerektiren bir yanı yok.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Sonra da diyorlar ki “Öcalan 'durun ben protokol imzalıyorum' demişti neden durmadılar?”. Anlamadıkları nokta Öcalan'ın hareketi değil onları durdurmak için orada metaforik liderlik ettiği. Öcalan'ı boşuna orada yüceltmiyorlar; iktidar Öcalan'la oyalanırken, yorumcular Öcalan'ın demeçlerinde yüzerken, sahilde Kürt öznelliği kendi kulübesini inşa ediyor. Bu anlamda Öcalan ilk kez bir nefere dönüştü.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;Kürtler sürekli yeni kavramlar, yeni taktiklerle geliyor. Türkiye iktidarı ise kadim tasfiye ülküsünü hep aynı kavramlarla yönetmekteydi; ta ki açılıma kadar. 'Kürt Açılımı' Türkiye iktidarının uzun zaman sonra ilk kez taze bir silahla sahneye çıkışıydı. Açılımı bunca hararetle övenler de zaten buradan bir özgürlük, bir eşitlik çıkacağı için açılımı övmediler, mental olarak Türkiye'den kopan Kürt öznelliğinin otonomiye giden yolunu kesecek taze bir iktidar kavramı nihayet üretildi diye övdüler. Ancak Kürtler blöfü görünce fos diye sönen açılım fikrinin o kadar da parlak olmadığı tez zamanda anlaşıldı. Bunun üzerine katı iktidar zihni yeniden en eski kavramlarına döndü. Ve karşısında kolları artmış ve modifiye olmuş, tanımadığı silahlar geliştirmiş, bağışıklık sistemi çok daha kalın, yeni çağa ayak uydurmuş  çok daha android bir düşman buldu. Açılım taktiğinden öncesine göre daha da canavar bir canavar. Şimdi bu gerçeği de halktan saklamak üzere 1990'lardaki durumun geri döndüğü gibisinden inandırıcılıktan fena halde yoksun uydurmasyonlara sapıyorlar.  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;1990'lardaki durumun geri döndüğü falan yok: 2010'lardaki durum başladı.    &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-5984884335011532335?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/5984884335011532335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=5984884335011532335&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5984884335011532335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5984884335011532335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/07/onuc-mu-ugursuz-yirmi-mi.html' title='ONÜÇ MÜ UĞURSUZ YİRMİ Mİ?'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-7637186741159875984</id><published>2011-07-10T03:06:00.001+03:00</published><updated>2011-07-10T03:06:48.155+03:00</updated><title type='text'>TÜRKİYE İKTİDARI SAYGISIZ</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE İKTİDARI SAYGISIZ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   10 Temmuz 2011, Dalalet 80/188&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öcalan'ın her hafta devletle görüşmelerde, “geldiğimiz son nokta şudur, üzerinde anlaşılanlar anlaşılamayanlar bunlardır, şöyle bir süreç işlenecek” hattından açıklamalar yapması size de şunu düşündürmüyor mu: Türkiye iktidarı kendi halkına karşı ne kadar saygısız! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye iktidarı kendi halkını, hatta halklarını birebir ilgilendiren hayati bir meselede majör anlaşmaların, majör yeniden düzenlemelerin fizibilite çalışmalarını yürütürken kendi vatandaşlarını bilgilendirmek gibi bir ihtiyaç hissetmiyor. Türkiye bunu yaparak bir yandan da kendi Kürt vatandaşlarını temsil iddiasından kendi kendine soyunmuş oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu durumu, en güzel, imzalanmayan ve imzalanmayacak ama yapılan ve uygulanacak protokol imgesi anlatıyor... Huzurlarınızda Türkiye siyasetinin kafeinsiz kahvesi, alkolsüz birası!..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak burada Türkiye kamuoyunun zımni işbirliği de açık. Türkiye kamuoyu Öcalan'la görüşülmesinden ama kağıt üstünde görüşülmemesinden memnun, protokol yapılmasından ama imzalanmamasından hoşnut. Öcalan'la barış görüşmelerinin detaylarını öğrenmek istiyor, bir Barış Konseyi kurulması haberini merak ediyor, ama haberin 'terörist Öcalan' diye başlamasına da ihtiyaç duyuyor. Sayın Öcalan'ın devletle ortak bir metni paraflaması ihtimalinin 'teröristçe bir fantezi' olarak damgalanmasına ihtiyacı var: onun yerine 'terörist Öcalan' ile imzalanamayan bir anlaşmanın yapıldığını duymak istiyor. Aslında bu anlaşma tam da 'imzalanamazlığı' yüzünden yapılıyor, çünkü ancak 'imzalanamaz olanın imzalanmasıyla' çözülebilecek bir düğümden bahsediliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Böyle söylediğimizde baştaki önermemizi revize etmek gerekiyor tabii: Türkiye iktidarı saygısız ama kamuoyu da saygısızlığa eğilimli! Şairin iktidar ihramında olsa diyebileceği gibi: alıp bu saygısızlığı sana veriyorum işte!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bunun Türkiye kültürüne olumsuz bir etkisi de mevcut: alıştığımız üzre, erkin doğru olanı bildiği gibi yapmasının doğru bulunduğu, müzakerenin bir diyalog tipi değil bir savaş hilesi tipi olarak görüldüğü siyaset kültürümüz aynen yoluna devam ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karayılan'ın hükümet İmralı'yı atlayıp bizimle görüşme yapmak istedi biz tekrar İmralı'ya yönlendirdik açıklamasını buradan hareketle düşünelim... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;BİR METAFOR LİDER OLARAK ÖCALAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dikkat edilesi bir özelliği ile karşılaşıyoruz böylece sahnenin: Öcalan özellikle erk yitimine uğradığı için herkesi erklendirebiliyor. Bir metaforik lider konumunda, bütün erk onda ama fiilen tek bir birey olarak erksiz. Bedensel olarak tutsak. Yalıtılmış durumda. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İktidar onu atlayıp fiilen yönetimdeki 'astlarıyla' gizli barış görüşmelerini yapmaya kalktığında bunu fiilen engelleyebilecek bir gücü yok. Nitekim bunu o da engellemiyor. Hatta aslında bunu sözkonusu astlar da engellemiyor. Bunu daha yaygın bir yeni Kürt öznelliği engelliyor. Erkin fiili bir liderde değil metaforik bir liderde olmasının tadını çıkartıyorlar. Bundan garip bir şekilde Öcalan da haz alıyor çünkü metaforik lider olduğu ölçüde gücü hem yok derecesinde ve sınırlı ve de kontrol altında hem de sınırsız, ele avuca sığmayan, kendisinin bile kontrol edemediği, lokasyonu belirsiz, aynı anda birden çok yerde olabilen bir güç. Kontrol edilemeyen güç güç değildir geyiğinin de apaçık sonu... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öcalan'ın avukatları gerçekte Öcalan'ın avukatları değil, onlar dışarısının, dışarıdaki hareketin, bireylerin, mücadele içindekilerin avukatları. Öcalan'ın dışarısı için işlevli bir metaforik lider olabilmesini sağlıyorlar, cezaevindeki bir adamın dışarıdaki milyonlarca insan için fonksiyonel olmasını savunuyorlar. Dışarıdaki hareketin bir liderin kelepçelenmesiyle yitirdiği halklarını lideri metaforlaştırarak hafta hafta geri alıyorlar.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öcalan metaforunun yeni Kürt öznelliği için en iyi taraflarından biri de şu: bu artık geçici bir metafor! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye Öcalan'ı tümgüçlü bir liderin tümgücünü yerle bir edip kendi üstüne almak üzere tutukladı. Öcalan'ı horgörerek, çirkinleştirerek, tümgücünü kendine transfer etmek, Kürtlerin güçsüzlüğünü kalıcılaştırmak ve bir çıkışsızlık duygusu yaratmak istedi. Öcalan buna karşı bir şey yapamadı; tutuklanmaya karşı yapamadığı gibi, metaforik tümgüçlülük transferine karşı da koyamadı. Ama dışarısı boş durmadı, kendi kendine dönüştü ve Türkiye iktidarından geri güç alırken eskiden Öcalan'da olan devlette emanet gücü de geri aldı.  Bundan sonraki süreçte Kürtlerin daha az veya daha çok hakkı olabilir ama daha az iradelerinin olmayacağı aşikar.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öcalan tutuklanmadan önce kalıcı bir liderdi, Kürt öznelliği de geçici bir isyankarlık içindeydi: şimdi Öcalan geçici bir metafor, Kürt öznelliği ise kendi geliştirdiği kalıcı isyankarlık kipinde. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;KÜRT KUYRUĞU&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türk solunda, 'kuyruklu Kürt' lafını fazla ciddiye almaktan belki kaynaklanan, ama hala ve yüksek perdeden sıklıkla savunulabilen, bir “Kürtlerin kuyruğuna takılmayalım!” düsturu var. 11. Emir: Kürt kuyrukçuluğu yapmayın! Türk solu kendisini bir Kürt kedinin kuyruğuna haylaz sol entelektüeller ve/veya liderlerce takılmış bir teneke gibi hissederse hayatından veya kediden memnun olamaz elbet. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Halbuki Arap Baharı'nı da Kürt erklenmesini de 'onlardan ne çıkabilir ki' diye karşılayan emperyal dönemden kalma etnik hiyerarşi önkabulleri aşılabilirse, her bir siyasi öznellik geliştirme deneyine körleştiren ve bu sayede kendi kendini görmekten koruyan hayranlıkla değil elbet ama tutkuyla ve de kendini dönüştürmeye meyleden bir tutkuyla bakmanın özgürlükçü Türkiye soluna katabileceği çok şey var... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 200%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-7637186741159875984?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/7637186741159875984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=7637186741159875984&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7637186741159875984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7637186741159875984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/07/turkiye-iktidari-saygisiz.html' title='TÜRKİYE İKTİDARI SAYGISIZ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2808086178491336777</id><published>2011-07-03T01:34:00.000+03:00</published><updated>2011-07-03T01:35:18.190+03:00</updated><title type='text'>AŞIRILIĞIN MERKEZ PARTİSİ: BDP</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;AŞIRILIĞIN MERKEZ PARTİSİ: BDP&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   3 Temmuz 2011, Dalalet 79/187&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BDP son seçim sürecinde sahneye bir tür 'aşırılığın merkez partisi' olarak çıktı. Etnik aşırılık ve sol aşırılık  geniş olarak kapsandı. Ekolojik uçlar da feminist uçlar da temsil edildi. BDP Türkiye'nin partisi olma şiarına ilk kez bu kadar yaklaştı.  BDP Türkiye'nin partisi olmak istiyorum dediğinde kimilerine hayli absürd geliyor, biliyoruz. Bu absürd gelmenin sebebi Türkiye denince akıllarına sadece iktidardaki Türkiye gelmesi. BDP iktidardaki Türkiye'nin değil, ana-muhalefetteki Türkiye'nin de değil, uç-muhalefetteki Türkiye'nin partisi oldu. Şu anda baraj yüzde 5'e indirilse bir seçim sonra BDP yüzde 10'u geçebilir ve bu oyların ancak yüzde 6-7si Kürt seçmenden gelir. Aşırılığın farklı veçhelerini, farklı arabirimlerini taze bir 'aşırılığın merkez partisi' hüviyetiyle temsil ediyor artık BDP. O kadar ki, son seçimlerden önce açıktan BDP'li 'bağımsız' seçmenlere oy verilmesini destekleyen anarşist gruplar bile oldu! Malum anarşizmin devlet karşıtlığı formdaki içeriğe önem veren yanının bir devamıdır. Devlet formunun içini hangi iktidar doldurursa doldursun devlet formunun kendisindeki içerik sabit kalacaktır görüşünden hareket edilir. Dahası temsiliyet karşıtlığı esastır: hiçbir bireyi bir başka bireyin ya da grubun, büyük Parti'nin veya 'devrimci'nin temsil edemeyeceği kabul edilir. Bu sebeple en uzak durulan siyasi gösterilerden biridir parlamenter seçimler. O anki lokal politik etki tercihleri çerçevesinde anarşist bireyler tek tek her zaman oy atabilir, ancak şu son derece istisnaidir ve Türkiye anarşizmi için bir ilk: açıktan bir politika olarak kimi anarşistlerin milletvekili seçimlerinde belirli adaylar için oy verilmesini politik doğru olarak öne sürmeleri! Bu istisnai örnek BDP'nin Türkiye'nin partisi olma ve bunu aşırılığın merkez partisi olarak yerine getirmede ne derece başarılı olduğunu gösteriyor. BDP tüm Türkiye'de seçimlere girebilse ve bu anlayışla devam etse Karadeniz'den Ege'ye sol direnişin izi olan her yerde bir soluk bulacak gibi durmuyor mu? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mevcut durumda da meclisteki üçüncü ana muhalefet grubu görünümündeler ve milletvekili sayılarının MHP'ye ne kadar yaklaştığı da ortada. Ki siyasi sözlerinin TİPvari bir 'kelle sayısını aşan' niteliğe sahip olduğu, ve daha da olacağı söylenebilir.   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'nin aşırılarına Kılıçdaroğlu da talip ama onun işi daha zor. Yarışa çok geriden başladı. Yükleri de ağır... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'nin aşırılarının merkez partisi olma misyonunun nereye kadar uzanabileceği bir tartışma konusu olarak elbet “ya İslam?” sorusunu da içeriyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sözgelimi, bir fanteziyle söyleyecek olursak, BDP yarın öbür gün Numan Kurtuluş'u da bünyesine katabilir mi böylesi bir radikallerin merkezden yer kapması tasarısının abartılarına kapılarak? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu konuda spekülasyon yapmadan önce daha somut olan duruma bakalım. BDP Türkiye'nin partisi ancak bütün Kürtlerin partisi değil!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BDP'nin durumunu anlamak için bu kez tarihsel bir faraziyeye başvuralım. Farzedelim ki Ruslar bir dünya savaşı sırasında Türkleri yutmuş olsun. Türkiye de hala Rusya'ya bağlı kalmış olsun. Ve de Türk liberalleri Putin'den ihale kapmak peşinde olsunlar. Türk sağcıları da Rus sağcılarıyla derin bağlar geliştirmiş olsunlar. Türkiye'nin Rusya siyasetindeki temsilcisi de ÖDP olsun! ÖDP bütün Türklerin partisi ne kadar olabilirse öyle bir durumda, BDP de o kadar bütün Kürtlerin partisi bugün. Ama farazi ÖDP mesela Putin'den çok çeken LGBTT adayları dahi kadrosuna katmış olabilir ve Rusya'nın partisine dönüşebilir! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dolayısıyla, evet Kürt haklarının siyasi platformdaki ana temsili görevleri BDP'nin ama asla Kürtlerin tek partisi olmayacaklar. Kürt toplumu da Türk toplumu gibi din ekseninden bölündüğüne göre bu yarılma ancak geçici manevralarla örtülebilir. Sonra örtüye basma günü gelince düşülür. Öte yandan BDP'nin namazlara uzanmasını, İslami adaylara da kucak açmasını dinle flört olarak okumak kadar yanıltıcı bir yaklaşım yok. BDP'nin kendi namazını kendimiz kılarız demesi Kemalizmin Diyanet İşleri Başkanlığı açmasına benzer daha çok. O alana da biz talibiz diyor. BDP idealist bir hareketin partisidir. İdealizm de kendi ideallerini topluma yaymak demektir, toplumun tercihlerini birebir yansıtmaya çalışmak değil, belirli ideallerin toplumdaki yerini ve rolünü büyütmeye çalışmaktır. BDP idealizmini pragmatik bir mecraya soktu ve merkezleşme sürecini birkaç farklı kulvardan sürdürerek idealizmine yedirmeye çalışıyor. Nereden bakılsa hayli ilginç bir deney. Bir taraftan yukarıda andığımız a)Türkiye'nin aşırılarının merkez partisi olma, bir taraftan b)Öcalan'ın sistematik yüceltilmesi neticesinde 'en çirkin Kürt'ün 'güzel Kürt'e dönüştürülmesi, muhatap kılınması (Karayılan'ın kendileriyle pazarlık girişimlerini reddedip İmralı'yı adres gönderdiklerinden bahsetmesi), giderek İmralı'yı Türkiye siyasetinin merkezi lokasyonlarından ve hem meclisi hem de medyası ve kamuoyu için merkezi referans noktalarından birine dönüştüren siyasi irade ve tarihsel figürasyon olarak Kürt figürünün Türkiye merkezi siyaset sahnesinde merkezileştirilmesi, ve son olarak da c)Kürt siyasetinin din yarılmasını da aşan merkezi temsil gücüne sahip partisi olma denemesi! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BDP'nin yeni bir ulus kuruşuyla, belirgin 'sol-Kemalizmi'yle, diğer radikal arzularını (giderek arzularımızı) harmanlamak yolundaki bu sıradışı deneyini takibe devam edeceğiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2808086178491336777?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2808086178491336777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2808086178491336777&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2808086178491336777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2808086178491336777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/07/asiriligin-merkez-partisi-bdp.html' title='AŞIRILIĞIN MERKEZ PARTİSİ: BDP'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-7725193553625437625</id><published>2011-06-26T17:10:00.001+03:00</published><updated>2011-06-26T17:10:14.763+03:00</updated><title type='text'>ÖCALAN'IN SÖZÜNDEN ÇIKMAM ABİ</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;ÖCALAN'IN SÖZÜNDEN ÇIKMAM ABİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   26 Haziran 2011, Dalalet 78/186&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'de, malum, hayli yukarıdan bakan garip bir 'Öcalan tapıncı' eleştirisi var Kürt hareketine getirilen. Hoş, Öcalan'ın sözünün dinlenmediği bir durum olunca da üstünü örtüyorlar ama o kısmını karıştırmayalım işin. Diğer taraftan bakalım. Diyorlar ki, Kürtler öyle geri bir halkmış ki, öyle ilkel bir örgüte sahiplermişler ki, Stalin tapıncını falan da geçmişler; bir başka ilkel adamın, bıyıklı ve kara cahil bir adamın (kara kuru bir halka yakışır şekilde) sorgusuz sualsiz kölesiymişler, o adam ne derse onu yapıyorlarmış, bu adamın falsolarının, noksanlarının, yenilgilerinin, bayağılıklarının hiçbirinin farkında değillermiş, adam hapiste dahi olsa ruhani liderden öte bir fiili lider gibi onu izliyorlarmış, aralarında hata yapan olursa bu adam üstten bir tonla azarlarca ayar verince nasıl da sus pus oluyorlarmış, her biri birey olarak ne kadar erksizmişler, çocuk gibi pısıyorlarmış bu adamın karşısında, bu taptıkları adam da bir şey olsa bariymiş, göbeğini kaşımasıyla, düzensiz atıp tutma seviyesindeki konuşmalarıyla belagati Kaddafi'yi andırıyormuş, sözde modern bir parti kuran sözde solculukla flört halinde olan hareketse bu en temel özgürleşmeyi gerçekleştiremiyor, belki de eski bir korkunun devamı olarak, liderin manevi otoritesinden çıkamıyormuş, bu nedenle de gerçekten sol veya modern bir hareket bir türlü olamadığı gibi Kürt halkının genel geriliğini de bu itaatkarlik yansıtıyormuş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu tuhaf 'eleştiri' kategorik bir yukarıdan bakma sevdalısı merkezden doğuyor ama sola doğru da sanki makul bir eleştiriymiş gibi yayılabiliyor. Dolayısıyla burada, bu ifadelerle aslında ne diyorlar ve neyi tersten okuyorlara bir bakalım.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öncelikle hareketin Öcalan'ı bu denli ciddiye alması çok somut bir sonuç doğuruyor: iktidar da Öcalan'ı ciddiye almak zorunda kalıyor. 'Sayın Öcalan' geleneğini bile kişi tapıncıyla okumaya kalkanlar var, halbuki orada resmi tarihin ve devlet siyasasının bir ters giydirilmesi çıkıyor karşımıza. İktidarın Öcalan'ı ciddiye almak zorunda kalması Öcalan üzerinden kurduğu büyük aşağılama şebekesinin de paça parça sökülmesine yol açıyor. Elebaşı, bebek katili şu bu dedikleri figür sayınlaştıkça onun simgelediği hareket de sayınlaşıyor. Hareketin Öcalan'a abartılı gözüken saygısı dolaylı olarak her bir Kürt bireyi erklendiriyor. Öcalan geri saygınlık edindikçe o güne kadar anlatılmış resmi tarihin saygınlığı çöküyor. Kürtlerin bağımlılığının üzerine dayandırıldığı büyük anlatının kilit bir öğesi 'çirkin Öcalan' figürü. Ya da öyleydi diyelim. Çünkü Kürtler, kendi başlarına, tam da bu horgörüleni yücelterek, kişisel bir yücelme yaşadılar, her bir öğenin tek tek erklenmesini düştüğü yerden kaldırdılar, kaldırıyorlar. Öcalan'a devlet bir projeksiyon yapmıştı. O projeksiyonu kabul edip devletin veya liberallerin memnun kalacağı başka bir Kürt, veya 'bir başka Kürt', yaratmak yerine projeksiyonun içine girdiler, tersine çevirdiler. Kürtlerin bilinçsizce liderlerinin, hatta 'devrik' liderlerinin sözünü dinleyen bir kitle olduğu fantezisi, iktidarın kendi kendini kandırmasına veya kamuoyunu milliyetçi çizgilerde tutmasına katkı sağlıyor elbet, ama daha önemlisi hareketin resmi perspektifi doğduğu noktaya geri sokarak dağıtmasına karşı bir önlem görünümünde. Siyasi olarak bilinçsiz olmaktan en uzak öğelerin bugünkü Türkiye'de kimler olduğunu biliyoruz ama bilmiyormuş gibi yapıyoruz. Yoksa bilmiyor muyuz? Bilmeyenler mi var? Lider tapıncı dedikleri yaklaşım hareketin bütün tarihinin saygınlığını geri tesis ediyor, sayınlaşma siyasetin de dışardan legalizasyonu demektir; beraberinde de başkaları (yani iktidar) tarafından kurtarılmayı veya bazı haklar ihsan edilmesini beklemesi gerekmeyen, haklarını kendi başına alma geleneğini kendisi yaratmış bir hattın takipçisi oldukları hissi ve bunun tek tek herkesi erklendirmesi geliyor. Bu tabloya bakıp da 'lider tapıncı' analizi yapmak için Stalin'i epey bir unutmuş olmak da bir gerek şart kuşkusuz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aslında giderek hareket de sadece hareket olmaktan çıkıyor, hareketin geçmiş sekterlik günahlarını kendi pratiğinde taşımıyor, yeni bir yataylık ediniyor. İşte hareketin sadece hareket olmaktan çıktığı yerlerde hem Kürt toplumunu tüm siyasetleriyle, eğilimleriyle birbirine bağlayan bir organizmaya dönüşme adımları ortaya çıkıyor hem de bu organizmanın dönüştürücü perspektifini kimlik siyasetinden taşırarak yaşatmasını garanti altına almak üzere tümüyle tabansız radikal Türk soluna jestler yaptığını görüyoruz. Borç ödeme mi? Belki. Ama bence daha fazlası. Hareket kendi kendini hareket-sonrasına hazırlıyor. Bugündeki gelecekler araştırılıyor. Şimdi bu araştırmanın bir yandan da iktidarla göğüs göğüse bir çarpışma şeklinde geçmesi kritiktir. Hareket için son 'Dicle darbesi'nin istisnai bir yanı yok. Tümüyle antremanlılar. İktidarın kuralı bu. İktidarın aklı aslında pek öğrenen bir akıl değil bu örnekte. Fazla gelişmiyor. Sürekli aynı taktikten başarı umuyor. Kendine hayranlıktan da olabilir tabii. Mübarek dönemi Mısır iktidarını bu açıdan, Muhammed Bamyeh'in analizini takip edecek olursak, anımsatıyor: iktidar Kürtlere bakıyor ama göremiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çünkü bu ülkede iktidar tapıncı lider tapıncından büyük. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-7725193553625437625?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/7725193553625437625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=7725193553625437625&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7725193553625437625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7725193553625437625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/06/ocalanin-sozunden-cikmam-abi.html' title='ÖCALAN&apos;IN SÖZÜNDEN ÇIKMAM ABİ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2895603018612471642</id><published>2011-06-19T12:54:00.002+03:00</published><updated>2011-06-19T12:56:36.071+03:00</updated><title type='text'>12 EYLÜL OTURDU</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;12 EYLÜL OTURDU&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   19 Haziran 2011, Dalalet 77/185&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'ye hiç bakmadan yapılan ama bir üç beş yıl önce dominant hale getirilen kimi analizlerin son kırıntıları da bu seçimle silindi gitti. Halkın mağdurdan yana olduğunu, mağduru kolladığını, mağdurun yanındaki yerini almak için yüzde 46 verdiğini söylüyorlardı, bunu bir bilgi statüsüne getirmişlerdi. Nedir halkın yukarıdan bakan muzafferi daha da çok sevdiği ve yüzde 50 veriverdiği bir kaç yıl içinde görüldü. Referandumdaki eveti kimi özgürlüklerden yana bir yüzde 52 gibi yutturmaya çalıştılar, halbuki görülüyordu ki tümüyle tepeden inme bir siyaset kültürümüz var ve sağ merkezden aşağıya ne dikte edilirse tartışmasız o gerçekleşiyor. Muktedirler daha da muktedir hala getiriliyor. Halkın da bununla en ufak bir sorunu yok. Olmaması için de bir sebep yok. Düne kadar en güvenilen kurum dendi mi yüzde yüz ordu cevabı geliyordu aynı halktan. Neden? Kaşı gözü için mi? Ordu çok mu özgürlükçüydü o günlerde? Sakın güçlü olan o olduğu için olmasın? AKP mağdur olduğu, ordu-bürokrat laiklerince ezildiği için mağdura kıyamayan şefkatli Türk seçmeninden oy aldığını; CHP'nin de aşırı ulusalcı, projesiz, sosyal demokrasiden uzaklaşıp, özgürlükleri takip etmeyi bırakıp laikliğin ve cumhuriyetin korunmasına kendini hapsettiği için tıkanıp kaldığını, sosyal demokrasi açlığı içindeki Türk seçmeninden oy alamadığını söylüyorlardı. Çok geçmeden gördük ki CHP'nin proje geliştirmesinin, sosyal demokrasiye dönmesinin ulusalcılığa kapanmaktan çıkıp açılmasının bir karşılığı yokmuş. Zaten bu kadar sosyal demokrasi açlığı çeken bir toplum dedikleri gibi burada olsaydı sokağa çıktığınızda başka bir yerde yürürdünüz. Ayrıca şu da unutulmasın: yeni CHP'ye oy veren büyük eski CHP seçmeni kitle bu yeni yüzü eskisine yeğlediği için CHP'ye oy vermedi; bu yeni yüz ile başarı belki gelir diye düşünerek ses etmediler sadece. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;SAĞ-SOL&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'deki ana bir problem de sağ-sol kategorilerinin ekonomik adaletsizlikleri içeren bir ekonomik düzenleme olarak solda/sağda anlayışını hiç içermemesi ve salt kültürel olarak sağda/soldaya oturmuş olması. Başbakan Alevi'ye oy mu verilir demeye getirdiği zaman Başbakan'a kaş kaldırılmıyor, Alevi'ye kaş kaldırılıyor Türkiye'de. Kimlik siyaseti siyasetin en ana öğesi olarak oturmuş durumda. Sınıf terimleri tamamen iptal. Sınıf terimlerinin görece diri kaldığı tek yer BDP ve Kürt siyaseti olarak görülüyor. Yani en ana varlık sebebi kimlik siyaseti olan bir yapılanmada sınıf siyasetine dair ne kaldıysa kalmış durumda. Türkiye'deki vaziyetimiz bu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'de bu son seçime giden süreçte, referandum zaferinden itibaren, iktidarın hızla radikalleşmesine tanık olduk. İktidar güç salvolarına oturttu siyasetini. Akıl almaz işler olmaya başladı, hukuk acımasız bir alet olarak yerini aldı avuçlarda. Mantıksızlıktan çekinmeyen iktidarın ne demek olduğunu bu memleket biliyor. Tekrar hatırladı. İktidar radikalleşirken muhalefet de radikalleşiyor aslında. İyice azınlıkta kalma ve yok edilme psikolojisi yaşayan bir kütle geriliyor. İsim vermeyelim ülkenin birinde bir protesto gösterisi sırasında biri öldü geçtiğimiz sene. Kalp krizi. Ölen kişinin ölmeden kısa bir süre önce bir polis tarafından itildiği (evet sadece itildiği) ve yere düştüğü kameralarca tespit edildiğinden o polis memuru o gün bugündür yargılanıyor. Büyük bir hadiseye dönüşmüş durumda. Öte yandan bizde bakıyoruz Hopa'da bir emekli öğretmen ölüyor, tık yoku bırakın bir de üstüne hor görme, hakir görme, ölüyü suçlama var. Ruşen Çakır, bir programda, akrabamızdı, saygın bir kişiydi, hadi öldü arkasından neden öyle konuştunuz, bir tamir edin o durumu dediğinde, başbakan o sizin şehidinizse benim de polis gazim var, herkes kendi gazisine/şehidine baksın modunda bir cevap verebiliyor. Ki aslında Hopa'da gazisi olanların oyları toplanırken 50 ile yetinmemek MHP'yi de katmak gerekir. MHP'nin bu seçimde elimine edilip baraj dışına atılması büyük Türk Sağı için çok mantıklı bir projeydi düşünecek olursak. Aynı kimliğin etrafında büyürken bu ayrılık niye? MHP'nin varlık sebebi solu frenlemek değil miydi? E öyle frenlenmesi gereken bir sol yok. Ha amaç o çekirdekten bir merkez parti oluşturmaktıysa o işi de AKP yapıyor işte ayrılık gayrılık çıkarmanın manası ne? Katılırsın havuza bir sonraki seçimde alırsın yüzde 70. Ama bu seçim böyle geçip gidince MHP'nin tekrar toparlanması ihtimali de belirdi. Bir kere Hopa'da şehidi olanlar şehitlerini unutmayacaklar. Önümüzdeki süreçte siyaset yapılacak. MHP ekolünün yedekte tutulmasına ihtiyaç var denebilir. Hoş Erdoğan o ekole de göz kırpmış ve ben de şu kadar genci üzerinize salarım demişti ama o kadar kolay el değiştirmeyeceğini öngörebiliriz baltanın. Ayrıca MHP merkezde bir kriz anında merkezi ele geçiren sağ ekol olma hayalini de alttan büyütme evresine girebilir. Fazla iyimser bir yanı olsa da bu planın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;MHP'yi yersizleştiren bir nokta da Kürtlerle dan dun ederek mücadelenin artık imkansızlaşmış olması. Kürtler mantalite olarak koptu. Söktüler kendi kendilerini ana Türkiye mantalitesinden. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Peki Kürtlerin koptuğu ana mantalitede durum nedir? Orada, o çalkantısız ülkede 12 Eylül sonunda tam anlamıyla oturdu. 12 Eylül yapıldığından beri bir türlü tamamlanamıyordu. O yüzden 80ler uzamış ve bir onyıl olmayı aşarak hayatımızı kaplamıştı. Ama şimdi artık bütün 12 Eylül hedeflerine varılmış görünüyor. Sınıf bilincinin tamamen silinmesi, İslamcı-milliyetçi muhafazakar toplum ve siyasetin koşulsuz hakimiyeti. İdeali Kürtleri de bu sobada yakmaktı onlar için ama Kürtler kopup gidince yapacak fazla birşeyleri kalmadı. 12 Eylül tamamlanırken kendi çocuklarını mı yiyecek onu da göreceğiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Liberaller iktidar danışmanı olarak iktidara gelmek istediler, çeşitli arazları dolayısıyla Türkiye sosyalist sol geleneğine karşı bir savaş da başlattılar bu süreçte. Bu savaş yanlış anlaşıldı: belirli değerlerin başka değerlerle değiştirilmesini istemiyorlardı. Özellikle hedef aldıklarıyla yer değiştirmek istiyorlardı. Yani darbe destekleyip askerlerle birlikte iktidarı ele geçirmeyi hayal etmiş bir sosyalist özneyi gözlerine kestiriyorlardı çünkü o geleneği devralmak istiyorlardı, iktidara darbeler yaptırıp iktidara gelecek tabanı olmayan radikal Türk aydını geleneğini. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdi Ahmet Altan canavara canavar olduğunu unutturamamış olmanın yenilgisini yaşıyorsa bir Avcıoğlu kaderinin Türk aydınında ne şekiller alabileceğini, ne dayanıklı, ne bitimsiz, ne karakteristik olduğunu da göstermiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="tr-TR" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2895603018612471642?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2895603018612471642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2895603018612471642&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2895603018612471642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2895603018612471642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/06/12-eylul-oturdu.html' title='12 EYLÜL OTURDU'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-3825613223827476926</id><published>2011-06-05T15:44:00.000+03:00</published><updated>2011-06-05T15:45:05.426+03:00</updated><title type='text'>ECE AYHAN TARTIŞMALARI</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;ECE AYHAN TARTIŞMALARI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   5 Haziran 2011, Dalalet 75/183&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Geçtiğimiz hafta bugünlerde Çanakkale'deydik, Ece Ayhan'ın memleketinde, 'Ece Ayhan: Şiir ve Tarih' buluşmasında. Ece Ayhan'ı anmak ve tartışmak için bir kez daha. Çanakkaleli bir grup sivilin işi bu etkinlikler, zaten kendilerine de Ece Ayhan Sivil Girişimi (EASG) diyorlar. Az sayıda insanın biraz inatla neler yapabileceğinin bir başka örneği. Semra Canbulat, Erdinç Alnıak, Hasan Temel Turhanlı ve diğer arkadaşlar. Ragıp Duran da Çanakkale'ye taşınmış, panellerin moderatörlüğünü de o üstlendi zaten. EASG bir girişim olarak gözünü 'Ece Ayhan Kültür Evi' ve 'Ece Ayhan Arşivi' gibi uzun soluklu projelere de dikmiş görünüyor. Bizim panellerde Ahmet Soysal, Eren Barış, Neşe Yaşın, Akif Kurtuluş ve Orhan Kahyaoğlu konuşma yapanlardı. İşin Kültürazzi kısmını çok beceremiyorum, o yüzden konuya gireyim hemen: Ece Ayhan'ın Türkçe'de tartışılmasına daha yeni başlandığını düşünüyorum. Öyle çok tema var ki henüz doğru düzgün konuşulamamış. Ve de Ayhan'ın genel olarak okuruna yaptığı bir politik etki var. O politik etkiye de bakmalıyız. O politik etki nedir? Nasıl bir politikadır bu? Bugün bir yeni Ece Ayhan okuru Ece Ayhan kitabından başını kaldırıp dünyaya geri baktığında neleri daha çok görüyor? H&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;er tarihyazımı bir edimdir, politik bir edimdir, ve de etik bir edimdir. Ece Ayhan'ın her tarihyazımına girişmesi gibi, bizim bugün bir Ece Ayhan tarihi yazmaya girişmemiz de politik bir edim olacaktır, etik bir edim olacaktır. Ama nasıl bir politika? Ve nasıl bir etik? Temsiliyetin reddi ve çok güçlü 'iktidarın-yeri' kavramlaştırmalarına bakarsak Ece Ayhan'ın politik pusulasını anarşist etik olarak okumak bana mümkün görünüyor. Ama bu etraflı konuyu dergilere bırakalım, ve Çanakkale'ye geri dönelim. EASG'nin çalışmalarında şu da yok mu. Bir büyük şairi analım ona saygılarımızı iletelimden, onu unutmayalımdan öte bir yan (evet bunlar da iyi güzel tabii de): Ece Ayhan okumuş biri  gözüyle dünyaya bakmayı aşağıdan örgütleyelim bir ucundan da olsa diyen bir yan. Ayhan'ın özel politik etkisi kendisine dair anma etkinliklerinin karakterinde dahi kendini belli ediyor... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;EXPRESS SEÇİM ÖZEL&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Express'in Seçim Özel sayısını seçimden sonra bile görseniz alın derim bayilerden. Kaynayan bir ülke panoraması çıkarmak için sıkı çalışılmış, verilerle, heyecanlandırıcı meraklandırıcı perspektiflerle dolu. Seçim gösterilerinin tek iyi yanı bu mu: genel olarak siyaset dinamizmini yükseltmek! Yeni CHP'nin ne demek olduğunu da bu sayıyı okurken anladım: böyle bir sayıda Express'in konuşacak birden fazla CHP'li bulması ve bu konuşmaların sırıtmaması herhalde yeni CHP sözünün bir açılımını veriyor olmalı. Tabii ağırlık doğallıkla blokta... Ulaşamayanlar için telefonu: 0 212 2518767. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;KARAYAZI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Bayi ve telefon demişken, Üsküdar iskelesinde hani önünde bir liraya iki liraya kitaplar serilip satılan gazete bayiine bakınıyordum geçenlerde, var mıdır acaba alabileceğim bir şey diyerekten. Bir de baktım içerde ucundan Karayazı gözüküyor. Zor buldurabildim ama bulduk fakat o da ne, bayi ile birlikte eviriyoruz çeviriyoruz derginin fiyatı yazmıyor hiç bir yerinde. Neyse ki çıkartanlar çekinmemişler kendi cep telefonlarını yazmışlar: Ersun  Çıplak 0 505 2551232 mesela. Ben de arayıp beyefendi sizin derginiz kaç lira neden  yazmıyorsunuz üzerine şeklinde bilinçli bir tüketici tavrı ortaya koydum. 4 liraymış. Karayazı, Adana'da çıkan bir dergi ve 'taşra dergiciliği'nde yeni bir evreyi temsil ediyor. Bunu demek tabii 'taşra dergisinin sen taşra dergisi kal' demek değil. 2000'li yılların olumlu bir gelişmesi: İstanbul bir merkez olarak edebiyatta kontrolü yitirdi. Hayli sevindirici bir gelişme. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Kendi küçük grubunu asla varolmalarını sağlamayacak bir şekilde varetmeye çalışma amaçlı taşra şiir dergilerinin yerini söyleyecek sözü, tartışacak konusu, argümanları olan bir dergi tipi almakta. Böylece merkez de belirsizleşmekte, çoklu-merkezlere doğru evrilmekteyiz. Artık taşra dergisi bir olumsuzlama, veya kimileri için olduğu gibi bir hakaret değil. Hatta yarın öbür gün adı bizzat 'Taşra' olan bir şiir dergisi çıkabilir ve en son gelişmelerin geçici merkezi orası olabilir. (tüm merkezlerin geçici olması anlamında). Dolayısıyla merkezlerden sözettiğimiz oranda taşral&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;i&gt;ar&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;d&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;an da sözediyoruz. Kavramların yer değiştirdiği bu momentte Türkiye şiirinin özellikle çoklu yapıdan faydalandığı, üstelik kendisine dair bilgiyi de daha çeşitli yapabilir hale geldiği söylenebilir. Karayazı, 14. sayısında, Şubat-Mart 2011, şairin ideolojik duruşunu ele alıyor. Ersun Çıplak'ın, Nazım'ın kadınlarını aldatmasıyla siyasi güvenilirliğini ölçmesi üzerinde çok tartışılacağa benzer.  Dergi “Feriz'in Devleti” şiiriyle bitiyor. Yazan Feriz Şahin. Gerçek biri mi bir takma isim mi bilemiyorum ama son zamanlarda okuduğum en keyifli şiirle devlet eleştirisi hattı var bu Feriz şiirlerinde... Arkadaşlar gerçek biri olduğunu söylüyorlar ama ben bir takma isim olsa kimin takma ismi olurdu diye de hayal ediyorum. İzzet Yasar? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-3825613223827476926?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/3825613223827476926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=3825613223827476926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3825613223827476926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3825613223827476926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/06/ece-ayhan-tartismalari.html' title='ECE AYHAN TARTIŞMALARI'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-6717901988494998776</id><published>2011-05-30T01:51:00.001+03:00</published><updated>2011-05-30T01:51:14.322+03:00</updated><title type='text'>MEĞER MİLENYUM ŞİİRİ DE BİR İKTİDARMIŞ!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;MEĞER MİLENYUM ŞİİRİ DE BİR İKTİDARMIŞ!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   29 Mayıs 2011, Dalalet 74/182&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şiirimizde milenyum sonrası yeni ortamı okumaya çalıştığım geçen haftaki karalamalarımın 'sen biz milenyum şairlerine ve figürlerine sizin döneminiz geçti nasıl dersin?' tarzı bir reaksiyon alacağını hiç beklemiyordum. Sürpriz oldu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anlaşılan iktidar böyle insanın gözünün dibinde, elinin altında sessizce büyüyebiliyor, ta ki kendi zindanını açınca, kendi fermanını okuyunca anlıyorsun ki beyzade olmuş! O sırada tabii bir ilk tokat da geç kavrayan kişiye patlıyor; ki artık orası bizim sorunumuz...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İşin tuhafı, deneysellik lehine bir tartışma yazısına dahi deneyselcilerce bu uğurda tahammül gösterilemiyor! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şu noktayı en temel mesele olarak görüldüğünü hissettiğim için açayım: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Milenyum-sonrası Türk Şiirinden bahsettiğimde, Türkiye şiiri doğrusu ama ana karaktere dair tartışmadan kopmamak için hala Türk Şiiri ifadesini kullanıyoruz, şu şu şu milenyum şairleri öldü, onların tatlı zamanı geçti, şimdi diskonun kralları bu bu bu şairlerdir gibisinden basit bir ilk on oyunu oynayarak kimlerin 'in' kimlerin 'out' olduğunu listelemek gibi bir niyetim hiç yok. Bu terimlerle düşünmüyorum. Ayrıca zaten ben içinde bulunduğumuz milenyum-sonrası dönemde çıkmış şairleri listelemek gibi bir saçma işe de -çok şükür- girişmedim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dikkat edilirse bir milenyum-sonrası iklimi tanımladığım, ve o iklimin karakteristik özelliklerinden biri olarak Karabayram, Akın ve Sezgener gibi şiir hatlarının işleyiş biçimini gösterdiğim görülecektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Enis Akın elbette yeni çıkmış bir şair değildir (Neden bugünlerde herkes Enis Akın'ın çıkışına kafayı taktı kendine çok aşık şiir alemimizde acaba? Neyin göstergesidir?) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Ben Akın'ın yeni çıktığını söylemiyorum ama şiirinin ve deneylerinin dolaşımdaki halinin, işleyişinin ve bu işleyişlerin toplamından oluşan ortamın yeniliğinden bahsediyorum. Ve de tabii yeni formlar aradıklarını da ekliyorum andığım şairlerin, ama bu yeni form arayışlarını söylememe bakarak yeni çıkmış şairler olduklarını ileri sürdüğüm sonucuna nasıl varılabilir ki? Ayrıca üçü de başka başka kişisel tarihlere sahiplerdir. Ben bir eşleştirme yapmıyorum burda: bir ortam yenilenmesinin belli başlı öznelerini, milenyum-sonrası iklimini niteleyen kimi girişimlerin bir izini araştırıyorum. Ha bir de &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;Dağdaki Emirler&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;Taşlık &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;kitaplarının yeni çıktığını söylüyorum, evet.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Milenyum havasının bitmesi, milenyum sonrası döneme geçmemiz, milenyum şairlerinin 'bittikleri' gibisinden kasap bir anlama gelmiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Evet, Anita Sezgener Türk şiiriyle tanışmış ama vedalaşmış gibi yazıyor; Evet, Ali Karabayram Türk şiirini görünce karşı kaldırıma geçmiş ve bir daha da hiç yolu kesişmemiş gibi yazıyor; ama bunlar gibi başka girişimler eskiden de olabilirdi, şimdi bunları birbirine bağlayabildigimiz bir evrenimiz var... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türk şiiri eskisi kadar Türk şiiri değil kısacası! (Bakın burada doğrusu o diye Türkiye şiiri desem aynı çağrışım alanını kapsamazdı mesela.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ve bu ufuk açıcı gelişmede deneyselci milenyumcuların (şiirleri sayesinde değil çıkışları ve tanımazlıkları sayesinde) bir payları var, o payı teslim ediyorum. (Üstelik şiir içi iktidarların milenyumcular çıkmadan da çivilerinin çıktığını daha önce yazmış olmama karşın) Edimin çünkü gene de az buzdan fazla bir değeri var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Daha az Türk şiiri olan bir Türk şiiri evreni yeni olan evren; ve bu evrende form üzerine çalışmalar milenyum döneminden farklı algılanıyor, farklı karşılık buluyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Özetle söyleyelim: yeni bir deney yapamayan ama ortamı tutumuyla boşaltan, esneten ve delen milenyum-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;deneyselciliği sayesinde deneyselcilik-sonrası ürünlerle bu kez başka bir deneyselin kapısı aralanıyor... Çünkü artık başka türlü bakmaların çokluğu içinde düşünebiliyoruz kendi kendimizi... Ve bu açılma üyelik kartını gösterenlere özel değil, herkes plastik tabağını alıp yaklaşabilir...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu belirsizlikten korkanlara da işte o yüzden Szeemann'ın 1969 tarihli sergisini hatırlatıyordum: bütünsüz bir şiir ortamı korkulacak bir şey değildir. Tam da yeni arayışların yeni anlayışların kontrol edilemezlik içinde denizden çıkıp beliriverdiği 'yer'dir bu... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tekrar söylersek ben dönemin şairlerinin üzerinden iki seksekle sıçramıyorum. Bu tip analizler bana göre geçersiz zaten; o dönemin şairi Ahmetcan bu dönemin şairi Mehmetcan diye çalışmıyor şiirin zamanları sanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;O şairler oyundan çıktı bunlar girdi de demiyorum. O oyun bitti bu oyun başladı diyorum. Ve bu oyunun başlayışını gördüğüm kadarıyla şu oyuncuların toplarının sıçrayışı en iyi niteliyor diyorum. Yeni yerçekimini anlatıyor. Dolayısıyla hiçbir şair aleyhine özellikle bir çarpı değil dediğim. Sizlerin zamanı geçti arkadaş tarzı bir erken emeklilik önerisi olarak nasıl algılanabildi hayret...  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;ŞİİR YILLIKLARINI NASIL YIKABİLİRİZ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Bağlantılı bir konu gibi geliyor: şair kadrolarının yılda bir sayımdan geçtiği şiir yıllıkları meselesi. Şiir yıllıkları şiirimizin en geri kafalı olgusu galiba bugün. Şiirde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;box office&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt; yok diye sevinecekken bize başka bir liste mantığı veriyor. “Şiir yıllıklarının aleyhine düşünme, en azından birilerinin şiir dergilerini takip ettiğini her yıl kanıtlamaya yarıyorlar” diyen kötümser dostuma hak veremiyorum doğrusu, bana aksine, yıllıklarla düşünen bir şiir ortamı kendi düşünmesini baltalıyordur gibi geliyor. Ve Türk şiirinin düşünme ve tartışma dinamizmi sözgelimi Türk öykücülüğünden çok çok daha güçlü ve çok boyutlu; hiç de öyle bir köşeye sıkışmışlık yok.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#262626;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Geçtiğimiz günlerde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;oniki şairin bir şiir yıllığı aleyhine bildirisine tanık olunca aklıma geldi bunlar bir kez daha. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="LEFT" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Diyorum ki o yıllıkçı gitsin başa bu yıllıkçı geçsin tarzı eleştiriyi bırakalım. Yıllık fikrinin kendisi gitsin! Birincisi şiirin bu şekilde sayımlarla, listelerle, iktidarla işlemesi fikrine karşı olmak için, ikincisi hadi çok iktidarcısınız diyelim: iyi de şiir yıllıkları sizi kandırıyor! Hiçbir zaman yıllıklar en iyi olanları toplamaz. (Beni de aldıklarından biliyorum.) Tersine, kayıp değerleri merak ederek, acaba içlerinde sempatik ama talihi gülmemiş bir iki dize kalmış mıdır diyerek karıştırırız eski, küflü yıllıkları (tabii karıştıracak olursak). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(Belki milenyum-sonrası ortamda yeni okumalarla da buluşması ihtimali olan) Gülseli İnal ile bir şiir yıllığı fantezimiz oluşmuştu; onu gerçekleştirelim istiyorum şimdi. Bir şiir yıllığı yapacağız, ama içinde mesela sadece üç veya dört şiir var. Sonra daha da ileri giderek: bir şiir yıllığı yapacağız ancak yıllığa yazdığımız kısa önsözlerin ardından tek bir şiir bile gelmiyor. Meğer o sene hiç şiir yazılmamış! Aksilik! Olmaz mı olur, yok mudur tarihte hiç şiir yazılmamış yıl? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Tarihçi Hans Ulrich Gumbrecht'in hiç kritik olay olmamış yıl diye gözüne kestirdiği 1926'ın tarihini yazması gibi...(&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;In 1926&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 0.14in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-6717901988494998776?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/6717901988494998776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=6717901988494998776&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6717901988494998776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6717901988494998776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/05/meger-milenyum-siiri-de-bir-iktidarmis.html' title='MEĞER MİLENYUM ŞİİRİ DE BİR İKTİDARMIŞ!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-3319123307030298923</id><published>2011-05-22T01:07:00.001+03:00</published><updated>2011-05-22T01:07:43.495+03:00</updated><title type='text'>MİLENYUM-SONRASI TÜRK ŞİİRİ</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;MİLENYUM-SONRASI TÜRK ŞİİRİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BirGün gazetesi,   22 Mayıs 2011, Dalalet 73/181&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şiirimizin genç eleştirmeni Utku Özmakas 2000li yılların şairlerini ele alırken onları 'milenyum kuşağı' olarak adlandırmıştı, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Şiirimizin Milenyum Kuşağı&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; adlı istisnai kitabında. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdi, (20)10'ların eğilimleri belirirken, bir milenyum-sonrası (post-milenyum) süreçten bahsetmek gerekiyor galiba. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Milenyum onyılını, özellikle kimi dönemlerini, sarmalayan temel dinamik görsel şiir, kimilerince deneysel veya somut şiir akımı olmuştu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şiirimizin muhafazakar kalemleri bu gelişmeyi vakit kaybetmeden karalamak için şiir-dışı bir alan tanımlayıp görsel şiiri de oraya sürmeye girişmişlerdi. Uçları koklayanlarsa burunlarını dayadılar bu hareketliliğe. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Görsel şiir, Türkiye için yeni dünya için eski bir adımdı, aynı İkinci Yeni gibi. Görsel şiirin bazı konvansiyonel eleştirmenleri 'bu daha önce yapıldı' kartını büyük bir şevkle masaya attılar (sanki kendi yaptıklarının daha önce yapılmamış olduğuna dair bir iddiayı dile getirme ihtimalleri olabilirmiş gibi, veya tam da '&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;şimdi'&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; görsel şiiri konuşuyor olmalarının bir sebebi yokmuş gibi); bazıları da 'şiirin ne olduğunu veya en azından neyin şiir olamayacağını ben söyleyebilirim belki kimbilir neden olmasın' tarzı bir iyimserlikle dediğimiz gibi şiir-dışı bir alan tanımlamaya cüret ettiler. Görünüşte, bu kalantor ket vurma çabaları başarılı oldu da denebilir: hareketin hızı kesildi, prestiji düşürüldü, kendine her zaman fazlasıyla hayran olmasıyla nitelenen şiirimizin şiir sanatının sınırlarını hiç merak etmeden bir çit çevirip içinde mutlu mesut yaşayabileceği, Yorgos Lanthimos'un filmini andıran &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Dogtoothvari&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; bir fanteziyle, bir kez daha şiir 'ailemize' dikte edildi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Halbuki görsel şiir akımı alacağını almıştı şiirimizin ciğerinden; gücü şiirlerinin yeniliğinde, benzersizliğinde, deneyselliğinde veya muhteşemliğinde değildi, gücü denemiş olmasındaydı. Bir delik açmayı, alternatif bir kanal açmayı, bizim kendini güneş zanneden gaz lambamızın aydınlattığı standart patikadan birilerinin ceketlerine tutunarak ilerlemek yerine karanlıkta çarpa çarpa yürümeyi denemiş olmasındaydı. Şunu da hatırlattılar: şairin aslında kafasına göre iş yapanı makbuldür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Görsel şiir bir akım olarak bastırıldı ('bastırılması' zaten bir isyan olduğunu iyice not eden karşılığıydı). Milenyum şairleri (deneyselden topa girmiş olanları da diğerleri de) farklı kişisel tercihlerle yollarına devam ediyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ama bu atağın bir tortusu oldu; milenyum-sonrası döneme dikkat etmemizi talep eden gelişme de bu. Deneyselliğin isyanı bastırıldı ama kültürü kaldı geriye. Mayıs 68 gibi belki biraz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Deneysel girişimleri bir akım olarak, bir çıkma olarak değil, Türk şiirinin sınırlarında yeni belirsizliklerin inşası, böylece Türk şiirinin mevcut sığ karakterine yönelik bir 'tanımama' olarak alan bir milenyum-sonrası tipi deneysel şiir katmanı işte böyle görünürleşmeye başladı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sözkonusu gelişmenin yeniliği, yeni '&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;bir&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;' şiirin ortaya çıkması değil, yeni şiir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;ler&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;in hamlelerini daha güçlü yapabildikleri yeni bir ortamı müjdelemesinde. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anita Sezgener'in yeni kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Taşlık&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;'ı (Komşu 2011), dergisi Cin Ayşe'yi, dergilerdeki işlerini, Enis Akın'ın son kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Dağdaki Emirler&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;'i (Pan 2011), Türk şiirini tartışmaya açan güçlü ve tanımaz yazılarını ve Ali Karabayram'ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Eşlikçi&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; (Komşu, 2008) ve sonrasında dergilerde bir alternatif hatta dönüştürdüğü dilini düşünüyorum... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dilin formu, şiir dilinin formu konusunda özgün tartışmalar geliyor bu işlerden. Harold Szemann'ın yaklaşık 50 yıl önce, 1969'da gerçekleştirdiği, kavramsal sanatın çıkış sergisi olarak kabul edilen, tarihi sergisi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;Tavırlar Forma Dönüşünce&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;'nin kataloğu için yazdığı sunu yazısında kendi sergisini bir tanımlayışı vardır: “bir bütünlükten yoksun gibi, tuhaf bir biçimde karmaşık görünüyor, birinci tekil şahıstan anlatılmış çok sayıda hikayenin detaylı bir özeti gibi” der orada. Neymiş, bir bütünlükten yoksunluk bir eleştiri değilmiş. Türk şiirinin hep bir bütünlüğe sahip olmasını veya böyle anılmasını, bilgisinin bu çerçevede yapılmasını, tarihinin böyle anlatılaştırılmasını ana mesele zannedenler tam da milenyum sonrasında büyük bir keyifle bütünlükten yoksunlaşmış Türk şiirinin Akın'dan, Karabayram'dan, Sezgener'den yayılan tadını çıkaramıyorlar. Türk şiiri, 10larda, veya milenyum sonrasında, gerçekten de, tuhaf bir biçimde karmaşık görünüyor! Ne güzel! Hikayeler alıştığımız formlarla birbirine bağlanmıyor. Ortaya çıkan yeni formlar -ve toplamın andırdığı formlar- 'sanatsal sürecin kendisinden devşirilmiş formlar,' gene Szemann'dan alıntı yapacak olursak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Bu saydığım isimler arasında Türk şiirine en fazla referans veren işler Enis Akın'dan geliyor. (Bazı her-konuda-mürteci, ağzından 'efendim haklıdır' dışında tek bir cümle çıkmamış balina artıkçılarının Enis Akın'a büyüklere saygısızlık ediyor diye kızıp 'o bir kere meşhur olmamıştı yirmi yaşındayken, efendimden ödül almadı, panelimize çağırmadık ki biz onu' düzeyinde küfür yazıları kaleme almaya cüret etmeleri de bu referanstan aldıkları cesarete dayanıyor.) Enis Akın sadece yazılı değil ses olarak şiirin formlarını (maalesef bu henüz tam kayda geçmiş değil gibi geliyor bana) araştırırken, hem, tarih biliminden alıntılayıp  söyleyecek olursak çoklu-kuşkucu ve deneysel yeni formlar yakalıyor hem de (her ne kadar cahillere geçici koz vermesine yol açsa da) eski formları bu araştırmalara bitiştiriyor. Kanatıyor bazı sınırları kısacası. Ali Karabayram kendine özel olarak ileride bir yerlerde dahi Türk şiiriyle kesişmeyecek bir patika kurmasıyla dikkat çekiyor. Anita Sezgener, sanki Türk şiiriyle çoktan vedalaşmış bir şair gibi konuşuyor. (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;Taşlık&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;'da bu vedalaşmanın havası da var denebilir mi?) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Milenyum-sonrasının farkı şu: artık bu sesler eskisi gibi iki suyun başını tutmayla, üç het hütle denetlenemiyorlar. Yürüyor bu sesler. Deneysel-sonrası deneyler gerçekleştiriyorlar. Bakmışsınız yan yana geliyorlar, bakmışsınız ayrışıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;Warwick Thornton'un aborjinlerin bir hikayesini anlatmadan anlattığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt;&lt;i&gt;Samson and Delilah&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span lang="en"&gt; filmi gibi bir duygu veriyor: ben burdayım demeden burda olan şiirler... Aynı o aborjin genç gibi, sadece kekeleyen ama onu da sadece bir kere yapanın açtığı dillerin şiirleri...  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p lang="en" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; line-height: 150%"&gt; &lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Işte buradan da meraklı bir Türk şiiri için ipuçları doğuyor. Milenyum-sonrasının gerçekten beliren vaadi kuşkusuz bu... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-3319123307030298923?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/3319123307030298923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=3319123307030298923&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3319123307030298923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3319123307030298923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/05/milenyum-sonrasi-turk-siiri.html' title='MİLENYUM-SONRASI TÜRK ŞİİRİ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-4749333485337937165</id><published>2011-05-15T10:43:00.001+03:00</published><updated>2011-05-15T10:43:23.835+03:00</updated><title type='text'>RECEP BEY ABDULLAH BEY'E KARŞI!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;RECEP BEY ABDULLAH BEY'E KARŞI!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   15 Mayıs 2011, Dalalet 72/180&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İsimlendirme politikalarının, ad takma stratejilerin ne derece önemli siyasi aletler olduğunu en iyi gazetecilikten biliyoruz. Burası 'sayın Öcalan' polemiğine takılmış bir yer. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Erdoğan'ın isim politikalarını ele alışı bana Fatih Terim'in İmparator/Çavuş muhabbetini de hatırlatmıyor değil. 'Ben ders almam, ders veririm' tarzı bir dayılanma, ya da Rüştü'nün dört gol yediği bir maçtan önce söylediği gibi 'ben gol yemem, bilmemne bisküvisi yerim'. Şimdi piskevüt oldu gerçi bisküvi de... Zaten eskiden de nasıl yazıldığı tartışılırdı. Bahçeli'nin bu anlatı için en ucuz ve çocuklar arasında en az makbul bisküviyi seçmesini de herhalde çocuğu olmamasına bağlamak gerek. Çocuğu olsa “benim iphone'um niye yok” diye yazardı mesela senaryoyu...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2002 seçiminden önce basının Erdoğan'ı Tayyip diye küçük görmekten çekinmeyen kalemleri 'güç onda artık' moduna geçilince hiç tereddüt etmeden Sayın Erdoğan diline zıpladılar. Sorun yoktu. Sonra Kılıçdaroğlu Recep Bey'i çıkarttı. Recep Bey birden bir hakaretmiş gibi algılandı. Bu tuhaf dönüşümü incelemek gerek. AKP'nin birden resmi bir deklarasyonla AK Parti olması ve AKP diyenleri iktidarın bilmemnecilikle suçlayabilmesi gibi. Değme merkezi baskı devletinde olmayacak bilimkurguluk durumlar bunlar. Kafkaesk bir roman gibi. Vay AKP'yi AKP diye okudun siciline bu yazılır, e şimdi yarın da MHP iktidar olsa MIH Parti demeyen faşisttir deseler ne yapıcaz? Bence MIH Parti iktidar olursa AK Partileri faşistlikten tutuklayacak. CHP de CUMHUR Parti mi olacak acaba? CUMHUR Parti demeyenler cumhuriyet düşmanı ilan edilip tutuklanacaklar mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Adlandırma stratejilerinin ne kadar önemsendiğine bakar mısınız? AK Parti markası seçmenin satın alma davranışını mı etkiliyor yani? Muhtemelen öyle. Seçmenin (siyasetçi masallarını) satın alma davranışını belirleyen en temel noktalardan birinin de ambalaj (lider) olduğu biliniyor. Gerçi bizimki gibi bütün partilerin tepeden inme çatıldığı bir yerde ambalaj olan liderin kendisi değil ama imajı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sayın Erdoğan Sayın Öcalan gibi bir şey, sanırım iktidarın tercih ettiği ana adlandırma bu. Tayyip, geçmişte kalması gereken, unutulması beklenen bir topçu (muhtemelen top geçer adam geçmez bir sağ bek), savaşkan şiirler okuyup hapse atılan bir mücahid, bir elhamdülillah genci. Erdoğan ise bir yeni Özal, neo-Özalizmin lideri, işadamı, gemicikler saçan bir adam, bir Sayın, Sayın Erdoğan. Ananı da al git diyen galiba Tayyip veya Recep değil, Sayın Erdoğan. Tayyip olsa ne yapardı bilmiyoruz. Belki Tayyip adama sarılacaktı, annesinin elini öpecekti! İmajı böyle. Sayın Erdoğan mevkisinin gereği (bu mevkinin Türkiye'de Başbakanlıktan öte bir mevki olduğunu da anlatırcasına) ananı da al git diyor. Tayyip biraz da cahil bir çocuk, birilerinin eteğinden ayrılmayan, doğru yolu öğrenmeye çalışan, zor bir durumla karşılaşınca dualar okuyan bir genç. Sayın Öcalan görüşmeler yapılan bir liderken Apo'nun göbeğini kaşıyan bebek katili bir kıro olması gibi. Kürt hareketini lider sultası altında inleten de Apo muhtemelen, ama barışçıl sözünü dinletemeyen kişi Sayın Öcalan. Mesela Öcalan için de birisi Abdullah Bey diyerek yeni bir siyasi kimlik markası inşa edebilir mi?  Recep Bey ile Abdullah Bey karşı karşıya gelseler ne olur? Bilebildiğim kadarıyla Kılıçdaroğlu, Recep Bey'i çıkartırken, Tayyip'in olgunlaşıp da cevval yönetici 'ananı da al git' Erdoğan olan imajının karşısına Tayyip'in büyüyüp gözü açılıp köşe dönmeci Recep Bey olan imajını getirmek istedi. Bir sonraki seçimde iyice işadamı kimliği büyümüş bir Erdoğan mesela Kılıçdaroğlu'na horgörmek için 'Kemal Efendi iki ekmek bir süt' diyebilir. (Fenerbahçe taraftarının utanç verici bir biçimde Beşiktaş teknik direktörü Rıza Çalımbay'a dediği gibi). Kemal Efendi de böyle bir markaya dönüşebilir. Ama çok da anlamlı değil çünkü Kılıçdaroğlu zaten ezilenin temsilcisi imajına oynuyor. Gandhi Kemal diye bir adlandırma var mesela. Burada şiddetsiz ama inatçı bir eylemlilikle sömürgecilerden kurtulma imgesi devralınmış oluyor. Gandhi siyasetinin anarşizmin pasifist koluna, Tolstoyvari koluna bağlanan yanından bir ödünç alma olduğunu sanmıyorum bunun; daha çok Amerikan/İngiliz elbisesi gibi gördükleri Recep Bey'lerini ülkeden kovup bağımsızlık ilan etmelerinin bir imgesi muhtemelen. Ama totalde bakınca sol bir imaj olduğu kuşku götürmez. CHP'nin askerin partisi imajını da silmek için düşünülmüşe benziyor olabilecek en pasifist eylemcinin ihramına bürünmek... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Recep Bey hikayesi patenti alınınca dikkatimi çekti aslında. Ne demek acaba böyle bir adın patentini almak. Mesela Coca Cola'nın da patenti çoktan alınmıştır muhtemelen ama Kazım Kazım'a Coca Cola Kid ismi takılabiliyor. Hayır bu bir kola markası da değil ki insan ismi. Kedi ismi deseniz ona ayrı dava açıyor zaten. Şimdi ben mesela Recep Bey müstear ismiyle şiir yazamaz mıyım? Bir müstear isim kullanmak için birisinden patent alındığını hiç duymadım, hele ki bu mahlasla şiir yazan başka bir isim yokken. Şimdi mesela Coca Cola mahlasıyla şiir yazmam yasak olsa neyse de Recep Bey mahlasını da mı kullanamayız? Bir insan ismiyle başka ne yapılabileceğini hayal etmekte zorlanıyorum. Bir arayayım internetten, yapanlar ne yapmış öğreneyim dedim bir de baktım Erdoğan yanlıları Recep Bey internet adresini satın alıp site kurmuşlar. İşte bu alınabilir ama bunun için de patent almak diye bir şey yok sadece tam adresi alıyorsun diye biliyorum. Bir harf için milyonlar ödendiğini hatırlıyoruz geçen on yıldan internet borsasında. Mesela www.trecepbey.com adresi alınmamışsa Recep Bey patenti kimde olursa olsun alamaz mıyım? Peki www.tcocacola.com adresini de mi alamam? (Cola Turka adresi gibi duruyor gerçi)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;En ilginci şu, Erdoğan yanlıları zannettiğim kişiler Fatih yanlıları çıktı! Adlandırma stratejilerinde bir başka seviyeye geçilmiş ben görmeden. (Yukarıda bana yaptığı Fatih Terim çağrışımı da anlamını buldu böylece). Erdoğan yanlıları şu başlığı atmışlar: “Türkiye'nin Gandhilere Değil Fatihlere İhtiyacı Var!” Gandhiler dediklerinin Kılıçdaroğlu olduğu açık, burada ilk gariplik Kılıçdaroğlu'nu Gandhi imajından söküp atmaya çalışmak yerine onun 'Gandhi olan' olduğunu kabul edip Gandhilik konumunu kötülemeleri. “Evet, Gandhi olan Kılıçdaroğlu ama Gandhi olmak iyi bir şey değil ki”, demeleri. İyi olmamasını da pasifizm bize yakışmaz biz asker milletiz tadında (biraz da Müslüman değil diye galiba) giden bir 'Gandhi yabancı bir kahramandır'a oturtmuşlar. Gandhi ecnebi midir? Gandhi gavur mu sayılıyor gerçekten derin Anadolu imgeleminde? Sloganın ikinci kısmı tabii esas çarpıcı olan, yani Türkiye'nin Fatih'lere ihtiyacı var denilen yer. Ne oluyor Fatih Terim gene Galatasaray'ın başına mı geçecek diye bakabilir insan. Ama sayfada biraz aşağı inince anlıyorsunuz ki 'Davos Fatihi' adlandırmasına referans. Fatih adlandırmasının ana kaynağı olan Fatih Sultan Mehmed'in isminin Fatih olmaması da bir başka enteresan noktası bu Fatih olma tutkusunun. Demek ki Fatih doğulmuyor Fatih olunuyor, Atatürk doğulmaması ama Atatürk olunması, dahası Türk doğulmaması ama (ne mutlular eşliğinde) Türk olunması gibi. Bu sonradan olmaya vurgu kişinin doğuştan getirdiği değerlere yaslanmıyoruz ne mutlu bize kültürelci, etnisist, ırkçı vs değiliz gibisinden bir erken rahatlamaya sizi itmesin: sonradan olabileceğimiz şey aidiyetlerimizle belirlenmiş durumda. Kahramanımız Gandhi değil Fatih olabilir ancak, dahası, Gandhilerin değil Fatihlerin kurduğu bu devletin kendi kendini tekrar eden bir döngüden çıkmaması gerektiğinden Gandhilere vs değil gene ve sonsuza dek tekrar tekrar Fatih'lere ihtiyacı var. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kimi Mehmet kimi Kemal kimi Tayyip kimi Ogün olarak dünyaya gelen Fatihlere... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-4749333485337937165?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/4749333485337937165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=4749333485337937165&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4749333485337937165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4749333485337937165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/05/recep-bey-abdullah-beye-karsi.html' title='RECEP BEY ABDULLAH BEY&apos;E KARŞI!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-1048411390139463219</id><published>2011-05-07T23:59:00.001+03:00</published><updated>2011-05-07T23:59:54.916+03:00</updated><title type='text'>BİN LADİN'İN SON SÖZLERİ: TERÖR YOKTUR</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;BİN LADİN'İN SON SÖZLERİ:  TERÖR YOKTUR&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   8 Mayıs 2011, Dalalet 71/179&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osama Bin Ladin'in son sözleri şunlar oldu diyebilir miyiz: Terör diye bir şey yoktur! Değil mi ki başka bir ülkeye özel timler kimseye haber vermeden baskın yapıp yargısız infazla aradıkları şahsı ve etrafındakileri çoluk çocuk arasında vurdular. Sonra da cesetleri ortadan kaldırdılar... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bin Ladin'in Abbottabat'ta öldürülüşü terör ifadesinin belirli bir edimi tarif etmek için kullanılamayacağını, kimi siyasi görüşleri kimi konjonktürlerde adlandırmaya yarayan bir boş kategori olduğunu bize tekrar gösterdi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hatırlayacak olursak dehşet sözcüğünden gelen terör eylemleri ifadesi dehşet saçan şiddet edimleri olarak (Fransız Devrimi'nden çok) 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında gerçekleşen ve dünya çapında çok sayıda kralı, lideri, yöneticiyi götüren suikastlar serisinin ardından dolaşıma girmişti. Vergi almak için ya da isyan bastırmak için bir devletin halkı acımasızca kırıp diğerlerine dehşet salmaya çalışmasının ardından terör sözcüğüne ihtiyaç duyulmamıştı örneğin. Dehşetin kime saçılan dehşet olduğu esastı. Yöneticilerin halkı öldürdüğü şiddet ölçeğiyle tartılsa çok daha korkunç olaylar 'adaleti tesis ediyor' kabul edilirken; krallar ve yöneticiler öldürülünce 'dünyayı korkunç bir terör dalgasının sardığı' varsayılabilmişti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Cinayetin birini öldürmek anlamına değil de yetkisizce birini öldürmek anlamına gelmesi gibi... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yetkiyi veren makam, başka öznelerin elinden çıksa 'terör' olarak kolaylıkla adlandırılabilecek edimlere giriştiğinde adaleti tesis etmiş oluyordu böylece. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;11 Eylül'den sonra da Bin Ladin adaleti tesis etme iddiasındaydı. Ama yetkiyi ele geçirmediği sürece bu söylemi geçersizdi... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'de biz yargısız infaz çok gördük. Çok yaşandı buralarda yargısız infaz. Ortadan kaldırılan cesetler... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Obama şunu diyor: yetki sizdeyse, iyi bir açıklamanız da varsa şiddette sınır tanımanızı gerektiren bir durum yoktur. İyi bir açıklama ve yeterli yetkiden oluşan tarif Arjantin diktatörlükleri estetiğinde cesetleri uçaklardan denize atmayı, komandolarla ev basıp yargısız infaz yapmayı adaletin tesis edilmesi olarak dünyaya kabul ettirebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Demek ki 'sorgusuz sualsiz öldürülebilir olan' diye, 'harcanabilir olan' diye fiili bir kategori var, böyle bir insan kategorisi konusunda dünya uzlaşmış durumda. Ve bu harcanabilir olan en fazla eli kana bulaşan demek değil. Mesela George Bush bu kategoride değil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Eli en fazla yanlış kana bulaşan demek... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Eli yanlış kana bulanan yargısız infaz edilince adalet yerini bulmuş oluyor -Türkiye'de de çok örneğini gördüğümüz gibi... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sadece yargısız infazı değil işkenceyi de bir ucundan aklamaya çalıştığını gördük bu infaz gecesinin. Bin Ladin'e giden istihbarat serüvenine dair kısa anlatı dolaşıma sokulduğunda bir de baktık Guantanamo'da işkence ile alınan bilgilerin ne kadar kritik bir değere sahip olduğu fikri alttan sızdırılıyor zihinlere... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Demek ki neymiş işkence o kadar da kötü bir şey değilmiş, doğru ellerde, adalet arayan doğru kana bulaşmış ellerde kulanıldığında dünyayı kurtaran adamlık bir işmiş işkence ve yargısız infaz. Su ile boğma hissi yaratmaya dayanan w&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;aterboarding&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; meğer ne faydalı bir su sporuymuş!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Önce su ile boğar gibi yap, sonra da öldürüp suya at. Tamam. Demokratik kamuoyu huzur içinde yatsın... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Resmi ABD belgelerini Wikileaks'e aktaran Amerikalı er Manning'e de türlü işkenceler uyguladılar Amerikan cezaevlerinde. Belki bir gün Assange'a da sıra gelecek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye'de ve diğer yerlerdeki bütün liderlerin “çok memnun oldum” mesajlarındaki acelecilikte bu da var: “yarın bana da işkence ve yargısız infaz lazım olabilir. Fırsat bulmuşken, hazır dünya egemenince meşru ilan edilmişken desteklerimi sunayım...”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sayfalar tutacak uzun yargısız infazlar tarihimizin yanı sıra yakın dönemdeki Festus Okey cinayetini da akla getiriyor. Bir kapalı mekan, biri öldürüyor biri ölüyor, ve hikayeyi öldürenin anlatısına dayanarak öğreniyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu kez bir fark da var tabii: Osama Bin Ladin'in 12 yaşındaki kızı da olay yerinde, infazı izlemiş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Küçük kız çıplak gözle izlerken Obama ve Beyaz Saray arkadaşları da ekrandan izliyorlar. Bize ama ekranda ne gördüklerine bakma ayrıcalığı tanınmıyor. Biz ekrana bakışlarına bakmak durumundayız. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osama Bin Ladin'in öldürülmesi temelde Bin Ladin ile ilgili bir olay değil kısacası. Bir siyaset kültürünün olumlanması. Kanunsuzluk kanunun tekelindedir ve kanunun tekelinde kalmalıdır ve kanun da temelde budurun bir anlatımı... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-1048411390139463219?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/1048411390139463219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=1048411390139463219&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/1048411390139463219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/1048411390139463219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/05/bin-ladinin-son-sozleri-teror-yoktur.html' title='BİN LADİN&apos;İN SON SÖZLERİ: TERÖR YOKTUR'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-3122260456552365542</id><published>2011-05-01T12:54:00.000+03:00</published><updated>2011-05-01T12:55:06.888+03:00</updated><title type='text'>SEÇİM GÖSTERİSİ ÖNCESİ SON 1 MAYIS ÇIKIŞI</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;SEÇİM GÖSTERİSİ ÖNCESİ SON 1 MAYIS ÇIKIŞI &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   1 Mayıs 2011, Dalalet 70/178&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1 Mayıs 2011'in Türkiye siyaset sahnesindeki genel önemi ve Türkiye solu için spesifik önemi merkezi kutuplaşmanın basit girdabının zirve yaptığı gösterilerden biri olan genel seçim öncesinde gerçek toplumsal dönüşüm lehine söz alma fırsatı sunmasıdır. Seçim gösterisi öncesi son 1 Mayıs çıkışı olarak karşımıza çıkıyor bu 1 Mayıs nümayişi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Referandum gösterisi öncesi kutuplar erimeye yüz tutmuştu. Savaşların devletlerin temel besini olması gibi, bu tip gösteriler de merkezi siyaseti, pompaladıkları kutuplaşmaları, siyaset keselerini büyütüyor. Referandum mıknatısı solun büyük kısmını da o ya da bu uçtan kendine bağlayıp kıpırdayamaz hale getirince tekrar altın çağlarına dönmüşlerdi. Tam işler tavsamaya başlayacakken yeni bir seçim sahnesi yaratıyorlar, o bitince bir tane daha, o bitince bir tane daha... Her seçimde yüzüne kan yürüyor, damarları dalgalanıyor, yanakları kırmızı kırmızı parlıyor sistemin ve mutlak ilan etmek istedikleri kutuplarının... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Taksim meydanı bir seçim bölgesi değildir!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Taksim meydanı bir siyaset bölgesidir... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2007'den 2010'a üç yılda atılan bir sprintle kazanılan 1 Mayıs Taksim'de mücadelesi solun özerklenme teşebbüsü olarak da okunabilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BDP'nin sivil itaatsizlik çıkışları siyasete doğru giden bir patika açan son girişim. İrili ufaklı bütün diğer eylemler ve protestolar da. Bunları birbirine bağlayacak, bir şebeke duygusu verecek öğe de 1 Mayıs gibi sembolik momentlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1 Mayıs KCK davalarından Hrant Dink'e Ahmet Şık'lara ekonomik adaletsizliklerden öğrenci hareketlerine bütün zorlayıcı öğeleri birbirine bağlama potansiyeli taşır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ama zafer sonrasının kendine özgü bir zorluğu da var elbet. Devrimci Expo'ya dönüşme tehlikesi--- &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1 Mayıs, gayet iyi biliniyor ki, iyi ki varız türü bir kutlamadan çok gücünün sınırlarını kolektif imgelemde sınama rutini sunmasıyla kritiktir. Bu sınama, ya da test etme diyelim, nereye kadar gidebileceğini görme anlamında değil erklenme iradesinin dayatılan sınırlarını kolektif bir imgelemle ne kadar belirsizleştirebilirizin, ne kadar iptal edebilirizin, meşrebimizce bir özgürlük lehine ne kadar yeniden tanzim edebilirizin test edilmesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Radikal solun da yer aldığı seçim bloğunun meclise sokacağı alternatif isimlerden daha kritik fonksiyonu siyasetin seçimle yapılmadığına işaret eden bir dili diri tutan yanı olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu tür eğilimler 1 Mayıs gibi ideal bir nümayişte içiçe geçme imkanı bulurlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Siyaseti siyaset sahnesinden ve dilinden çekip iş bitirmeciliğe alan bir neo-Özalizm var başımızda. Projeler, İcraatın İçinden geleneği, icraatlar Türkiye'si modeli ile işliyor. Çılgın Türklerle Çılgın Projeler arasında sıkışan halkın portresi görünürlük kazanıyor. Bu AKP iktidarının, yani neo-Özalizm bakışı ile bakıldığında 1 Mayıs gibi nümayişler tam anlamıyla gereksiz ve yanlıştır ve bunlara sadece yenildikleri anlarda tahammül edebiliyorlar. Sivil itaatsizlik eylemlerini de aynı şekilde gereksiz görmeleri ve hatta BDP'nin ve blokun mecliste temsilini de engellemek istemeleri ama yenilince razı olmaları gibi. Bu alanda her bir kare için mutlak önce meşruiyet sonra fiziki varlık mücadelesi vermek zorunda bırakmayı tercih ediyorlar. Her türlü adaletsizlik, hak engeli, despotizm geleneği, kültür düşmanlığı, güce tapınma, merkeziyetçilik, hepsi yükselişte. Hakların arttığı değil dört koldan gerilediği bir (başka) dönem. Bu benim memurum işini bilircilik karşısında güncellenmiş ve prestijini yitirmemiş öğelerden bir vitrin çatma uğraşındaki CHP merkeziyetçiliğini ve merkez sağın anlamını tümden yerinden etmek üzere merkez sağ rolü için yarışan MHP'yi buluyo. Bu tempoya maruz kalıp kulaklarını tıkamış sokaklar için 1 Mayıs başka bir ritm fırsatıdır... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye solu kutup baskısından çıkış için bu tip momentlere ihtiyaç duyuyor. 1 Mayıs mevcut gücünün sınırlılığını, yetersizliğini sıçramalarla değiştirmek, ani yükseliş aralıkları yakalama denemesi yapmak olarak da dikkat edilesi bir vesile. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1 Mayıs 2011, hiçbir işe yaramasa 1'den sonra 2'nin gelmediğini gösterebilme potansiyeliyle hayatidir...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;BİR ERMENİ GENERAL DEĞİL BİR ERMENİ ER&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;23 Nisan'da bir çocuğun, 24 Nisan'da bir Ermeni'nin öldürüldüğü Türkiye --Dink'in 23 buçuk Nisan tasavvurunun tersten kabul edildiği bir felaket...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Halil İbrahim Oruç öldürüldü, Sevag Şahin Kılıç öldürüldü... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;19 Mayıs için ne planlıyorsunuz? Açıklayın!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-3122260456552365542?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/3122260456552365542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=3122260456552365542&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3122260456552365542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3122260456552365542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/05/secim-gosterisi-oncesi-son-1-mayis.html' title='SEÇİM GÖSTERİSİ ÖNCESİ SON 1 MAYIS ÇIKIŞI'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2026546478663227254</id><published>2011-04-23T23:41:00.001+03:00</published><updated>2011-04-23T23:41:14.815+03:00</updated><title type='text'>CİDDİ BASINI İNTERNETTE DE GÖRMEK İSTİYORUZ!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;CİDDİ BASINI İNTERNETTE DE GÖRMEK İSTİYORUZ!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   24 Nisan 2011, Dalalet 69/177&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tabloidle ciddi gazeteler arasında bir fark var değil mi, gözle görülür bir fark. Bir gazetenin Milliyet mi, Radikal mi, Cumhuriyet mi, Taraf mı, Birgün mü yoksa (hadi havai örneği memleketten vermeyelim) The Sun mı olduğunu anlamak için fazla zaman geçirmeniz gerekmez. Daha ilk bakışta anlarsınız. Pek çok ilkeleri birbirinden o denli farklıdır ki aynı kulvarda bile değillerdir.  İdeolojik farklılıklar olabilir, ama bir ciddiyet, yaklaşım, okurdan beklentinin görece yüksekliği konusunda ortaklık vardır. Bunlar biliniyor. Örneklerle bulandırmaya da gerek yok. Üzerinde durulmayan nokta şu: iş internete gelince neden çoğunluk cıvıtabileceğini düşünüyor? Neden gazetenin salt internete aktarılması tek ciddi seçenektir de onun dışına çıkıldığı anda dengeleri yitirmek gerekir, bu internet işi böyledir havası hakim? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnternet gazeteciliğinde standartların bunca düşük olması neden normal karşılanıyor? İnternet böyle bir yer diye mi bakılıyor acaba? Hiç de böyle bir yer değil halbuki. İnternete dair bu yanlış algı Türkiye internet gazeteciliği ortalamasını düşük tutmamıza yol açıyor. Çok banal ucuz numaralar bakıyorsunuz ana sahne olmuş: nedir o öyle içerideki haberi merak ettirmeye, en esas olayın ne olduğunu söylememeye ve böylece tık almaya çalışan fotoğraf-teaser'lar kuzum? Böyle bir şey kaldı mı artık? Nedense hala bu tuhaflığa prim veriliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra gazetede yerini aynen koruyabilen kimi etik ilkeler de internet sanki etikten bağışıkmış gibi, ne olsa gidebiliyorsa gider mottosuna bağlı hepten uçucu bir platform zannedildiğinden olsa gerek, internet gazeteciliğinde kayıp gidiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Saçma sapan bir 'dikizle ve sızdır' dilinin bir habercilik dili sayılmasına da artık bir son verilmesi gerek. Her türlü alakasız sitede yer alabilecek anlamsız geyikler veya etik açıdan çok sorunlu videolar, linkler vs bakıyorsunuz gazetesinde yer bulamayacağı kimi yayın organlarının web sitesinden bizlere sırıtıyor. Gazetede nasıl kendi yaptığınız haberleri koymanız esassa internette de durum bu olmalı değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hem aslında fiilen de pek çok son derece başarılı dünya örneğinde bu değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ortada bir 'tık' hesabı olduğunu biliyorum ama 'tık' illa ki bu ilkesizlikten gelir mantığı çok ezbere. Kendisi haber üreten gazetenin bir devamı olan, fiili gazeteden daha da geniş haber sunma seçeneklerine sahip, ayrıca anı yakalayabilen ve bu dinamizmiyle de vazgeçilmez olan bir platformun güçlü ama ciddi sahnelere ihtiyaç duymadığı fikri nereden geliyor? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İçimden sürekli dünya örnekleriyle karşılaştırıyorum ve bizdeki bu eğilimin çok gereksiz olduğunu ve bir gün düzgün bir haber sitesinden korkmamak gerektiğini düşünecek ciddi bir gazete ile birlikte tümden değişeceğini varsayıyorum.  Bazen pencereleri tek tek açıp karşılaştırıyorum, uçurum bana tek bir şey söylüyor: bizde bir varsayım var, bu düzeyden yukarı çıkılırsa 'tık' kaybedileceği, internetin böyle bir karaktere sahip olduğu, internet haberciliğinin muhtemelen böyle bir seviyede işlemeye yazgılı olduğu, böyle gelip böyle gideceği varsayımı. Biri bir gün bu varsayımı bir kenara attığında birden hepsinin birden değişeceğini hayal ediyorum ama zaman da geçiyor... Ve internetten haber ihtiyacı bu sahnelerce giderek daha az karşılanabilir oluyor... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;OKUYUCU YORUMLARI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak bir nokta var ki sanırım dünya basınındaki kimi uygulamaları burada karşılamamızı güçleştirecektir. Buna itirazım yok. Okuyucu yorumlarından bahsediyorum. Okuyucu yorumlarının, kimi kritik konularda birer foruma dönüşebildiğini, sayfalarca süren yorumlar köşesini takip etmenin kimi olumsuzluklara rağmen epey sosyal veri içerebildiğini biliyoruz. Ancak bizde okuyucu yorumları günün otosansür gereksinmesi karşısında iyice içe çekildi. Artık fazla bir anlamı kalmadı. Bence toptan iptal edilse daha demokratik bir iş yapılmış olunur. En azından 'gibi-yapılmış' olmaz. Kritik konularda kimse sakıncalı görülebileceğini düşündüğü fikirlerini yazmıyor eskisi gibi. Eskiden neler okurduk! İnternetin geçirgenliğinden artık herkes emin, hiçbir takma isim güvenli duygusu vermiyor.  Zaten yaşanan kimi olaylar da bunu destekler yöndeydi. Hani böyle yoldan geçenlere devlet televizyonu kamerayı uzatmış da isminiz nedir dedikten sonra fikrini sormuş gibi: bütün yarışmacılara başarılar dilerim, iyi olan kazansın tarzı bir yorum kalabalığı çıkıyor bundan. Utangaçça partisini tutanlar, kimi 'marjinal' perspektiflerin tümden görünmezleşmesi, aleyhine kullanılmayacak şekilde laf sokmaya çalışanlar... Okuyucu yorumu yaparken bile Ezop dilini kullananlar görünce dikkatimi çekti bu. Esprili, hoş bir dokundurma yapmaya çalışıyor çuğu yorumcu, çaktırmadan eleştirisini de araya sıkıştırmaya gayret ederek. Eskiden daha büyük bir kullanım sahası sayılıyordu bu okuyucu yorumu alanları -ve çok daha da sertti. Şimdi daha sorunsuz. Tabii dolayısıyla giderek de varoluş gerekçesinden uzaklaşmış. Türkiye için son derece kritik bir haberin önemli haber platformlarından birindeki haberini tıklıyorum. Okuyucu yorumu sayısına bakıyorum: 19... Okurların bu haberi nasıl karşıladıklarına dair hiçbir fikir edinemiyorum.  Yarısından fazlası da espri yapmışlar. Böyle giderse okuyucu yorumları sadece fıkralardan oluşacak galiba! İnternet haberleri de kolajlar, videolar, linkler ve fotoğraflardan!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;HER 23 NİSAN'DA EN AZ BİR ÇOCUK ÖLDÜRÜLECEKTİR&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Anlaşılan son karar bu: her 23 Nisan'da en az bir çocuk öldürülecektir. Ya boğulacaktır ya da vurulacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Abdulsemat, sonra İbrahim... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ulusal bir geleneğe dönüşmekte. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünya'dan kısa kısa haberleri okurken 'şu şu kentte gösteriler, ateş açıldı, şu kadar ölü var' tarzı cümleler ne felaket bir toplumsallık hayal ettiriyor; vay diyoruz ülkeye bak, birileri gösteri yapmış hop üzerlerine ateş açılmış, ölen gençler, çocuklar varmış, ne biçim bir yer olmalı, ne biçim bir hayat olmalı orada, vs. Sonra aynı hadise bizde yaşanıyor, bir yerde protesto gösterisi, halka ateş açmalardan bahis, kurşunla vurularak öldürülen bir liseli. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Böylesi bir haberin bu denli normalize olabilmesine bakarak o dünyadan kısa kısa köşesinde okuduğumuz dehşet haberlerinin de oralarda nasıl normallize edildiğini de hayal edebiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnsanlar cenazenin şaşkınlığı, korkunçluğu içinde, tüm ülkede tam bir şok yaşanması gerek. Hele ki insan haklarına vs bağlı gazeteciler açısından. Ama ne yapıyorlar, taşkınlıkları cemaat liderlerinin dizginlemesi gerektiğine dair çok ılımlı yorumlarmış gibi sundukları öğütler sunuyorlar. Herhalde mırıl mırıl konuşarak ve sürekli şiddet karşıtlığından bahsederek bu kadar kışkırtıcı olunabilir! Bu kadar şiddet normalize edilebilir!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Can çıkmış gitmiş; postalarımız geç mi gelecek yoksa, şehir hatları da aksar mı söylemindeler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çanakkale Savaşı'nda ölen liselilerden bahsedilirken acaba kurşunun illa ki dışarıdan gelmesinin gerekmediğine dair bir acı olarak Cahit Sıtkı Tarancı Lisesi'nin kayıplarından da bahsedilecek mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2026546478663227254?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2026546478663227254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2026546478663227254&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2026546478663227254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2026546478663227254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/04/ciddi-basini-internette-de-gormek.html' title='CİDDİ BASINI İNTERNETTE DE GÖRMEK İSTİYORUZ!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2227361893185983318</id><published>2011-04-17T14:31:00.001+03:00</published><updated>2011-04-17T14:31:31.921+03:00</updated><title type='text'>TÜRKİYE DUBAİ OLUR MU?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial, sans-serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE DUBAİ OLUR MU?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   17 Nisan 2011, Dalalet 68/176&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Eskiden Türkiye İran olur mu denirdi, şimdi Türkiye Dubai olur mu deniyor. İkili bir sistem, para akışı, şatafat, dünya destinasyonları, baskı, gerilik, yasaklar, ve bolca turist. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Başka ülkeler de Türkiye olmaktan korkuyor mudur acaba?.. Biz aslında en çok ondan korkuyoruz... Beni dehşete düşürüyor açıkçası Türkiye'nin Türkiye olması... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;PORNO TARTIŞMASINA BİR TASHİH&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Bilgi Üniversitesi'ndeki porno skandalı sırasında bir filmin ancak porno olmak için üretildiğinde ve o çerçevede dolaşıma sokulduğunda porno olabileceğinin, onun dışında bir içerik kıstası olmadığının altını çizmiştik. Tek bir içerik özelliği yoktu ki, pornoyu nitelediğini iddia ettikleri ama sanat işlerinde sanat filmlerinde edebi eserlerde (hatta teknik eserlerde) de varolduğu gösterilemesin. Ama eksik bırakmışız... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Hem de (en azından şimdilik görebildiğim) bir kaç açıdan. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Bir aktivizm olarak porno kategorisini atlamışız mesela. Pat(rick) Califia'ya yolum düşünce farkettim bunu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Pat Califia'ya yolumun düşmesinin sebebi de şu : 68'lerden kalma bir özgürlük sloganı var, 'savaşma seviş'in bir devamı. Cinsel edimi doğrudan özgürlüğe bağlayan bir bakış. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Linda Williams çok güzel anlatır bu ruh halini, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Screening Sex&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;'de, her seviştiğimizde Vietnam savaşını durdurmak için bir şey yapıyormuşuz gibi hissederdik diyerek...  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Cinselliğe böyle bir kurtarıcı misyon yüklemenin kökeninde güçlü bir rolü Otto Gross tutuyor tabii. Hans Gross'un radikal psikanalist oğlu. (Otto Gross'un Jung'a analize giderken bir noktadan sonra Jung'u çok etkileyip Jung'a analiz yapmaya başladığını okuyana dek &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Zelig&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt; filmindeki Woody Allen'ın tarihte bir olaya gönderme yapıyor olabileceğinden habersizdim). Otto Gross'u ama ağır Freudyen ekol görünmezleştirmiş. İzine rastlamayı zorlaştırmışlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Tabii takip eden ediyor. Max Weber tarihi de D. H. Lawrence tarihi de Gross'a ve Ascona'ya bağlanabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Günümüz queer radikalizmi içinde de yankılandığı olabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Queeruption&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt; etkinliklerinden birinden (2003) bahsederken G. Brown'un etkinlik sonrası verilen seks partilerinden 'arındırıcı' diye bahsetmesi gibi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Bu sınıraşmacı ekolün klasik bir sözü “we will fuck our way to freedom” olarak biliniyor ('özgürlüğe sevişerek gideceğiz' diye çevirelim).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Pat Califia ile böyle tanıştım, tam tersini söyleyen bir queer ekol temsilcisi gibi gözüme çarptı ve beden politikasına öbür taraftan yaklaşanları da araştırırken merak ettim çünkü şöyle dediğini duymuştum: “I do not believe we can fuck our way to freedom” ('Sevişerek özgürlüğe kavuşabileceğimize inanmıyorum', diye çevirelim). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Pat Califia'nın 1988'de ilk baskısı yapılmış ve bir yakın dönem klasiğine dönmüş olduğunu öğrendiğim &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Macho Sluts&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; kitabının yeni baskısında bu sözü aramaya, nasıl bir bağlamda geçtiğini araştırmaya koyuldum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Neye niyet neye kısmet, başka şeyler öğrendim bile. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Pat Califia kendisi her vesileyle bir aktivist olarak tanımlıyor. Aynı zamanda da lezbiyen S/M (sadomazoşist) pornografi yazarı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Macho Sluts&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;'ın yeni baskısına yazdığı uzun önsöz, feminist hareketin içinde kuşaklar geçirmiş, çok farklı noktalarda mücadeleler vermiş birinin içerden anıları, aktivizm tarihi ve bugününe denk geliyor. (Bu arada kitapta pornografiyi erkek iktidarının kalesi olarak gören feministlerden “kimi radikal sağ-kanat feministler” diye bahsediliyor. Bu konuda gene Linda Williams ve onun da katkı yaptığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Dirty Looks&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; daha teorik bir arkaplan veriyorlardı gerçi.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Pat Califia'nın önsözü Türkçeye çevrilse keşke diye düşündüm okurken, pornografik öyküleri çevrilmeyecekse de. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Califia bir lezbiyen S/M aktivisti olarak kadın hareketi içindeki mücadelesini, kurdukları inisiyatifleri, daha sonra yazdığı lezbiyen S/M pornografinin 'tanınırlıklarına,' hareket içinde birliktelikliklerine, açıkça aktivizmlerine yaptığı katkıyı anlatıyor. Son dönemde ise 70lerde sırf queer olduğu için yaşadığı baskıyı FTM (Erkeğe Dönüşen Kadın diye çevirmek bilmem doğru mu bu transeksüalizm kategorisini) olmaya başladığı andan itibaren bu kez de lezbiyenlerden gördüğünü anlatıyor ve uzun bir savunma veriyor. (Lezbiyen S/M olduğu için de daha önce zaten feministlerle mücadele tarihi var). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Buradan çıkan yeni sonucun benim için iki yönü oldu: birincisi, demek ki bir eser (kısa öykü) tamamen porno olması amacıyla üretilip porno olarak dolaşıma sokulmuş olsa dahi, 'salt' porno olmayabiliyor. Aynı zamanda bir 'aktivizm' olabiliyor. Üstelik de bu 'sınıraşmacı' bir perspektiften değil bir tanınırlık perspektifinden yapılıyorsa daha da dikkat çekici. İkincisi de şu: kitabın tam dört önsözü var, tam bir klasiğin yeniden basımı vakası, ve bu önsözlerde Califia'nın pornografisinin bir sanat eseri olarak da tanınması gereğinin üzerinde duruluyor! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Düşünüyorum &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Elmer Batters fotoğrafları, Irwin Klaw fotoğrafları bugün sanat sayılabiliyor evet de, o zaman da mı sanattılar? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kategoriler karışıyor.... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2227361893185983318?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2227361893185983318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2227361893185983318&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2227361893185983318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2227361893185983318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/04/turkiye-dubai-olur-mu.html' title='TÜRKİYE DUBAİ OLUR MU?'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-834243176938542267</id><published>2011-04-10T00:53:00.001+03:00</published><updated>2011-04-10T00:53:39.217+03:00</updated><title type='text'>SİVİL İTAATSİZLİK 'SINAVI'</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;SİVİL İTAATSİZLİK 'SINAVI' &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BirGün gazetesi,   10 Nisan 2011, Dalalet 67/175&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Türkiye'de en gündem olması gereken meselelerin bir başka gündem tarafından saha dışına atılabildiği biliniyor. Bu kadar araştırılacak olay yığılırken araştırmacı gazeteci üretmekteki gönülsüzlüğümüz, mevcutları enterne etmekteki azmimiz ise ayrı bir sorun. BDP'nin önayak olduğu Sivil İtaatsizlik çıkışının sözgelimi yeterince tartışılamadığı açık değil mi? Bir 'sınav şifreleri' rüzgarı geliyor her şeyi dağıtıyor. Sorumlu otoritenin, 'acemiliği' tarifinden kopuyor zaten olay. Acemiliği, kendi erk alanını biz fanilerden başarıyla gizleyememek, bizlerin bilgi ufkumuzu başarıyla yönetememek, bizleri başarıyla manipüle edememek olarak açıktan tanımlaması kadar tam bizi anlatan bir sahne olabilir mi? Hibrid demokrasimizin ustalığı, bu tip halkı ilgilendiren işleri devlet katında kimseyi uyandırmadan ustalıkla yönetmek becerisi belli ki. O açıdan bakınca, haklı, böyle bir sınav skandalı 1000 yıllık Osmanlı iktidarına yakışmadı gerçekten de! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Olayı siyasete çekmeye çalışanlar var diye bir dil ile söz hakkına ket vurma çabası da ne garip. Zaten sadece siyasi bir mesele var. Esas olayın matematiğe çekilmesi tuhaf! Mesela Troya siyasi bir mesele midir, siyaset tarihinin incelenmesiyle anlaşılabilecek bir hadise midir yoksa at heykeli üretimi tarihinin incelenmesiyle anlaşılabilecek bir hadise midir? (Dedim ama şimdi ben de kuşkuya düştüm!) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Kimsenin sorular satılmıştır diye bir şüphesi yok. İlginç değil mi? Sorular satıldı mı? Kime satıldı? Şifreler satıldı mı? Böyle bir çığlık yok. Türkiye için bir ilk! Belli ki yolsuzlukla mücadelede büyük başarı kaydedilmiş. Birilerinin soruları çözmeden cevaplara kavuşabilmesi için arka kapının açık bırakıldığından şüphelenildiğinde, kimsenin aklına milyarları kim cebe indirdi gibi bir fısıltı gelmiyor. Acemilerimizin üstündeki baskıyı hafifletmesi açısından iyi tabii... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Bir de eskiden sınav olan çocuklar mesela tuhaf bahaneler bulmazlar mıydı, işte diyelim elektrikler kesikti çalışamadım gibi. Şimdi elektrikler kesikti cevapları iyi şifreleyemedim, veya bağlantı yetersizdi internete yükleyemedik çağı yaşanıyor... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;YETMEZ AMA EVET NEFES ALDI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;12 Eylül'ün yargılanması konusundaki kıpırdanma ile Yetmez Ama Evet uzun zaman sonra ilk kez bir puan aldı. Seçim öncesi gözboyamaca olabilir mi çekincesi yersiz. Başladıysa başlamıştır. Puan nizami. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;SİVİL İTAATSİZLİK VE TÜRKİYE&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;BDP'nin önayak olduğu sivil demokrasi girişiminin üzerinde yeterince durulamıyor demiştim. Birincisi yaşanan engellemeler hibrid demokrasimizi çok güzel yansıtıyor; demokrasi olduğu için Mısırlıların yaptığı gibi tek yol korsan diye bir düşünce yok, sivil itaatsizlik yapabilir, her şeyi açıktan ve şeffaf bir şekilde yürütebiliriz düşüncesi var, hibrid olduğu için de çadırlar şeffaf bir şekilde sökülüyor, yerlerde sürüklenmeler yaşanıyor. Erdoğan'ın bu eylemleri olumsuzlamak için (sanırım bir kelime oyununun cazibesine fazla kapılıp) söylediği “sivil itaatsizlik değil sivil iradesizlik” lafı nasıl da tam bir itiraf: evet gerçekten de sivil iradenin yokluğundan doğuyor bu eylemler. Sivil irade kendini geri kazanmak istiyor, sadece iktidarın iradesi mevcut, bu durum artık değişsin diyor. Ancak sivil itaatsizlik eylemlerinin kafasına dan dun indirdiğinizde ülkede tam bir sivil iradesizlik hüküm sürüyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;Buraya, Türkiye'de sivil itaatsizliğin yakın tarihi açısından bakan küçük bir hatırlatmayı büyük ölçüde daha önceki karalamalarımdan birinden alıntılayarak yapmak ihtiyacı hissediyorum: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkiye özelinde sivil itaatsizliğin etkin bir siyasi alan açtığı ve belirleyici roller üstlenebildiği dönem 1990'ların ikinci yarısıdır.  En çarpıcıları, sacayağı niteliği taşıyan üç eylemler dizisi oldu: Cumartesi Anneleri, 'Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık' eylemleri ve Bergama köylülerinin siyanürle altın çıkarılmasına karşı direnişleri. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Kaybolan yakınlarının akıbetini sorgulayan ve böylece birilerinin kaybolması/kaybedilmesi olgusunun kendisinin görünmezleştirilmesini önemli ölçüde engelleyen Cumartesi Anneleri eylemleri, baskıyla sona erdirilene kadar en kritik sivil itaatsizlik odaklarından birini oluşturdular. (Bugün Ahmet Şık'ın olayları takibi üzerinden ve Ahmet Şık'a verdikleri destek üzerinden anımsanıyorlar.) Düzenli ritimleriyle uzun süre hafta sonlarını politize eden Cumartesi Anneleri, Arjantin'in darbede kaybedilen çocuklarını anan Plaza de Mayo anneleriyle irtibatı sürdürerek Türkiye'deki henüz yargılanmamış darbenin faillerini ve mirasçılarını da bir şekilde tedirgin ediyorlardı. 'Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık' eylemleri ise kayıplarla/kaybedilmelerle gene bir şekilde bağlantılıydı. İnsanların kaybedilmesi ve bu kaybetmenin kendisinin de gözden kaybedilmesine uzanan mekanizmalarda bir Susurluk çatlağı açılınca uç veren 'Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık' eylemi her akşam 21:00'de ışıkların bir dakikalığına kapatılmasıyla başladıktan sonra ışıkların açılıp kapatılmasından sesli protestolara evrilmiş, tencere tava gibi ev&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;aletlerinin pencerelerden sarkıtılarak şehirlerin sesine (ve siyasi sessizliğine) müdahale etmesine ve böylece yeniden işlevlendirilmesine imkân vermiş, düdüklere, davullara ve marakaslara kadar her şeyi kullanan tümden şenlikli bir tabanın kendini ifadesi zeminine dönüşmüştü. Cumartesi Anneleri İstanbul'da gerçekleştirilir, Bir Dakika Karanlık eylemleri pek çok şehre yayılırken, Bergama direnişi doğrudan köyden gelmişti. 'Hopdediks' Bayram Kuzu ile akıllarda kalan Bergama köylüleri hukuk mücadelesini ısrarla sürdürdüler ama her zaman doğrudan eylemi, sivil itaatsizlik eylemlerini gündemlerine ekleyecek şekilde sürdürdüler. Sonra 2000'lere geldiğimizde tüm bu eylemlerde gerileme dönemine girildi. Örneğin Bir Dakika Karanlık eylemleri zaman zaman yeniden canlandırılmaya çalışıldıysa da başarılı olunamadı. Kimileri güçle bastırıldı, kimileri normalleşerek etkisizleşti, veya tavsayanlar, aktörlerine yeterli motivasyonu sağlayamayanlar oldu. Türkiye'de bu süreçte diri kalan sivil itaatsizlik eylemleri olarak da 2003-2006 döneminde 'gelenekselleşen' Militurizm festivalleri, gözetleme kamerası uygulamalarının Türkiye'ye de MOBESE adıyla gelmesiyle 1996'da New York'da kurulan Güvenlik Kamerası Oyuncuları'nın (Surveillance Camera Players) ruhunu 2005'den sonra Türkiye'de yaşatan NOBESE eylemleri, gene meydanlarda gerçekleştirilen Bomba Değil Yemek 'ziyafetleri' akla geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bugün gelinen noktayı ise en iyi Erdoğan üzerinden dillendirebiliriz muhtemelen: sivil iradesizliğin hakim kılındığı yerlerde sivil itaatsizlik de yeşermez..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-834243176938542267?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/834243176938542267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=834243176938542267&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/834243176938542267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/834243176938542267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/04/sivil-itaatsizlik-sinavi.html' title='SİVİL İTAATSİZLİK &apos;SINAVI&apos;'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-5082690833295574459</id><published>2011-04-03T01:27:00.000+03:00</published><updated>2011-04-03T01:28:11.049+03:00</updated><title type='text'>PAMUK KERİNÇSİZ'E TAZMİNAT ÖDEYECEKMİŞ!</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;PAMUK KERİNÇSİZ'E TAZMİNAT ÖDEYECEKMİŞ!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,   3 Nisan 2011, Dalalet 66/174&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Kendi aralarında ufak tefek anlaşmazlıkları olduğunu biliyorum, ama 'Türkiye sağı' sağlam bir blok çekmeyi gene de ihmal etmiyor. Bir yandan malum düşünülmemiş düşünceyi tutuklamalar, Word dosyalarını çöpe atıp üzerinde tepinmeler vs, öbür yandan da Orhan Pamuk'u tazminata mahkum etmeler.... Pamuk, Kerinçsiz'e tazminat ödeyecekmiş, ne için: vakti zamanında bir dergide tarihi bir olayla ilgili görüşlerini açıkladığı için! Alın size absürt bir durum daha.  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Şimdi matematikçiler birliği de Bahçeli'ye mi tazminat davası açsın?! Gisele Bundchen ve Zeki Triko Cumhurbaşkanı'nın çıplak ayaklı Afrika sahilleri fotoğraflarını mı dava etsinler?! Hayır, 'tek millet tek devlet tek kale vs' diyenlere Selahattin Demirtaş tazminat davası açarsa ne diyeceksiniz? Hem onlar 6 kişiden de fazla olabilirler gördüğüm kadarıyla ve kişi başı 1 milyardan epey eder... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Böyle bir mantık olabilir mi; birbiriyle çelişen görüşlere sahip herkes “vay sen nasıl bana katılmazsın” diye dava mı açacak?! Sonra da yeterince hakim yok diyorlar. Bu mantığa hakim mi dayanır...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Orhan Pamuk'un Kerinçsiz'e tazminat ödemesi kararı çok açıkça belirli bir siyasi doğrunun takipçilerinin diğerlerinden ağzını açma vergisi alabileceklerini onaylamak anlamına geliyor. Sağ blokun dışında kalan bütün görüşlerin kriminalize edildiğini görüyoruz.  Kriminalize etmenin hesaplanamaz hale geldiği politik iklimlerin bütün ürkütücülüğü tenimize yapışıyor böylece...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;HAYALİ BİR DÜNYADA CHP&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Hayali bir dünyada, ya da hayali bir Türkiye'de diyelim, CHP 2011 seçimlerinden tek parti olarak çıksa, hükümet olsa, ertesi gün iktidar olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ahmet Şık'ın 2003-2004 AKP'sinden bahsettiği satırlarını okurken aklıma geldi. Şık, AKP'nin o sıralar hükümet olduğunu ama iktidar olamadığını söylüyordu. Şimdi de bir başkasının iktidar olması zor görünüyor. Bütün uluslarası klasmanlarda Türkiye'nin hanesine yazılan 'hibrid demokrasi' böyle bir şey mi acaba: seçimleri kazandığın halde iktidar olamadığın ama iki kere üst üste kazandın mı da iktidar olunamaz bir yer haline getirebildiğin ülke.... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ARAP BAHARI YAPRAKLARINI DÖKÜYORCULAR&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Böyle de bir yorum merakı var bizde: “ah işte gördünüz mü Arap Baharı da bitti, Libya'yı bombaladılar, petrol oyunları başladı, İran devreye girdi vbg.” &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Neden? Çünkü bir halkın erklenmesi deneyimini takip etmeye alışık değiller. Devlet danışmanlığı geleneği hayli sağlam. Uzmanlar kendilerini devlete akıl vermek için yarışmaya lanetlenmiş sanıyorlar. Köşe yazarları biteviye bir Monopol oyununun en bilmiş kişisi pozlarında büyük güçlerin hangi kareleri dolduracağını ilk söyleyen olmaları gerektiğinden eminler. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Halbuki Arap Baharı öyle bir ruh verdi ki sadece Mısır'ı, Tunus'u dönüştürmedi. Öncelikle Arap halkının hesap kitap yapılırken üzerine çarpı atılamayacak bir varlık olarak dünya tarihi sahnesine çıkmasını sağladı. Aynı Haiti Devrimi'nin köle olmak istemeyen köleleri Batı'nın gözüne sokması ve köleliğin kalkmasına giden yolu açması gibi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Arap isyancılar, bir takım krallarla, beylerle, sultanlarla, parababalarıyla el sıkışmanın her şeye yetmeyeceği bir moment yarattılar. Neymiş, orada bir irade varmış aslında. 'İktidar koltuğuna kim oturacak'a odaklanmış devlet danışmanı bakış bunu kaçırıyor tabii. Bu büyük gelişmeden bu kadar az etkilenmemizin altında acaba eski sömürgecileri olmamızdan kaynaklanan bir sıkıntı da mı rol oynuyor? Evet, bundan da hiç bahsetmiyoruz. Sanki yüzyıllarca Arap halklarına çay ikram etmişiz ama onlar kurabiyelerimizden, böreklerimizden yemeden kalkmışlar, köşedeki pastaneden Doughnut alıp kalbimizi kırmışlar gibi bir havamız var. Halbuki Arap karakteri bize ayaklanarak özgürlüğünün kaslarını ilk esnetmeye başlamıştı. Bugünkü özgürlük egzersizinin damarlarında da o başkaldırının izlerinin yer aldığını hiç unutmuyorlar.  Ve o günlerden kalma bir horgörme de görüyorum, bunların ne iradesi olacak ki, güçlü olan bunları tepeler, hepsi bu gibisinden bir bakış. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Arap isyancılar şimdi yeni bir aşamaya girdiler. Büyük iş yaptılar. Yapmaya da devam ediyorlar. “Elimiz kolumuz bağlı, bir şey yapamayız” diyen babaların yerini “yapabiliriz” diyen çocuklar aldı. Ve babaları da dönüştürüyorlar. Mısır'da her gün başka bir aşağıdan irade denemesinin haberi geliyor. Bir bakıyorsunuz öğrenciler eğitim sistemi için bir öneri ile ortaya çıkmış, bir bakıyorsunuz gazeteciler bir taleple öne çıkmışlar, bir bakıyorsunuz kadın örgütleri bildirilerini kaleme alıyor. Hepsi, güçlerinin sınırlarını araştırıyorlar. Fanon'u hatırlatan satırlar geliyor her gün, Fransız sömürgesine karşı Cezayir mücadelesini hatırlatan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Esas odaklanmamız gereken nokta şu: yeni bir Arap karakteri beliriyor. Bunun etkileri uzun süre hissedilecektir. Ve bu sadece Arap olmakla da kalmıyor, ezilenlerin dayanışmasının kendiliğinden ulussuzluğu, kendiliğinden ulusötesiliği sayesinde, dünyanın her yerindeki eylemlere referans oluyor. Bugün Londra'da Trafalgar Meydanı'na gidenler de burayı Tahrir Meydanı'na çevirebilir miyiz acaba diye düşünüyorlar, Diyarbakır meydanlarında da bu perspektifin anıldığını duyuyorsunuz. Dolayısıyla bu Arap Baharı'nın örneklediği egemen sistemlere aşağıdan müdahale etme ruhu, erksizleştirilmişlerin tam da birbirine bağlanmış erksizliklerini politize ederek bir özerklenme yaratmaları tutumu sınır tanımıyor, bir etnisiteye, coğrafyaya, kültüre sıkışık da değil. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;'Libya devrimini çalmak isteyenler var' diyor Libyalı anarşist Saoud Salem. Doğru. Sadece Libya devrimini değil, bütün Arap Baharı'nı, ezilenlerin bütün iradesini çalmak istiyorlar. Hep istedikleri gibi. Türkiye'de de istiyorlar, İngiltere'de de istiyorlar, Suriye'de de istiyorlar. 'Kesin bu büyük güçler bu devrimi çalar sonra izle aralarındaki bölüşme kavgasını' diye bir yorum dilimiz olması utanç verici. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Nasıl çaldırtmayız bir temadır. Ve nasıl burada da var kılarız diğer temadır...  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-5082690833295574459?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/5082690833295574459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=5082690833295574459&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5082690833295574459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5082690833295574459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/04/pamuk-kerincsize-tazminat-odeyecekmis.html' title='PAMUK KERİNÇSİZ&apos;E TAZMİNAT ÖDEYECEKMİŞ!'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-4839817330833520175</id><published>2011-03-27T01:43:00.000+02:00</published><updated>2011-03-27T01:46:00.038+02:00</updated><title type='text'>TÜRKENHEİT 451</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;TÜRKENHEİT 451&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,   27 Mart 2011, Dalalet 65/173&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türkenheit 451'in Fahrenheit 451'den farkı şu: Fahrenheit 451'de insanlar kitapların bölümlerini ezberleyerek kitapları imha edilmekten koruyor, Türkenheit 451'de ise herkes bunun esprisini yapıyor! &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Fahrenheit 451'de bölümleri ezberlenecek kitaplar daha önce yayınlanmış olduğu için kimin nereyi ezberleyeceği belli, Türkenheit 451'de kitap hiç yayınlanmadan ezberlenmeye başlandığı için bölümler konusunda farklı yorumlar mevcut! 12 Aralık 2010 nüshasını ezberleyenler de var, 8 Şubat 2011 nüshasını ezberleyenler de... Bazı bölgelerde yazarın kitap kenarına aldığı notları da ezberleme geleneği görülürken, bazılarında bu notlar ezberlenmiyor!  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Nedim Şener tutuklanmadan önceki yazısında “'herkes şimdi seni de alırlar birader, bavulunu hazırla, fanilanı yerleştir artık,' diye makara yapıyor, arkadaşlar, ben ciddi ciddi alınıyorum, bunun neresi komik” minvalinde serzenişte bulunuyordu ya,  bu şikayetinin sebebi kendisini Fahrenheit 451'de sanmasıydı. Okuduğu kitapları, seyrettiği filmleri fazla ciddiye almış: halbuki neşeli distopyamız Türkenheit 451'de bütün sistem makara makara yürüyor. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ancak kolluk kuvvetlerinden şikayetçi olan basın mensupları da var. Tuğrul Eryılmaz kitap dosyalarını silmeye gelen polislerin çok ciddi olduklarından yakınıyordu. Eğer durum buysa, orantısız ciddiyet kullanılmış demektir! &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;“Tam Aziz Nesinlik olay” denirdi eskiden böyle durumlarda. Olayın absürdlük derecesine bakıp, “seninle ben başedemem, seni Aziz Nesin paklar” dediğimizde karşı taraf ne dediğimizi anlardı. Gene söylesek gene anlaşılır mı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bana çarpıcı gelen detaylardan biri de Ertuğrul Mavioğlu'nun “&lt;/span&gt;Kitabın bende bir kopyasının olduğunu hiç bir zaman saklamadım,” demesiydi. Gelinen baskı seviyesini özetlemiyor mu bu savunma?  &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;İthaki Yayınları'ndan Ahmet Öz kitabı masaüstüne bile kaydetmediklerini, email kutusunda durduğunu söylüyordu. Aslında durum tam olarak böyle idiyse mail kutusunu açmayı reddebilir miydi acaba, tamamen ve haklı olarak paralize olmuş hukukçularımıza soruyorum, mailkutusunu açmaya zorlanması beynini açmaya zorlanması gibi bir şey değil mi? Sonuçta bir veri dosyası fiilen buradaki bir bilgisayarda değilse eğer, kimbilir neredeki bir 'server'da demektir. “Gidin o 'server'dan indirin” diyebilir mi kişi acaba, olayın çetrefilliğine iyice kendini kaptırıp...  Evde arama yapmak bilgisayarları, harddiskleri aramayı da kapsıyor ama email kutusunda arama yapmayı da kapsıyor mu? Emailde arama izni de çıkartılmış mı acaba? Ve hani 'elinde kitap dosyasını bulundurup da vermeyenler bundan sonra Ergenekon ola' deniyor ya, kitabı email kutusunda tutup da fiili hiçbir bilgisayara indirmeyen biri de Ergenekon olmuş mudur?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Inbox'ımda Ahmet Şık'ın emaili olduğunu hiç saklamadım, denecek mi yakında?  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Ya da mesela kitabı Google Docs'tan okumuş birini nereye koymak gerekir? Google'ın, Hotmail'in ve kimbilir daha ne çok yerin internette depolama alanları var. Sözgelimi kitabı alıp oraya yüklemiş biri, bir arama sırasında tespit edilse Ergenekon sayılır mı sayılmaz mı? &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Daha karmaşık bir soru: Ahmet Şık ya bu kitabı hiçbir zaman bilgisayarına kaydetmeseydi? Teknik olarak bilebildiğim kadarıyla mümkün. Bütün işlemleri Google Docs'ta yapıp sonra da emailine bağlı depolama alanına kaydederek çalışsaydı. Ve evine girip arama yaptıklarında kitabını bulamayınca, Türkenheit bu ya, “emailini aç Google Docs depolama alanını arıycaz” deselerdi, “internet arama kararınız var mı” diye mi sorması gerekirdi? &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Hatta, daha da karmaşıklaştıracak şekilde, Google Docs'taki bu dökümanı başka Gmail kullanıcısı tanıdıklarının, arkadaşlarının, okurlarının, kimi isterse onun kullanımına da açabilirdi. Böyle bir fonksiyon var sonuçta, Google Docs'taki bir dökümanı paylaştığınız anda paylaşıma açtığınız herkes o dosyaya erişebilir oluyor. Ahmet Şık da böyle yapıp bu yayınlanmamış kitabı Google Docs'ta üretmiş veya sonradan oraya upload etmiş olsaydı ve ardından da bu upload ettiği dosyayı diyelim Ertuğrul Mavioğlu ile paylaşmış olsaydı, Ertuğrul Mavioğlu tam olarak neyi teslim edecekti? &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;DÜŞÜNCE SUÇLARI NASIL ÖNLENİR?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Korkarım organize bir düşünce suçu ile karşı karşıyayız. Görebildiğim kadarıyla Ahmet Şık böyle bir kitabı bilfiil düşündüğü için, İthaki Yayınları yayınlamayı düşündüğü için, Ertuğrul Mavioğlu da okumayı düşünme şüphesiyle yetkililerin dikkatini çekmiş durumdalar. Dahası bu öğelerin birbirlerini ve aralarındaki rabıtayı da düşündükleri gün gibi ortada! Tabii işin başı Ahmet Şık. Düşünülemeyecek olanı düşünmüş. Aslında ideal olan, Ahmet Şık'ın böyle bir kitabı düşündüğü, böyle bir kitap fikrini hayal ettiği ana dönüp o anda bu fikri 'delete' etmek! Bak bakalım bir daha düşünebiliyorlar mı!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Bence bu yayınlanmamış kitabı yakalayıp imha etme işlemine bir isim de vermeli. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Önleyici Vuruş&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Pre-emptive Strike&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;)  gibisinden bir isim. Mesela '&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Önleyici Silme&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;' (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Pre-emptive Delete&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;) olabilir... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;“&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Bir silgi silerken silinir de” diyordu şair Ece Ayhan, orası ayrı... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;İKİ GERÇEKLİK KATMANI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Bir gerçeklik katmanında Yonca Şık ile Ahmet Şık bir akşam evde otururken haberleri takip ediyor ve 'bizi de tutuklarlarmış' diye takılıyorlar, gülüyorlar sonra 'ne alaka' diye; Nedim Şener'e dostları 'birader sıra sende uzun donun hazır mı' diye makara yapıyorlar; 'alem Fahrenheit olmuş yakında kitapların bölümlerini ezberleriz' diye şakalaşma tavrı yaygınlaşıyor. Bir diğer gerçeklik katmanındaysa Nedim Şener'in gerçekten fanilaya ihtiyacı olacak süreç başlıyor; polisler ciddi ciddi gazetelere girip bilgisayarlardaki Word dosyalarını siliyorlar; bilgisayarında bu dosyayı bulundurup da teslim etmeyeni tehdit eden kağıtlar bırakıyorlar; yayınevleri didik didik ediliyor. Böyle işi makaraya vurmamızda otoriter rejimlerdeki gündelik hayat fıkralarının yaygınlığını hatırlatan bir yan var. Zaten bugünlerde Stasi'yi bol bol yadediyoruz memlekette. Bir yandan da bütün bu acayipliklerin konuşulduğu televizyon programları, dile getirildiği yazılar var yayın programında. Tripoli'de hayat normal akışını sürdürüyor, bakkallar, berberler açık diye haberler okuyoruz ya bugünlerde, ona da benziyor sanki. Şöyle mi diyordur Tripoli'de şimdi berbere giren adam: “çek bir Amerikan traşı!” &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;Tripoli'de Amerikan traşının moda olması gibi bir şey Türkenheit'da demokrasi... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-style: normal; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-4839817330833520175?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/4839817330833520175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=4839817330833520175&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4839817330833520175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4839817330833520175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/03/turkenheit-451.html' title='TÜRKENHEİT 451'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-6839389232549931406</id><published>2011-03-19T23:57:00.002+02:00</published><updated>2011-03-19T23:59:50.761+02:00</updated><title type='text'>ŞENER-ŞIK SKANDALINDA İKTİDARIN YERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-GMAl4db22-U/TYUnOA5wl0I/AAAAAAAAAJ4/FJjxACA3n78/s1600/nedim-sener.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 190px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-GMAl4db22-U/TYUnOA5wl0I/AAAAAAAAAJ4/FJjxACA3n78/s320/nedim-sener.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5585914034536879938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Sn4ApHs9_mk/TYUnN0mzzVI/AAAAAAAAAJw/9aUdWJQXOWM/s1600/ahmet.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 303px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Sn4ApHs9_mk/TYUnN0mzzVI/AAAAAAAAAJw/9aUdWJQXOWM/s320/ahmet.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5585914031236173138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ŞENER-ŞIK SKANDALINDA İKTİDARIN YERİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,   20 Mart 2011, Dalalet 64/172&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Nedim Şener-Ahmet Şık skandalı Türkiye'de ilk önce iktidarın niteliğini belirsizleştirdi. Şener ile ve Şık ile dayanışma amacıyla kaleme alınan, olayın takipçisi olmaya özen gösteren metinlere baktığımızda Türkiye'de muhalif olmanın eskiden olduğu gibi gene acımasız, kuralsız, kendi baskılama mantığı dışında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: #ffff00"&gt;hukuk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; mantığı tanımayan bir yapıda işlediğinden sıklıkla yakınıldığını görüyorsunuz. Ama bir belirsizlik, bir karışıklık da var. İktidar el değiştiriyor, mağdur olan zalim oluyor, ama kimi zalimler her iktidar döneminde zulümden pay alabiliyorlar, en tutarlı zalimler bunlar, kimileri daha tutarsız, bir kazanıyorlar bir kaybediyorlar, iyinin ve kötünün yeri sürekli değişiyor, söz almak güç, her şey sözünüzü ele geçirebilir durumda. Lukaşenko rejiminin kurbanları olsak kötünün niteliği de kimliği de yeri de belli olacak. Bizdeyse, kötü, sürekli kimlik değiştiriyor, yer değiştiriyor, iyinin kötü ile ilişkisi karanlık. Sisteme direnen kültürlerde sisteme direnişiyle ikonlaşmış figürler olur, bunların bir kısmı ağır bedeller öder, bir kısmı belki o kadar acı çekmez ama her zaman kontrol altında yaşar. Ve onlar birer referans noktası oluştururlar. Sistemin niyeti bellidir, onların da niyeti bellidir. Bu niyetler savaşmaktadır. Kişiler de bu savaşa bakar ve kendi konumlarını alırlar. Halbuki bizim içine çekildiğimiz güvensizlik ikliminde bu tip referans noktaları kalmadı. Herkes sürekli güvendiği dalların eline gelmesinden şikayetçi. Bir ara bu güvendiği dalların eline gelmesi durumu sadece birilerinin ulusalcılaşması şeklinde yaşanıyordu, şimdi daha çeşitli yaşanıyor. Önemli &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: #ffff00"&gt;figürler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; bir bakıyorsunuz akıl almaz pozisyonlar almış. Normalde Ahmet Şık tutuklandığında memlekette sol namına kim var kim yok aynı yerde durması gerekirdi. Ortanın solu ve sol liberal dahil. Çok karmaşık bir mesele değil çünkü bu, bir ülkede özgürlüklerin baskılanması kriterleriyle baktığınızda. Fundamental bir kriz. Ama öyle olmuyor. Birileri sürekli uzaklaşıyor. Wakefield Poole'un &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Boys In The Sand &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;(1971)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;filmindeki gibi, denizden çıkagelen kahramanlar kumsalda kalırken kumsaldaki kahramanlar denize doğru yürüyerek gidip gözden yitiyorlar... Ve kumsalda kalan kahraman denizde yitenin pantolonunu gömleğini sahilden toplayıp giyiyor ve aramıza karışıyor...  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İşte bu durumda iktidarın yeri tartışmasının tam zamanı diyebilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Sözgelimi Ahmet Şık'ın kariyerine baktığımızda egemenlerin adaletsizliklerinin ve kirli işlerinin takipçisi bir gazetecilik tecrübesi görüyoruz. Ancak tek bir ideolojiyle veya tek bir iktidar tipiyle, tek bir belirli egemenlik kulübüyle mücadele ettiğini söyleyemiyoruz. Mücadele ettiği, deşifre ettiği makamlar sürekli değişiyor. Hatta kendi çalışma koşullarını da yalıtmadığından çalıştığı gazeteler de mesela özgürlük mücadelesinde karşısına çıkmış kurumlar arasında olabilmiş. Şimdi bu toplama baktığınızda şunu görüyorsunuz: 'iktidarın yeri' sabit, Ahmet Şık'ın o 'yer'e karşı pozisyonu da sabit; ancak 'iktidarın içerimleri' sürekli değişmiş, değişmekte. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Nedim Şener'in dışarı çıkması tehlikeli iken hakkında çalışma yaptığı hayali ihracat fenomeninin serbest kalması gibi sahneler skandalı daha da büyütüyor. Aynı dönemde Üzmez de çıktı, Hizbullah tahliyeleri de oldu. Öte yandan KCK davalarına karşı takınılan tutum da akılda. Bütün bunlar iki şey söylüyor: birincisi bugünkü iktidarın içerimlerini gösteriyor bize, nasıl bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. İkincisi 'iktidarın yeri'nin Türkiye'de hiç değişmediğini, içerim kadar bu yere ve işleyişine de bakmak gerektiğini öğreniyoruz. İktidar Türkiye'de, her zaman olduğu gibi, kendi içerimlerini bu yolla dillendiriyor. Bütün bu tutuklamalar ve salıvermeler Türkiye iktidarının dilidir, tipik konuşma biçimidir. Böyle sesleniyor halka (ve muhalefete) Türkiye'de iktidar. Siyaset kültürümüz bu. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Tam da bu yüzden Ahmet Şık'ın tutuluşu yüzümüze çarpan büyük bir olay: belirli bir içerimin siyasetini yapmış biri olmadığı için, onun yerine araştırmacı gazetecilik kategorisinin gereğini tam yerine getirerek, 'iktidarın yeri'ni ısrarla sorgulamış biri olduğu için Şık'ın susturulması bize katıksız bir 'iktidar tarafından susturulma tadı' veriyor. Soner Yalçın veya diğerlerinin yaşadıkları süreçlerdeki benzer problemlerin aynı derecede şok edici olmamış olması normal, bunu kişisel almamalılar. 28 Şubat gecesi odaları değiştirilenler bir intikam oyunu içerisinde bir yere oturtulabiliyorlardı ve iki içerim birbiriyle çatışıyor görüntüsü doğabiliyordu. Şener-Şık skandalında ise verilen mesaj başka: tam da dokunan yanar mesajı, ama neye dokunan yanar, iktidar sobasına! Bugün F olur yarın Q olur, ama memleketteki sistem sabit mesajı verdi bize. Bir tür ümitsizlik duygusu vermesinin sebebi de bu. Ancak aynı noktadan tersine de katlanabilir: Şık'ın yaptığının çok doğru bir iş olduğunu da gösteriyor bize. İktidarın yeri ile dolaysızca uğraşmanın son derece etkili bir yol olduğunu, araştırmacı (aslında sorgulayıcı) gazetecilik disiplininin nasıl önemli bir disiplin olabildiğini, nasıl teşhir edebildiğini gösteriyor. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Günün politik meselesi bize seslenen iktidara cevaben ne denileceğidir elbette. Ama daha uzun vadeli bir mesele de sobasız bir eve ne zaman geçebileceğimiz meselesi... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;MECLİSTE EŞCİNSEL KOTASI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Seçimden önce madem kotalar gündeme geliyor eşcinsel (veya LGBTT) milletvekili kotası için de bastırmak anlamlı olabilir mi acaba? Ayrıca olabilecek en evlilik yanlısı hükümet değil mi bu, eşcinsel evliliklerini ve diğer sosyal hakları düzenleyecek bir adım için harekete geçmenin tam zamanı belki de...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İyi de eşcinselik hastalıktır vs diyen homofobik bakışlarla bu iş nasıl olacak derseniz aktivistlerin hesabı genişlettiklerini hatırlatırım. En son Sandra Jeppesen'in işaret ettiği gibi, 'homofobi' ifadesi aktivistler arasında büyük ölçüde terkedilmiş durumda; homoseksüellikten korkmanın veya homoseksüelliğe karşı fobi geliştirmenin meşru psikolojik sebepleri olabileceği iması dolayısıyla 'homofobi' ifadesi başvurulmaz olurken 'heteroseksizm'in altı çiziliyor. Heteroseksizm için de heteronormativite ideolojisinden kaynaklanan baskının formu deniyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Giderek artan kadın cinayetlerinin ve tecavüzlerin ortasında, kadın haklarının iyice daraldığı bu momentte heteroseksizmin rolünü de teşhir etmek ve olası zorlamalar için denemelerde bulunmak mantıklı olabilir. Tabii eşcinsel evliliklerini, sisteme dahil olmalarını, işe girebilmelerini, çocuk sahibi olabilmelerini vs savunmanın sonunda askere gidebilmelerini savunmaya kadar giden bir 'homonormativite' oluşturduğu eleştirisini de anlıyorum. Ancak Türkiye'de sıkıntımız bu değil sanki şimdi... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-6839389232549931406?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/6839389232549931406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=6839389232549931406&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6839389232549931406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6839389232549931406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/03/sener-sik-skandalinda-iktidarin-yeri.html' title='ŞENER-ŞIK SKANDALINDA İKTİDARIN YERİ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-GMAl4db22-U/TYUnOA5wl0I/AAAAAAAAAJ4/FJjxACA3n78/s72-c/nedim-sener.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-2039438186548850116</id><published>2011-03-13T02:21:00.001+02:00</published><updated>2011-03-13T02:21:47.944+02:00</updated><title type='text'>DEMOKRASİNİN ACENTASI KEPENKLERİ İNDİRDİ</title><content type='html'>&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;DEMOKRASİNİN ACENTASI KEPENKLERİ İNDİRDİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,   13 Mart 2011, Dalalet 63/171&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Problemin kaynağına dönelim diyorum. Yani siyasette temsiliyet ve aracı aktörler meselesine.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türkiye'de demokrasinin acentası olarak, yani aracı aktörü olarak AKP'yi gören bir bakış son on yıla damgasını vurdu. Temelde liberallerin denetiminde görünse de sol-liberallerin ve önemli sosyalistlerin de içinde yer aldığı bir perspektif idi bu. Gerçi sol-liberal sözünü kullanmayı pek sevmiyorum artık çünkü bu perspektifin içinde yer almış sol yaklaşımları liberalizme itmek ve solu tek başına kaplama iddiasını öne sürebilmek için kimilerince kullanıldığını görüyorum. Tarih tabii kanmıyor böyle durumlarda, ne kimse AKP'ci oldu diye solculuktan düştü ne de kimse AKP-karşıtı oldu diye sol köprüsünün öbür tarafından yuvarlandı. Bunları geçelim. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bugünkü sıkışmışlığın arkasındaki meseleyi zaten ben bir tür “yanlış acenta seçtiler” meselesi olarak koymuyorum. Mesele, herhangi bir acenta seçilmesiydi. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;Demokrasiyi getirmek konusunda bizim kendimizin fail olamayacağımıza kanaat getirdik (en azından bir kısmımız). Sol gerçekten de çok güçsüz ve dağınık ve tabansız ve toplumsal meşruiyetten yoksun bir portre çiziyordu. Ancak solun temel bazı talepleri o kadar da demode değildi. İşte mesela sivil toplum-demokrasi eksenindeki sol talepler dünyada ve Türkiye'de aslında bir karşılık bulabilecek gibiydi, ki kendi başlarına Türkiye'deki kotu yükseltmeye, bir sonraki seviyeye geçmeye yetecek, daha sonrası için ortamı köhnemiş tozlarımızdan temizlemeyi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: transparent"&gt;sağlayacak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; gibiydi bunlar.  Bu taleplerin failleri, toplumsal aktörleri, solun ken&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: transparent"&gt;d&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;isi olabilecek durumda değildi ancak. Öyle ki çabalamaya bile değmeyecek bir sahne sunuyordu burası. Bu durumda aracı aktörler rolüne talip birileri keşfedilince hemen duygusal, politik ve kültürel ciddi yatırım yapıldı bu beliren güce. Böylece AKP demokrasinin acentası ilan edildi. Onların kendi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: transparent"&gt;ajandaları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; var sizin acentalığınızı o çerçevede, işlerine geldiği kadar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt;&lt;span style="background: transparent"&gt;yürütüyorlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal"&gt; babında dillendirilen sol eleştiriye de kulaklar tıkandı -çünkü o sol eleştiri bizi tekrar fiilin gerçekleşemeyeceği noktaya çekecekti. Evet umutsuzluk öyle bir noktadaydı ki aracı bir aktör bulunamazsa, bir acentanın failliğinden yararlanılamazsa özlenen fiiller de gerçekleştirilemez gibi görünüyordu. Ayrıca “bu AKP sizi de yer memleketi de yer” eleştirisinin sözcüleri de o kadar masum değildiler, aralarındaki güçlü ortodoks damar basbayağı sol altından sopa gösteriyordu ve demokratik fiile apaçık veya örtük bir biçimde karşıydı. (Ne kokusu sinmiş bir milliyetçiliğin bu dönemde geriletildiğini hatırlayın.) Demek ki tek yol vardı, acentanın en hızlı şekilde çalışabilmesi için bütün entelektüel kaynakları seferber etmek (çünkü elimizde başka bir kaynak, mesela toplumsal bir kaynak yoktu). Bu da yapıldı. Burada belirli bir iyimserlikten beslenilmiş gibi duruyor, ve sanırım daha AKP öncesinde Ecevitlerin zamanında başlayan AB adımlarının, idamın kalkmasının vs getirdiği hava ışığında, dışarıdan bir güç (mesela AB) dahi aracı aktör olarak bizi istenen seviyeye getirebiliyorsa (kendi amaçları ne olursa olsun) içeriden alternatif bir güç de aynı işlevi görebilir sonucuna varıldı. Doğrusu ben o zaman da idamı biz kaldırmadığımız için idamın aslında kalkmadığını, her an geri gelebileceğini söylemeye çalışmıştım. Bu ifade abartılı olabilir ama şu değil: siyasi temsil zihniyetinin bu derece egemenliğinde bir toplumun politik kültürü zaten seviye atlayamaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Temsil ile kastettiğim de şu: siyasette birilerinin bir diğerlerini kurtarması fikrinden beslenen, öz-erklenmeyi, herkesin kendi kendini temsil edebilmesi fikrini arka plana iten bakış, daha büyük planda olaylara baktığında da, öznenin kim olduğunun farketmediği kurtuluş teorilerine bel bağlayabiliyor. Tuhaf olan, yıllarca tepeden inmeciliğin aleyhinde konuştuktan sonra böylesi bir noktaya gelinmesi. Ancak onun da sebebi var: tepeden inmecilik eleştirilirken tepeden inmecilik bir semptom gibi eleştirildi, kökeninde yatan temsiliyet fikri toptan reddedilmedi. Doğru kurtuluş fikrine sahip olan (ve kendisini ve diğer güçleri buna ikna edebilen) öznellik diğer durumdan habersiz olanları da, tüm bilinçsizleri de temsil ederek, onlara rağmen onları da kurtarabilire böylece bir kez daha geldik. AKP hareketinin tepeden inmeciliği göze batmadı veya battığı yerlerde örtbas edildi -tam da diğerlerinin Kemalist tepedeninmeciliği örtbas ettikleri gibi. Kimin özgürlük getirdiği ne farkeder düşüncesine karşı çıkan özgürlük karşıtı, devrim karşıtı sayıldı -aynı, daha önce hem burda hem de benzeri otoriter kültürlerde defalarca yaşandığı gibi. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Halbuki özgürlükte en temel mesele şudur: özgürlüğü kimin getirdiği! Demokrasi adımları atılırken kimin özne olduğuna dair kaygıları bir kapris gibi yansıttıklarını da gördük. O telif hakkı problemlerinde olur halbuki: sözgelimi Alper Görmüş “siyaset özgürlük mücadele falan önemli değil benim telif hakkım bana” diyor ya, onun gibi. İş özgürleşmeye geldiğindeyse öznellikler özgürleşmenin niteliğini belirler. Türkiye'de kadına seçme ve seçilme hakkını kadınlar mücadeleleriyle kazanmış olsalardı yüz yıl sonra hala “lütfen bize biraz kota” demek durumunda kalırlar mıydı?  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Şimdi yaşadığımız esas kriz patlamış durumda: son yılların favori demokrasi acentası kepenkleri kapadı... Bu acentaya öyle güvenilmişti ki o nasılsa sözleşmeleri halledecek diye AB acentasına da fazla yatırım yapılmamıştı bu arada. Ayrıca acentamızın önünü açabilmek, en hızlı şekilde iş görebilmesini garanti altına alabilmek amacıyla memleket içindeki diğer güçlerin olası acentalıklar üstlenebilmeleri ihtimalleri de kabul edilebilir dışına itilmişti. Şimdi kaldık mı acentasız, çırılçıplak! Bu noktada en nafile tutumlardan biri de acentayı kendi içinde fraksiyonlara -büyük ölçüde hayalde- bölüp o fraksiyonların bir kısmının acentalık görevine hala sadık olduğunu düşünmeye çalışmak (mesela Köşk ile Çar arasındaki hayali bölünmelerden umulanlar gibi). &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Pek denenmeyen diğer yol ise şu: bizim acentaya ihtiyacımız ya yoksa diye sormak. Bakınız Mısır'da bu soruyu sordular. Ya yoksa? Entelektüel yol çalışmalarıyla önü açılmış iktidar aygıtların yukarıdan aşağıya seri hamlelerle bütün sistemi değiştirip özgürleştirmesi hayalinin terkedilmesi lazım elbet öncelikle. Ve en önemlisi de olmuyor diye değil çirkin diye terkedilmeli, böyle hayal olmaz diye, bu hayal toz pembe değil toz toprak diye terkedilmesi lazım. Bu hayalden özgürlük çıktığı dünyada görülmemiş diye...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in; font-weight: normal"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Özgürlükçü hayal öznelerin aşağıdan bir şeyleri değiştirmesidir. Ki kendi içinde de birşeyleri değiştirebilsinler, ki bu ülkenin siyaset kültüründe de birşeyler değişebilsin...   &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ÇAR BİLSEYDİ YAPTIRTMAZDI SENDROMU&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;NTV'de eleştirel bir program. Ahmet Şık'ların toplanması konuşuluyor. Önemli bir gazeteci diyor ki bu tutuklamalardan iktidarın, hükümetin, Parti'nin haberdar olduğunu sanmıyorum. Onların haberi olmadan birileri yapmıştır bunu. Bana devrim öncesi Rusya'sının “Çar Bilseydi Yaptırtmazdı” sendromunu hatırlattı. Hani halk bütün kötülüklerin Çar'ın bilgisi dışında yapıldığına, Çar'ın olumsuzluklardan bihaber olduğuna inandırılırmış ya. En isyan anındayken bile Çar'ın itibarını korumak üzere. İktidarın tutuklamalara arka çıkan açıklamaları ne olacak desek onlara da görünüşü kurtarmayı hedefledi mi denecektir acaba. Çar'ın hiç mi suçu yok fıkrasına dönmeyelim de... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;KİTAP OKUNMUYOR EY CEM ERCİYES!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Savcı Zekeriya Öz'ün Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu'nun kitaplarını okumadığı, hatta duymadığı artık kesinleşti, farklı kaynaklar bunu onayladılar. Kendisi de bunda bir problem görmüyor olmalı ki açık açık söylüyor. Halbuki geçtiğimiz hafta Radikal'de Cem Erciyes Türkiye'de yılda basılan kitap çeşidi ve sayısına dair rakamlar vererek sanılan aksine Türkiye'de kitap okunduğunu iddia etmişti. Ancak çok geçmeden ortaya çıktı ki Türkiye'nin Ergenekon ana savcısı kendisini en fazla ilgilendiren konudaki bir numaralı yayını okumakla tümden ilgisiz. E bu nasıl kitap okunan ülke? Erciyes'ten ivedilikle özeleştiri bekliyoruz... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;'BİLEREK ÇİRKİN' KADIN MİLİTAN&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Solcu veya feminist kadınlara çirkin vs deme atakları yapıldığında meselenin 70'ler Türkiye solundan veya 80 sonrası kimi kültürel gelişmelerden kaynaklandığını zannedenler oluyor. Bacı muhabbetinin, Hızlı Gazeteci'nin bir ürünü sanabiliyorlar. Gerçekte bu yaklaşımın 100 küsur yıllık tarihi var ve egemen sınıfların, egemen perspektiflerin sol ile birlikte gelen 'yeni kadın'dan duydukları kadim korkunun tekrar edip duran dilidir bu. Ve de rastgele bir seksizm veya solcu düşmanlığından ibaret de değildir. En çok da Çernişevski'nin unutulmaz &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;Ne Yapmalı?'&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-style: normal"&gt;sinda görünürleşen 'yeni kadın' hakkında konuşurken, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;1880 yılında Edward Levy, nihilist kadın militanların çirkin kadınlar olduğunu söyler. Ve bunu fizyonomik bir çirkinlikle sınırlamaz -hatta fizyonomi ötesinde arar. Militan kadın, Levy'ye göre “bilerek çirkin”dir (&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;positively ugly&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;). Güzelliğin, tazeliğin, zerafetin, hatta saadetin karşısındadır. Gene 1880'de John Baker Hopkins “radikal kadının çirkinliğini” sosyalist bir düğünü hicvettiği &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;i&gt;Nihilism &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;adlı romanında, özellikle bir yandan sigara içerken bir yandan da domuz gibi yiyen Bayan Zegelbauer tiplemesinde anlatıyordu. Buradaki beden faşizmi, daha sonra Emma Goldman'a ve diğerlerine yönelen 'cadılaştırma' kampanyalarında 'bilerek çirkin militan kadın' ile 'fizyonomik olarak çirkin kadın' fikirlerinin birleştirilmesi ile geliştirildi. Goldman'ın kafatasını Lombrosiovari incelemelere tabi tutanlar dahi olmuştu. Genel olarak 'solcuyu ötekileştirmenin' de bir yolu olduğu ölçüde kadın-erkek tanımadıkları doğru, ama Lombrosioculuk kadına yöneldiğinde çok hayati bir korkuyu dillendiriyor; toplumun, hayatın, çocukların, dünyadaki bütün güzelliklerin sonunu getirmek isteyen öğe olarak solculaşan (kasten çirkinleşen ve zaten çirkin) kadını mimliyordu. 1996 1 Mayısı'nda Kadıköy'de laleleri tekmeleyen genç militan kıza duyulan hınçta da bu yok muydu -'doğal güzelliği' bozan 'ideolojik çirkinliğe' yönelen nefret! Yeni kadından duyulan korku muhafazakarlığın temellerindendir bugün. Ancak günümüz Türkiyesi'nde sol bu denli sahne dışıyken ve 'yeni kadın' dört koldan sıkıştırılmış, geriletilmiş, baskı altına alınmışken bu adamlar neden böyle yazılar yazıyorlar diye sorulabilir. Doğrusu, sorulmayadabilir... Her ne tuhaf sebeple yazıyorlarsa, sonuçta bunları yazabilir oldukları sürece meşruiyet çizgisinin hayli aşağıdaki yerini garantiye alıyorlar. Müdahale edilmesi gereken bu. Etyen Mahçupyan'ın meşum 'Nişanyan dışkı skandalı'nda dışkı dökenden yana tavır almasından sonra araştırmacı gazeteciliğin onuru Ahmet Şık'a karşı da komploları desteklemesi içindeki tutarlılık bunun bir başka resmidir. Bütün bu süreklilikler sosyal ve siyasal çıtaları birbirine bağlayarak aşağı çektikleri için özellikle kötücüller.  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-2039438186548850116?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/2039438186548850116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=2039438186548850116&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2039438186548850116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/2039438186548850116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/03/demokrasinin-acentasi-kepenkleri.html' title='DEMOKRASİNİN ACENTASI KEPENKLERİ İNDİRDİ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-1479628403401127527</id><published>2011-03-06T13:32:00.000+02:00</published><updated>2011-03-06T13:39:17.494+02:00</updated><title type='text'>REFERANDUM FÜTURSUZLUĞU AHMET ŞIK'I BİLE ALDI</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;REFERANDUM FÜTURSUZLUĞU AHMET ŞIK'I BİLE ALDI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,   6 Mart 2011, Dalalet 62/170&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ahmet Şık'ın Ergenekon soruşturması kapsamında içeri alınması, susturulmasına yönelik karalama kampanyaları da içeren komplolara girişilmesi olabilecek en uç gelişmeydi. Böylece Ergenekon soruşturmasının siyasi amaçlarıyla ilgili tartışma bitti. Bu konuda tartışmalı bir nokta kalmadı. Türkiye'deki muhalefete baskının boyutuyla ilgili tartışma da bitti. O da çok açık artık. Hrant Dink'e uzanan dalın Nedim Şener üzerinden kesilmesi de derin devlet neo-derin devlet mi oluyor tartışmalarını bitirdi. O konu da çok açık şu anda. Kendi Ergenekonlarını, kendi ordularını, kendi derin devletlerini, kendi vesayetlerini, kendi polis devletlerini kuruyorlar tartışması da hadi bitti demeyelim ama epey bir olgunlaşmış görünüyor. Bitmesi yakın gibi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ahmet Şık'ın alınmasının ne kadar kavramların altını oyucu, ne kadar mevcut referansları boşa çıkarıcı, ne kadar anlamlandırılamaz olduğuyla ilgili pek çok yorum kısa zamanda yazıldı. Onlara ekleyecek yeni bir sözüm yok. Zaten bu konuda her şey aşırı aşikar ve yazarların çoğu da bu şaşkınlık diliyle kaleme almışlardı protest metinlerini. Nasıl olabilir böyle bir olay? Temelde herkes bunu haykırıyor haklı olarak. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gerçekten de, eski deyişle; “nasıl oluyor da oluyor?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İktidar bu riski nasıl alabiliyor? Liberaller iktidarın elini fena rahatlattılar, alternatifsiz bıraktılar, şimdi iktidar daha fazla iktidar için gerekeni yaparken en ufak bir tereddüt yaşamıyor demiştim geçen hafta. Ama bugün geldiğimiz çekincesizlik seviyesi öncekileri hayli katlamış durumda. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ahmet Şık'ın alınmasının önceden planlanmış olduğuna dair işaretlerden, göz göre göre komplo havasından Ertuğrul Mavioğlu çok isabetle bahsediyordu.  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ARTIK HİÇ UMURSAMIYORLAR&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu gelişmeden çıkan en dolaysız sonuç şudur: artık hiç umursamıyorlar!.. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Her şey mümkün gibi görünüyor iktidara. Daha fazla iktidar için gereken ne varsa onu yapmak için en ufak bir 'demokratik engel' kalmadı diye bakıyorlar. Referandum fütursuzluğu aldı yürüdü. Referandumdan çıkan 'evet'i 'bizden gelecek her şeye evet' diye yorumladılar. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ancak böyle yorumlayacaklarını birileri önceden söylemişti. Referandum öncesine dönüp bakarsanız “bu adamlar eveti alırlarsa taş üstünde taş bırakmazlar” diyen, kimi hayli can sıkıcı kalemlerden de olsa çok yazı okuduğumuzu hatırlayacaksınız. Doğru kimsenin tekelinde değil. Herhalde az siyasi analiz bu kadar hızlı hayat tarafından onaylanmıştır. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Şimdi iktidarın absürt ile çalışmaktan dahi çekinmediği bir döneme geldik. Neo-absürt diyorum çünkü bütün bozgunculuğu kaybolmuş, egemenlerce mülk edinilmiş bir absürt bu. Hanefi Avcı komünist gerilla, Ahmet Şık darbeci, her şey, kimseye komik gelmeyen bir şaka gibi... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Gazetecilerin protesto yürüyüşünde şu tat da vardı: Patron berbat bir fıkra anlatıyor ve soğuk soğuk gülmek zorunda kalan işçiler birbirine bakıyor kaygıyla... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Seçimlere giden düzlükte olmamız dahi daha temkinli davranmaya yol açmıyor, aksine fütursuzluğun katlanmasından çekinmemeye yol açıyor! Siyasi iklimimiz tamamen tek kale oynamak üzerine kuruldu bu süreçte. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Ahmet Şık'ın alınması artık ölçek kalmadığını gösterdi. İktidar tarafı var, bir de iktidar tarafının dışı var, başka da bir ölçek yok deniyor bize bu gözaltı dalgası ile...   &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Başımıza kötü bir şey daha geldi bu işle: komplo teorilerine burun bükerek yukarıdan bakıp elimizin tersiyle bir kenara itme lüksümüzü kaybettik. Eline düştük komplo teorilerinin. Kendi kendini deşifre eden ve bundan da çekinmeyen komplolar yapıyor bunu bize... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bundan sonra hiçbir komplo teorisine kolayca “absürt iddialar bunlar” diyemez kimse, “mesela ne kadar absürt, dünkü gözaltılar kadar mı” diyebilir karşısındaki... &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;NATSİDRÜK'TE KARA BAHAR&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İsmail Beşikçi'ye Kürdistan sözcüğünü kullandı diye ceza vermişler. İsmail Beşikçi keşke hiç aramızdan ayrılmasa, ve bir gün özgürce konuşabildiğinde, insanlar arkalarına yaslanıp, “oh be burası bir şeye benzedi sonunda” diyebilseler... Oradan anlasalar...   &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-1479628403401127527?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/1479628403401127527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=1479628403401127527&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/1479628403401127527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/1479628403401127527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/03/referandum-futursuzlugu-ahmet-siki-bile.html' title='REFERANDUM FÜTURSUZLUĞU AHMET ŞIK&apos;I BİLE ALDI'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-6811867764343653413</id><published>2011-02-27T00:35:00.003+02:00</published><updated>2011-02-27T00:56:15.258+02:00</updated><title type='text'>ARAP BAHARI TÜRK DARBESİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ymYsQY5hzq4/TWmAfbxCBJI/AAAAAAAAAJA/w37t8OCefDo/s1600/906572-us-libya-protests.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ymYsQY5hzq4/TWmAfbxCBJI/AAAAAAAAAJA/w37t8OCefDo/s320/906572-us-libya-protests.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5578130890992780434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ARAP BAHARI TÜRK DARBESİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;BirGün gazetesi,  27 Şubat 2011, Dalalet 61/169&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Süreyyya Evren&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Türkiye'de neden darbe olmadı, neden balyozcular darbe yapmadı veya diğerleri gerçekleşmedi biliyor musunuz? Çünkü ortada bir halk ayaklanması yok. Halk politize olmadı. Halk kendi sesini aramadı. Türkiye halkı erklenmedi. Böyle durumlarda darbe yapmıyorlar. Gerek yok... En fazla postmodern darbe yapıyorlar. Günümüz iktidarının darbelerle uğraşıcam adı altında sadece postmodern darbe ile uğraşmasına da buradan bakmak gerekir. Meseleleri sadece revanşizm değil, onlar bize vurdu biz de onlara vuralımdan ibaret değil yaklaşımları. Yukarıdan aşağı toplumu ve sistemi dönüştürmeye meyleden AKP'vari bir hareketi bekleyen temel tehlike benzeri bir iktidar komplosu, benzeri bir postmodern darbe de ondan sadece buraya odaklanıyorlar. Fiili darbe, politize olan halkı susturmak için yapılıyor. Sesini elinden geri almak ve tekrar egemenlere dağıtmak için. Çünkü halk erklendiğinde, İslamcı önderliğinden burjuvazi liderliğine bütün egemenler, bütün finans ve güç ortakları öncelikle bu sesin geri alınması konusunda hemfikir oluyorlar. Türkiye halkı 80de kendisinden alınan sesini henüz geri alabilmiş değil, bundan da çok uzak. Ve bu sessizliğin içinde takip ediyor gelişmeleri, tarafları destekliyor veya desteklemiyor. İktidar böyle durumlarda birbirinin altını oymak isteyen, ayağını kaydırmak isteyen, belini bükmek isteyen oganizmaların oyunlarına kalıyor. Darbeler halkı regüle etmek için yapılıyor iktidarı değil -iktidarı regüle etmek için postmodern darbeden günümüz iktidarının muhalefet bastırma tekniklerine uzanan başka başka numaralara başvuruluyor. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;ENTELEKTÜELLER ERDOĞAN'IN ELİNİ RAHATLATTI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Artık eli çok rahat. Düne kadar bir belirsizlik vardı. Bildiğimiz ortalama basın refleksini zaten güçle, parayla, baskıyla, manipülasyonla, iktidar maşasıyla kendi lehine çekmişti iktidar. Bu kolaydı. İktidar burada olduğu sürece böyle davranacakları açıktı. Ve her türlü olumsuz icraata da üzerinde düşünmeden kılıf bulacakları belliydi. Kısacası onlarda bir sorun yoktu. Sorun entelektüel destekçilerde, ağırlıklı olarak liberal veya sol liberal denebilenleri, ayrıca kimi önemli sosyalistleri de barındıran destek kümesindeydi. Olumsuz hareketlerin, kabul edilemez davranışların ardarda gelmesi halinde onların ne yapacakları önemliydi. Bu noktada iktidar onların elinin artık çok zayıf olduğunu gördü. Aslında kendi kendilerine ellerini zayıflatmışlardı. AKP dışındaki herkesi ve her şeyi o kadar sınırsız ve hesapsız bir üslupla kötülediler ve seçenek dışına ittiler ki sırtlarını tamamen AKP'ye verdiler, orada ne olup bittiğine bakmadılar. Dahası AKP-dışı'nın bütün meşruiyetini söktüler. AKP-dışı'nın adını dahi anmak kişinin özgürlükçülüğüne halel getirir gibi sunuldu. Bu mücadelenin tam başarıya ulaştığı anda iktidar onlara da saldırmaya ve normalde kabul etmeyecekleri türlü icraatı, milliyetçilikten otoritarizme uzanan türlü manevrayı, peş peşe sıralamaya başladı. Hatta bu yazarlara doğrudan hücuma geçti, ben sizi dinlemem siz kim oluyorsunuz bana akıl vermeye kimse kalkmasınla başladı, davalarla, suç dilekçeleriyle sürdü. Nereden buldu bu cesareti iktidar? Şuradan: AKP-dışı'nın tümden meşruiyet dışına itilmesi tamamlanmıştı. Eli mahkum artık her ilericinin. Şu dakikadan sonra yeni bir değişim motoru ilan edemez kimse. Değişimin motorsuz gerçekleşeceğini iddia edecek kadar halka güvenen de yok. (Arap Baharı dahi böyle bir ümit vermiyor buraya genelde). Kılıçdaroğlu'nu imgelemlerindeki Erdoğan'ın yerine koyamayacakları da açık. Ancak Erdoğan'ın bizzat kendisi imgelemlerindeki Erdoğan'ı tahtından indirdi. Yerinden etti. Orası boş şimdi. Endişeli liberaller endişeli modernlere yan gözle bakarak ne yapabiliriz diye düşünüyorlar. Bu saatten sonra AKP dışında kimseyi övemezler. Ama artık AKP de övülebilir değil. Bu kararsızlık sırasında yukarıda söylediğim el rahatlatması da gerçekleşti. Artık hiç çekinmesi yok iktidarın. Her türlü demokrasi karşıtı vs adımı çekinmeksizin atabiliyor. Kıbrıslılara besleme de diyebiliyor, öğrencileri de ezebiliyor, her şeyi yapabiliyor, hiç sorun yok. Beş yıl önce olsa ona meşruiyet yitimi ile geri dönecek hamleler şimdi hiç etkilemiyor. Eli rahatladı. Daha fazla güç için ne gerekliyse çekinmeden yapıyor. Çekinecek bir şey kalmadı gerçekten de. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Endişeli liberaller ve endişeli modernlerin üretebilecekleri fazla bir seçenek yok elbette. Bu tıkanıklıkta kalmaları normal. Ama AKP'ye destek vermiş sosyalist/radikal unsurların ve AKP karşıtı radikallerin artık bu kültürel iç savaşa enerji harcama modundan çıkıp gerçekten Arap Baharı'na bakmaları beklenmez mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Yıllar önce Ankaralı bir komünistin, Enver Hoca'dan ve onu ciddiye almayışlarından bahsederken, biz Osmanlının devamıyız Arnavut unsurun lafıyla hareket edecek halimiz yoktu dediğini hatırlıyorum. Umarım şimdi de Arap unsurların isyanının peşine takılacak halimiz yok diyenler çıkmıyordur. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Suriyeli politik figürlerden Mazen Kamalmaz'ın altını çizdiği bir nokta vardı Arap Baharı'yla ilgili: artık ne olursa olsun, her kim iktidarı ele geçirirse ensesinde halkı hissedecek diyordu.  &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;İşte bizde bu hala ve çok eksik. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Hiçbir iktidar ensesinde halkı hissetmiyor. Halk ensede hissedilir seviyeye gelir gelmez de darbe yapılıyor. AKP'nin kendi önünü tehdit eden postmodern darbe olasılıklarına karşı ve artı revanşizmle başlattığı darbe karşıtı söylemin sahteliğini deşifre edip durmayı bu sebeple doğru bulmuyorum. Evet sahte, ama çaktırmayalım. Çünkü bir gün halkın sesi gene ensede hissedilir olursa bu söylemin diriliği lazım olacak...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0in"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-6811867764343653413?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/6811867764343653413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=6811867764343653413&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6811867764343653413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/6811867764343653413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/02/arap-bahari-turk-darbesi.html' title='ARAP BAHARI TÜRK DARBESİ'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ymYsQY5hzq4/TWmAfbxCBJI/AAAAAAAAAJA/w37t8OCefDo/s72-c/906572-us-libya-protests.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-7467389948028305619</id><published>2011-02-20T09:16:00.000+02:00</published><updated>2011-02-20T09:17:53.886+02:00</updated><title type='text'>PERWER’DEN TUNUSA</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;b&gt;PERWER’DEN TUNUSA&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;20 Şubat 2011, Dalalet 60/168&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Her konuda bir iktidar ikiyüzlülüğüdür almış yürümüş durumda. Şimdi bakıyorum, “Şiwan Perwer türküsünü özgürce söylemesi gereken ve sırf türküsüyle sevilmesi gereken biriyken nasıl olur da politikası dolayısıyla yerilir, vay bu ne faşistliktir” diyorlar. Bir dakika, daha dün Kusturica ile Naipaul’u siyasetleri kötü diye bütün devlet nezdinde ve devlet sanatçıları nezdinde ve İslam aydınları aurası altında aforoz etmediniz mi? Peki nasıl oluyor da Naipaul ve Kusturica sanatçı yanlarıyla değil de siyasetlerindeki beğenmediğiniz öğelerle kolayca nitelenebiliyorlar ve suçlanabiliyorlar, ama Perwer’e iş gelince sanatçının dokunulmaz üst katından bahsedilmeye başlanıyor!?!.. Bundan ne öğreniyoruz: bir sanatçı siyaseten yanlış bir pozisyonda durursa sanatçılığı da siyasetiyle birlikte yıkanır atılır, geriye bir şey bırakılmaz. Ama aynı sanatçı devleti ve İslamı değil de muhalefeti karşısına alan bir pozisyona girerse o zaman sözkonusu sanatçı ansızın dokunulmaz yüce sanatçı ilan edilir! Kimse “Kusturica filmleriyle sevilmelidir, siyasetinden bahsetmek faşistliktir” demez veya “Naipaul romanlarıyla büyük Naipaul’dur, kimse siyasetinden dolayı yazarımızı yargılayamaz, yargılayan da faşisttir” demez. Ama birden “Perwer sanatıyla Perwer’dir, müziğiyle yargılamamak faşistliktir” deniverir. Yanlış anlaşılmasın, Perwer tartışmasına girmiyorum ben bu paragrafla, baktığım yer orası değil. Baktığım yer nasıl bir kültür ikliminde yaşadığımız. Hangi değerlerin hakimiyeti altında olduğumuz. Hangi ikiyüzlülükler tarafından yönlendirildiğimiz...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;b&gt;TUNUS’A YUNANİSTAN’A BİR İKİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Türkiye solunun neden Tunus’a, Yunanistan’a, Mısır’a tam huzurla kanı kaynamıyor? Neden huzursuz? Neden istediği bu değil? Bu soruların cevapları sol iklimimiz hakkında bize pek çok şey söyleyecek ipuçlarıyla dolu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;İlk önce fraksiyonel bir huzursuzlukla başladı, niteliksel bir huzursuzlukla devam etti. Yunanistan’da 2008’de patlak veren isyanın anarşizan karakterini örtbas etme, ‘gençlik ayaklanması bu aslında’ deme telaşına düşenler olmuştu hatırlarsanız. Hani sanki anarşizmin ayaklanmadaki asal rolünden bahsedilirse bir şey kaybedilecekmiş gibi. Çok da yersiz bir korku aslında. Birincisi korkanların burada herhangi biri tarafından tehdit edilebilecek bir siyasi hareketleri yok; ikincisi öyle bir hareketleri olmuş olsaydı da onu yerinden edecek bir anarşist hareket henüz Türkiye’de yok. Mesele daha çok belirli bir sol enetelektüel pozisyonun haklılığını korumaya odaklanırken sokakta ne olduğunu da manipüle etmeye dönüyor. Sonra bir bakıyorsunuz Tunus hakkında yazarken merkezsiz ayaklanma fikrinin kendisinin kavramsallaşmasını engellemek üzere ayaklananların sınıfsal özelliklerine odaklanmaya çalışıyorlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Mısır ve Tunus’taki ayaklanmanın işsizlik, güvensizlik, sınıf aşınmaları gibi kavramlarla okunması da aynı hesaptan doğuyor –böylece Tunus’ta, Mısır’da, tüm Arap Baharı’nda parti sistemini sürklase eden bir devrimcilik tipinin çiçek açtığını düşünme ihtimalini boğmaya çalışıyorlar. Kendiliğindenci isyanların nasıl tu kaka bir şey olduğunu söylemeye çalışıyorlar canhıraş. ‘Arapların aşağıdan partisiz devrimi kesin sonradan başka birinin eline geçer’ argümanının da inandırıcılıktan hayli uzak olduğunun altını çizmiştim: bütün yirminci yüzyıldaki partili devrimler başka birinin eline geçti, geçiyor. Hepsi yanlış mıydı? (Yanlış olduğunu savunabileceklerimizin hiçbirini de bu sebeple yanlış olarak anmamak gerekir öte yandan. Hiçbir devrim bir sonu var diye kötü devrim değil. Niteliği yüzünden iyi veya kötü olabilir. Ve dahası, içine girdiği topluluğa ve hatta dışarısına kattıkları dolayısıyla yargılanmayı hak eder.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;68 tartışmasına geri dönüyoruz böylece. 68 Mayısı’ndaki Fransız Komunist Partisi diliyle konuşulmuş oluyor bu durumda Mısır, Tunus vs hakkında konuşulurken de. Evet öğrenciler Fransa’da devrim yapıp iktidarı alamadılar gerçekten de. Ama bütün iktidarların altını oydular. Özgürlükçü solu sol denize yaydılar ve oradan bütün hayatı etkilediler. 68 Mayısı’ndan sonra felsefe başka türlü yapıldı, şiir başka türlü yazıldı, kadına, eşcinsele, iktidarın yerine başka türlü bakıldı, başka türlü sevişildi, başka türlü oturulup kalkıldı, başka türlü nümayişler nümayişten sayıldı. Hala daha orada ne olduğu üzerinde binlerce yeni çalışma yapıyoruz. Neden? Devrimlerini başkalarına kaptırmalarına mı aşığız? Hayır, dönüştürücü güçlerinden öğreneceğimiz hala çok şey olduğu için oraya dönüp duruyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Galiba Tunus-Mısır meselesinin Türkiye’de doğurduğu tedirginliklerin arkasında bu 68 tartışması da büyük yer tutuyor. Arap Baharı 68 etkisini Arap dünyasına taşısın da varsın günümüz FKP’lileri “liderleri olmadığından öğrenciler Fransa’ya devrim getiremediler” diye konuşup dursunlar tarihte...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Bunda işte Türkiye solunun 68’sizliğinin payı yok mu? 68’i mevcut radikal solun özgürlükçüleşmesi olarak değil de olmayan radikal solun fundamental değerleriyle ilk inşası olarak yaşamış olmamızın payı yok mu? Bizde 68’e en yaklaşan dönem 90’lardı aslında. Hala bugün kıpırdanan birşeyler varsa 90’lar sayesinde kıpırdanıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Mısır’da Tunus’da ayaklananlar arasındaki güvencesizlerin rolünden bahsedilmesi değil mesele elbet, güvencesizlerin yeni liberal düzendeki konumu önemini koruyor; mesele nereye baktıgımız... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Tunus’un, Mısır’ın, Yunanistan’ın nasıl örgütlendiğine, nasıl bir örgütlenme, nasıl bir hayat, nasıl bir politiklik, nasıl bir öznellik, nasıl bir sol, nasıl bir&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;kendiliğindenlik, nasıl bir internet-kullanımı, sınıflarötesilik, katmansızlık, yataylık vs vs önerdiğine değil de salt eylemlere katılanların gelir durumlarına, ekonomik pozisyonlarına, sınıflarına bakmak istiyorlar. Salt oraya bakılsın ki gerçekte ne önerildiği görülmesin istiyorlar. Çünkü böyle bakınca Mısır’dan, Yunanistan’dan özgürlükçü tek bir damla sana sıçramıyor, okuru da bu tip sıçramalara karşı aşılıyorsun. Güvenli bir sol balkondan sokağa bakarak şu caddeden gelenler gelecek garantisi olmayan öğrencilerdi, bu köşede vuruşanlar orta sınıftı, bakın şu köşede ölenler alt sınıftı diye çetele tutuyorsun. Ve bu kodlama perdesiyle sokaktaki çatışmanın, öğrencilerin gelecek garantisi hakkındaki tartışmalar sayesinde değil, bize dayatageldiğiniz çatışma tipinden farklı önerisi sayesinde bir yerlere geldiğini görünmezleştirmeye çalışıyorsun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR" style="color:black;mso-fareast-language:TR"&gt;Arap Baharı’na buradan bakmanın tek yolunun balkondan bakmak olmadığını geçmişte bir 68 olmayınca ve bugün bir 68 de istenmeyince kolay kolay hissedemiyoruz anlaşılan...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-7467389948028305619?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/7467389948028305619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=7467389948028305619&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7467389948028305619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7467389948028305619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/02/perwerden-tunusa.html' title='PERWER’DEN TUNUSA'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-4487728138224878950</id><published>2011-02-13T18:29:00.002+02:00</published><updated>2011-02-13T18:31:31.312+02:00</updated><title type='text'>MISIR MISIR'LA GURUR DUYUYOR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-WoCTXHCPMDY/TVgHXGGm9OI/AAAAAAAAAI4/zGE-44JcS1M/s1600/Egyptians-celebrate-the-r-012.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 201px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WoCTXHCPMDY/TVgHXGGm9OI/AAAAAAAAAI4/zGE-44JcS1M/s320/Egyptians-celebrate-the-r-012.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573212632227706082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt;MISIR MISIR'LA GURUR DUYUYOR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;13 Şubat 2011, Dalalet 59/167&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Devrimcili devrimlerin ‘mekan’ı başkanlık sarayıdır. Devlet sarayıdır. İdari merkezdir. Devrimin yapıldığını anladığımız ‘yer’, başkanlık sarayında iktidarın hiyerarşik tepesindeki küçük yer değişikliğinin mekanı olur. Piramid bozulmaz, ama piramidin tepesi değiştirilir. Olay piramidin tepesinde değişir ve tepeden aşağıya doğru dalga dalga bir değişim yaşanır –artık en alttakiler başka bir sıfatla anılırak en altta tutulacaklardır. Buna, yapının aslında değişmemesi anlamında ‘yapısal devrim’ denir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Devrimcisiz devrimlerin ise mekanları yaygın, yatay, çoklu mekanlar olarak beliriyor. Devrimin yeni mekanbilimi sokağa taşıyor. Mısır devriminin görüntülendiği yer bir başkanlık sarayı olmadı. Mübarek iktidardan indiği anda bir kırılma noktası yaşandı ve bu kırılmayı gözleyebilmek için hepimiz Tahrir Meydanı’na, İskenderiye caddelerindeki trafik sıkışıklığını devrimci trafik sıkışıklığına dönüştürmüş ve sokağa taşarak fiilen danseden Mısırlılara bakmaya başladık. Devrimin yapılıp yapılmadığını anlamak için bakılacak yer orasıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;“Türkiye seninle gurur duyuyor” sözünün Türkiye’deki her tür özgür iradeyi yoksayan bir geçmişe sahip olduğu, özgürleşmeye değil tersine insanlık suçlarına bitişebildiği biliniyor. Şimdi Mısır’a bakarken bir halkın kendi kendisiyle gurur duyması anlarının neye benzediğini görebiliyoruz. Mısır, Mısır’la gurur duyuyor. Mısırlı olmak bugün bu gece –Mübarek’in fiilen indiği günün gecesi– gurur duyulacak bir özellik. Bu aşağıdan gurur bir faşistin faşistliklerine duyulan hayranlıktan değil bir halkın kendi özgürleşmesine duyduğu saygıdan kaynaklanıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Tunus’tan başını gösteren aşağıdan, yatay, merkezsiz Arap Baharı, Mısır iktidarı gibi polisiye aygıtı son derece güçlü, deneyimli ve arkasında küresel güçler bulunan bir iktidarla karşılaştığında çoğu kimse umutsuzdu. “Koskoca Mübarek yer bunları,” deniyordu. “Yazık olacak Facebook kuşağına,” deniyordu. Peki nasıl oldu da eti ne budu ne isyancıların yürüttüğü bir eylem bir türlü ezilemedi? Özgür basının sözkonusu olmadığı bu yerlerde bir iki internet işareti ile biraraya gelen insanları güçlü yapan en temel noktayı unutmamamız gerek: meşruiyet... Sokağa çıkan bu insanların sokağa çıkışı meşruydu, öfkesi meşruydu, ve bu meşruiyetin tanınmasının önüne geçilemedi. Kaba kuvvetle, ayakoyunlarıyla meşruiyet bastırılamadı. Bu arada bu tür nümayişlerde cam çerçeve indirenlerin eleştirilmesinden hoşlanmam genelde; şu ‘tek iyi nümayiş barışçıl nümayiş’ kalıbının tehlikeli bir kalıp olduğunu hissederim. Ancak Arap Baharı nümayişleri Gandhivari bir şekilde yıkıldıkça kalkmadan ibaret ‘meşru olan benim’ duruşuyla kendilerinden çok daha güçlü silahlı kuvvetleri bükebileceklerini gösterdiler. Tahrir Meydanı’ndaki KFC çerçevelerini indirip indirmemenin bu mücadelede fasa fiso bir gündem tipine denk geleceğini de kabul etmek zorunda kaldık. Fiziki direnç içeriye atlarıyla develeriyle salınan ve üstelik de çok çirkin bir kaypaklıkla ‘Mübarek yanlısı halk’ diye yutturulmaya çalışılan devlet çetelerine meydanı kaptırmama noktasında karşımıza çıktı ve bu kez de Fanoncu bir meşruiyeti kullandı. Her zamanki gibi, Gandhici şiddetsiz devrim ve Fanoncu karşı-şiddete dayanan devrim birbirlerinin zıddı değil devamı olduklarını gösterdiler. Mübarek elinde ulus çapında bir copla problemin kaynağının neresi olduğuna ikna olursa oraya vuruyordu: internetse bela ülkenin internetini keselim dedi, halkı bastıranın kolluk kuvvetleri olduğu görüntüsüyse sivilleri salalım üstlerine, meydandan konuşabilmeleriyse meydanı işgal edelim, yabancı basın mensuplarıysa onları pataklayalım, parasızlıksa bütün memurlara anında zam yapalım, Cemal’den nefretse Cemal’i aradan çektiğimizi açıklayalım, vs vs. Ancak meşruiyet bütün bu cop darbelerine dayanıklı çıktı. Ve de Mısır halkı kendi meşruiyetini yalnız bırakmadı, onu korudu, risk aldı. Risk alarak canla başla meşruiyetine sahip çıktı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Mübarek’in arkasındaki onca gücün de Mısır halkı tarafından yavaş yavaş burkulduğunu gördük bu süreçte. ‘Stabilite’ yanlısı bütün pozisyonlarını bir kaç gün içinde bütün destekçi devletler ‘halktan yana’ bir pozisyonla değiştirmiş gözükmek zorunda kaldılar. Çünkü kaybedenlerin birbirleriyle yan yana durarak aldıkları riski, kaybedenle aynı safta yer alma riskini egemenlerin bir an bile almaya cesaretleri yoktu. Dolayısıyla pes etmeyen bir meşruiyet daha fazlasını yapmak zorunda kalmadan küresel iktidarları da büküp kendi destekçisi haline getirebileceğini gösterdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Türkiye’ye çalakalem devrim analizi tercümeleri yapılmasını da hoş karşılamak gerekir. Böyle bir yanı var bu tür dönüşümlerin, fazla zaman yok, hemen dolaşmak ister sözler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Ama bu acele söz almaların, Türkiye siyasi iklimine durumu acele tarafından tercüme etmelerin, meşruiyetin nerede durup nasıl mücadele ettiğine değil de meşruiyete nasıl el konulabileceğine odaklanması çarpıcı. Mısır’da devrimci bir ayaklanma olur olmaz “biz bunu Türkiye’deki mevcut pozisyonumuzu haklı göstermekte acaba nasıl kullanırız” telaşına düşmek, veya ayaklanma yeni bir Mısır halkı yaratma yolunda zorlu bir mücadele verirken “ya başarırlarsa ve bu bizim Türkiye’deki pozisyonumuzu zora sokarsa, en iyisi baştan horgörelim” kaygısı yaşamak (biri Mısır devrimini öven diğeri yeren gibi dursa da) Mısır’a bakarken Mısır’ı görmek istemeyen iki bakış olarak karşımıza çıktılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Halbuki soru, şimdi Mısır iktidarına ne olacak sorusu değildir. Soru, biraz önce Mısır halkına ne oldu sorusudur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-4487728138224878950?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/4487728138224878950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=4487728138224878950&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4487728138224878950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4487728138224878950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/02/misir-misirla-gurur-duyuyor.html' title='MISIR MISIR&apos;LA GURUR DUYUYOR'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WoCTXHCPMDY/TVgHXGGm9OI/AAAAAAAAAI4/zGE-44JcS1M/s72-c/Egyptians-celebrate-the-r-012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-7648737139600202185</id><published>2011-02-07T02:52:00.002+02:00</published><updated>2011-02-07T03:06:17.766+02:00</updated><title type='text'>DEVRİMCİSİZ DEVRİMLER</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TU9Fg_ezEGI/AAAAAAAAAIw/OfQ8ApF_7Wg/s1600/tunisian-revolution-edited.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 186px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TU9Fg_ezEGI/AAAAAAAAAIw/OfQ8ApF_7Wg/s320/tunisian-revolution-edited.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5570747697179332706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt;DEVRİMCİSİZ DEVRİMLER&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;6 Şubat 2011, Dalalet 58/166&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Tunus devriminin patlak verdiği günlerde, iki kızkardeşin, Helen ve Olivia Rosetti’nin Isabel Meredith takma adıyla yazdıkları (ve başkahramanı da aynı adlı 17 yaşında bir genç kız olduğundan otobiyografi gibi okunan) &lt;i&gt;A Girl Among The Anarchists&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; (&lt;i&gt;Anarşistlerin Arasında Bir Genç Kız&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;, 1992) romanını okuyordum. 1992 dedim ama romanın orijinal yayımlanış tarihi 1903. Rosettiler henüz 14-15 yaşlarındayken &lt;i&gt;Meşale&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; (&lt;i&gt;Torch&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;) adlı anarşist bir dergi çıkarmış üç kardeş. Daha sonra politikadan uzaklaşmışlar ve kardeşlerin ikisi bu romanı yazmış. Bir tür &lt;i&gt;bildungsroman &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;(oluşum romanı) diye anılıyor. 17 yaşında bir genç kızın babasının ölümünün ardından politize olması, dönemin Londra’sındaki politik gruplarla tek tek bağlantılar kurması ve sonunda kendini anarşist bir dergi çıkartırken bulmasını anlatan ve dolayısıyla gene aynı dönemin kadını ev içine hapseden perspektifine isyan eden erken bir de feminist roman örneği. (Kahramanımızın bir ‘kız’ olmaktan ‘kadın’ olmaya doğru geliştikçe siyasetten uzaklaşıp aile hayatına kayması gibi daha sonraki feminist literatürden uzaklaştıran öğelere rağmen kadının kendi kendini özgürleştirmesi açısından bir referans olmayı sürdürüyor.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;İşte bu kitaptaki kahramanlardan biri o günlerin İngiliz radikalizminin başarısızlığa yazgılı olduğunu veciz bir dille ifade etmek için şöyle diyor: “Devrmciler olmadan devrim yapamazsınız!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Önce Tunus geldi aklıma okurken, sonra sözü tersine iyice büküp acaba “bütün devrimler devrimcilere rağmen yapılır” desem mi dedim, ama sonra devrimci düşmanı bir çağda yaşadığımıza ve pek devrimciliği özden eleştirmenin vakti olmadığına karar kılıp gözümü sadece Tunus’a çevirdim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Evet, Tunus için bir devrimcisiz devrim dalgası diyebiliriz sanırım. Burada tabii kastedilen şüphe yok ki “profesyonel devrimcilik” kurumunun yerini, yani Rahmetovların yerini, daha yaygın bir devrimcileşmenin, herkesin dilediği anda “devrimcilerden biri” haline gelebildiği bir yataylığın alması durumu. Belirli bir devrimciler yok çünkü herkes devrimci, herkes devrimcilik kategorisine yatay geçiş yapabiliyor ve dilerse çıkış yapabiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Yukarıdan olayları yöneten parti başkanları, merkez komiteleri yok. Sözcü bile zor bulunuyor, ve bütün yayın kuruluşları eylemden çevirdikleri insanların sözlerini ‘sözcüden gelmiş’ kabul ederek yayımlıyor. Partili politika sevenler, bu tür devrimlerin karşı-devrimci güçlerin eline geçme riski barındırdığını söylüyorlar. Sanki devrimcili devrimler karşı-devrimcilerin eline sabah akşam geçmemiş gibi geçen yüzyılda... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Devrimcisiz devrimlerin bir temel özelliği de –gene okuduğum feminist romanı hatılıyor olabilirim bunu söylerken- her bir katılımcının tek tek erklenmesine aracılık etmesi. Güçlendirmesi yani. Tam anlamıyla Nietzscheci bir “güç iradesi”ne sokması.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Yirminci yüzyılın bu seçeneğin farkında devrimcilerinden biri olan Osugi Sakae geliyor akla. Osugi, neden sonunda kaybedeceğimizi bilsek bile bir greve girmemiz gerektiğini –ortodoks bakışın pek ‘hazzetmeyeceği’ haz terimleriyle şöyle anlatır: “Genelde grevlerden yenilgiyle ayrılıyoruz. Bununla beraber, ne kadar dayak yersek yiyelim, çatışmalar sırasında duyduğumuz neşeyi de unutamayız. Bu duyulan, irademizi esnetmekten duyduğumuz hazdır. Kendi gücümüzün sınırlarını denemekten alınan hazdır. Yoldaşlar arasında gerçek yoldaşça duyguların ifade bulmasını görmekten alınan hazdır. Kendi kişiliklerimizdeki gelişmeleri görmekten alınan hazdır.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Osugi’nin Nietzscheci/Sorelci yaklaşımı devrimci edimi başarı/başarısızlık üzerinden ölçmemenin bir örneğini sunar. Daniel Guerin da (kazanılıp kazanılmadığından bağımsız olarak) her devrimci girişimin bu dünyadan el etek çekmemek, bir ayağını bu dünyada tutmak demek olduğunu söylüyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Devrimcisiz devrimlerde de tam bu yok muydu: Tunusluların yüzlerindeki öfkeyi ve hazzı görüyorduk, havadaydı, hissediyorduk, bütün Arap dünyası hissetti, erklendiklerini görüyorduk, üstelik saygınlaşıyorlardı da. (Şimdi herhangi bir Tunuslu dünyanın herhangi bir yerinde ben Tunusluyum derken bir yıl öncesine göre ne farklılıklar hissetmektedir mesela. Kimse ona sen bilmemne partisinden misin diye sormayacaktır. Çünkü öyle bir parti yok devrimi yapan. Tunuslular yaptı.) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Tunuslular iradelerini hepimizin gözleri önünde esnetmediler mi? Kendi güçlerinin sınırlarını denemediler mi? Her birinin tek tek kendi kişiliklerinde bir değişim yaşanmamış mıdır sizce?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Bir başka soru: biri Tunus’taki devrimin Mısır’a, Yemen’e, Suriye’ye nasıl sıçradığını araştırmak istese, bu konuda bir makale yazmaya kalksa mesela, ne gibi doğrudan kanıtların izlerini sürebilir? Bir takım Tunuslu devrimciler Mısır’a gidip olayları mı örgütlemişlerdir, nasıl direndiklerini mi anlatmışlardır, bu sayede mi olmuştur ‘domino’ etkisi, veya Tunusluların yazdığı elkitapları mı dolaşmıştır Mısır sokaklarında? Yanlış anlaşılmasın bu çabaların her birini yapan olduysa sonsuz destekliyorum çünkü bunlar da birer ‘yapma’dır, iradenin esnetilmesidir, gücün sınanmasıdır. Hiçbir eylem boşuna olamaz –çünkü basitçe söylersek ‘yapılmıştır’. Sonuçta işte etkileyen bu oluyor –her türlü basın sussa da, yalan dolan yazsa da, ağzını açmana izin verilmese de, örgütlenmene izin verilmese de, komşunu görebiliyorsun, yüzündeki öfke ve hazzı görebiliyorsun ve bu öfke ile haz tarafından örgütlenebiliyorsun (her vesilede öfkeyi bir hınç göstergesi gibi kodlayıp itibarını düşürmeye çalışanlara inat elbet). İradenin bu esnetilmesi çağrısı hiç bir partinin yapamayacağı kadar güçlü bir çağrı oluyor –çünkü bu çağrı gerçekten herkese sesleniyor, herkese bir partiyi iktidara getirmeyi değil, kendisi de dahil olmak üzere bütün bir toplumu erklendirmeyi vaadediyor. Demek ki aslında bir ‘domino’ etkisi değil yaşanan: bir noktadan başlayıp bir noktaya doğru ilerlemiyor, her erksizleştirilmiş noktadan başlayıp her noktanın erklenmesine doğru (bir Mısırlı ‘sokak sözcüsü’nün deyimiyle) ‘patlıyor’ devrim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Ve bu çağrının hangi toplumlarda çalıştığına bir bakacak olursak aşağıdan devrimlerle dolu gururlu tarihleriyle hatırlanan toplumlar değildi bunlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Aman şimdi Arap Baharı iyi güzel de iktidara o parti değil de bu parti gelirse vay halimize diyenler var. Uzun tarihlerine baktığınızda, o parti değil de bu parti gelince mi felaket oluyor gerçekten bir ülkede; yoksa iktidarı denetleyemeyeceğine çoktan ikna olmuş, rıza üretmeyi kanıksamış, yukarıdan belirlenmeye duyarsızlaşmış, iradesi törpülenmiş, gücü şırıngayla çekilip temsili organlara aktarılmış, öz-erklenmeyi ufukta bile göremeyen ve tahayyül dahi edemeyen bir toplum ortaya çıkınca mı felaket oluyor? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Evet, hangisi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-7648737139600202185?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/7648737139600202185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=7648737139600202185&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7648737139600202185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/7648737139600202185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/02/devrimcisiz-devrimler.html' title='DEVRİMCİSİZ DEVRİMLER'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TU9Fg_ezEGI/AAAAAAAAAIw/OfQ8ApF_7Wg/s72-c/tunisian-revolution-edited.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-3569336209361733146</id><published>2011-01-30T01:09:00.002+02:00</published><updated>2011-01-30T01:11:54.679+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TUSeghruwWI/AAAAAAAAAIU/yF24AXzFYn4/s1600/portrait.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 247px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TUSeghruwWI/AAAAAAAAAIU/yF24AXzFYn4/s320/portrait.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5567749320971567458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt;HAYIRCILIK FAZLA BÖBÜRLENMESİN&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;30 Ocak 2011, Dalalet 57/165&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Evet doğru, son süreçte yetmezamacılarıyla evetçiler ipte uzun duramadılar. Anayasa peynirinin biraz daha çekilmesi, darbecileri yargılama kartının elde kalması, Kürtlere resmi pusunun kameralara yakalanması, fazla Batı’ya giden Doğu’ya düşer misali müslüman demokratları destekleyeceğiz derken en eski Türk faşizan dilinin yardakçısı durumuna düşmeleri, gündelik hayata İslamcı baskının tam da en kaba eleştirilerde iddia edildiği tarzda (ve onların bırakın bu paranoyaları dedikleri tarzda) topluma&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;giydirilmesi, sanata tükürürümlerin kurumsal doğuşu vs vs. Şimdi demokratik özerklik gibi konularda CHP’nin samimiyetini sorgulamaları ve CHP’nin takiye yaptığını söylemenin saygın bir yorum sayılmasını sağlamaya çalışmalarına ne demeli. Düne kadar bu mantık yürütme en ilkel Kemalizm sayılıyordu, şimdi en ilkel liberalizm aynı dili kullanıyor. Daha önce bir ikna edicilik yitimi yaşanmıştı ama bu son süreç tam çıkmaza soktu. Referandum, yetmez-ama-evetçiler için galiba pirus zaferi oldu. İktidara yakın olmaktan duyulan heyecan bizi belirliyor. Hepimiz yönetmek, büyük değişimleri elit kadrolarla bir kaç hamlede çözüvermek istiyoruz. Erk bir tür Stendahl Sendromu yaratıyor. Bu çerçevede liberaller de Floransa’ya gidip de Davud heykeline bakarken düşüp bayılacaklar gibi hissetmeye, sanat eseri gibi görmeye başlıyorlar iktidarı, AKP’yi, hatta şahsen bir figüre dönüştürdükleri başbakanı. Başları dönüyor sendrom gereği. Türkiye’nin çizeceği yolu kısa yoldan belirleme heyecanıydı öne çıkan maalesef. İktidarın meşruiyetini biz sağlayalım, akıl hocası biz olalım (veya öyleymiş gibi görünmeyi biz başaralım) ve hop bir referandumda, iki tutuklamada, bu iktidarın tek parti merkeziliğinde ‘devrim’ gerçekleşsin! Biz de –aslında Türkiye’nin en tabansız siyasi eğilimlerinden birini temsil eden insanlarken– ansızın değişimin başat öznelerine dönüşelim! Hani Kemalistlerde eskiden şöyle bir öznellik tasavvuru vardı ya: “bu ülkenin sahibi biziz! Biz değiştiririz, biz dönüştürürüz, zaten biz kurduk, size ne oluyor,” gibisinden. Bu mantaliteyi yanlışlıkla Kemalizm denilen bir ideolojinin özünden doğup etrafa yayılan bir dalga zannettiler. Kemalizme özgü bir ucubelik sandılar tepeden inmeciliği. Halbuki bu mantalite bizim bu topraklardaki siyaset kültürümüzün mantalitesiydi. Solundan sağına liberalinden islamcısına sosyalistinden faşistine. Dolayısıyla liberaller sol-liberalleri ve (bence bir aksilikti bu) kimi radikal sol öğeleri de aralarına alarak, yetmez-ama-evet üzerinden, yeni bir öznelliğe talip olmadılar maalesef, tersine, veya aslında beklenmesi gerektiği gibi ülkemizin fazla değişkenlik göstermeyen tarihine bakıldığında, aynı öznelliğin makamına talip oldular. Bunun için de yeni bir Türkiye, yeni bir devlet, yeni bir rejim, bir şematik devrim fikri yaydılar ki onlar da bir süre sonra şöyle diyebilsenler: “biz değiştiririz, biz dönüştürürüz, zaten biz kurduk, size ne oluyor!?” Neden Türkler devrimi illa jetonu atıp kolu çevirince aşağıdan düşen bir şey olarak görme eğilimindedirler biri araştırsın! Büyüklerimizden mi öyle gördük nedir. Ancak bu oyun biraz çabuk söndü. An itibarıyla hiçbir inandırıcılığı kalmamış durumda. Ahmet Altan’a dava açılmasını şöyle düşünün: 60’ların sonunda planlanan sosyalist devrim olmuş ve ilk iş Doğan Avcıoğlu hapse atılmış! (Muhtemelen olurdu da, Türkiye bu.)&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Tepeden inmecilik her zaman ilk kendi çocuklarını yer diye bir atasözü var. Durmadan bahsettikleri örneklerden bunu biliyor olmaları gerekirdi. Ancak işte baş dönmesi bazı şeylerin farkına varılmasını engelliyor. En güldüğüm de birilerinin Kürt hareketini Öcalan’dan aşağı bir piramidal yapı olmakla itham etmesi! Dinime küfreden bari tabandan herhangi bir girişime en ufak bir duygusal, zihinsel, teorik, yaşamsal yatırım yapmış olsa! En azından utanır insan, hani illa böyle bir eleştiri getirmek istiyorsa, “Kürt kardeşlerimiz de bizler gibi tepeden iniyor devrim işlerinde” falan der... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Şu anda gözüken, yetmez-ama-evetin sandalı, İsrail’in hani liderleri avlamak için hedefe fırlattığı roketlerine benzer bir şekilde iktidar tarafından batırıldı. Sizinle işim bitti dedi iktidar onlara. Onlar da “ya biz ne yaptık” dememek için kendilerini kurtarma yoluna sapıyorlar tek tek: “biz hep aynı pozisyondaydık, her zaman doğruyu istiyorduk, doğru değişti,” demeye getiriyorlar. “Dünya güzeli bir delikanlıydı şimdi çıktı mahalleleyi vurdu, biz nerden bilelim böyle olacağını,” gibisinden. İyi de mesele zaten buydu. Zaten tartışma ne olacağını doğru bilmek üzerineydi. Yanlış bildiğin ortaya çıktığı anda referandum momentinde de yanlış yapmış olduğun ortaya çıkmış demektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Neyse, gerek liberal veya sol-liberal gerekse sosyalist, radikal sol evetçi veya yetmez-ama-evetçi pozisyonların tüm dile hükmettikleri ve direnişin gerektiği bir momentte değiliz şu an. Çatladı oradaki iktidar perspektifi. Stendahl sendromunun başdönmesi yere düşmeyle zirvesine ulaştı. Boykutçu pozisyonun doğası gereği, hazır bu noktaya gelmişken bakışımızı öbür tarafa çevirelim ve şu hayırcı sola bakalım. Yetmez-ama-evetçi çizginin bu çöküşünden hayırcıların böbürlenmeye hakları var mı? Soru budur. Radikal sol pozisyonun temel değerlerine geri dönelim, hiçbirini bu süreçte kaybetmemeye odaklanalım dediler. Eyvallah. Peki Türkiye kültürüne veya sol kültürüne –bir AKP zokasını yutmamak dışında– ne katkıları oldu? Mesela hep onların dediklerini takip etmiş olsaydık Türk solu içindeki ağır milliyetçi eğilimler şimdi olduğu gibi gerileyecek miydi? Hiç zannetmiyorum. Otoriterliğin, militarist kültürün, erkekegemen kültürün, etnik dinsel farklılıkları ve bilumum mikro siyaseti merkezi bir ekonomik reform/devrim fikrine indirgemenin bütün teorik ve pratik parametreleriyle boğuşuyorlardı da kazanmalarına az mı kalmıştı? Daha basit soralım: kattıkları yeni bir değer var mı? Sanırım olmadığını kabul edeceklerdir, ama şunu söyleceklerdir: eski değerlerin hepsinin bir erozyonla yitip gitmesini ağaç olup engelledik! Tamam, buna da hak veriyorum, doğru, bu süreçte bir direniş göstermemiş olsalardı yetmez-ama-evet tepeden inmeciliği tek başına yarattığı iktidar sultasıyla eski değerlerin hepsini devrimden sonraya bırakma retoriğiyle ezip atmış olacaktı. Ama kim onları suçlayabilir? Özgürlüğün devrimden sonraya bırakılmasını evetçiler bulmadı herhalde bu memlekette! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Benim gördüğüm, evetçilik ve özellikle yetmez-ama-evetçilik hayırcı pozisyona çok şey kattı. Ve Türkiye sol kültürünün toplam özgürlükçüleşmesine bir yere (iktidarla baş dönene) kadar epey faydalı oldu. Türkiye’nin sol tarihi ortada. Kimse, biz zaten yapacaktık demesin. Peki olay nerede takıldı; hayırcısından evetçisine herkesin takıldığı yerde, tepeden inmecilikte, iktidar karşısında Stendhal sendromları yaşamada. Yönetici öznelere, kader adamlarına, başdanışmanlara, veziriazamlara dönüşme fikrinin hakimiyetini ortadan kaldırmaya geldi sıra. Yani başka bir siyaset kültürüne ihtiyaca. Başka bir öznelliğe. Bir tarafta Chavez baba gel bizi de kurtarların, öbür tarafta Kasımpaşa sen ne delikanlı abimizdinlerin yerini Tunus sokaklarına önce bir bakmanın, o hep mesafeli kalınan 2008 Yunanistan İsyanına dönmenin almasına. Tüm yatay dönüşümlere, özgürlüğü bir iktidara el koyma meselesi değil hayata el verme meselesi olarak görmeye, dünyayı alacakaranlıktan şafağa dönüştürmese de bir taşı alıp başka bir taşın üstüne koyan her şeye, genel Türkiye siyaseti içinde olsun bölgesel Kürt siyaseti içinde olsun, tabandan ne varsa, hangi ağsal, özgürlükçü çalışma yürütülüyorsa onlara bakmanın günü. Yeni bir iktidarı değil yeni bir öznelliği aramanın günü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-3569336209361733146?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/3569336209361733146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=3569336209361733146&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3569336209361733146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/3569336209361733146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/01/kose-ismi-dalalet-bu-yazinin-basligi.html' title=''/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TUSeghruwWI/AAAAAAAAAIU/yF24AXzFYn4/s72-c/portrait.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-4461558106857720662</id><published>2011-01-23T07:24:00.003+02:00</published><updated>2011-01-23T07:43:02.291+02:00</updated><title type='text'>ALEM GİDER VİKİPEDİ’YE BİZ KALIRIZ EKŞİ’YE</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TTu_3vNaX2I/AAAAAAAAAHg/rDhIKE2X11I/s1600/tunisia-revolution-babes-425x432.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 315px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TTu_3vNaX2I/AAAAAAAAAHg/rDhIKE2X11I/s320/tunisia-revolution-babes-425x432.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565252728832810850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;b&gt;ALEM GİDER VİKİPEDİ’YE BİZ KALIRIZ EKŞİ’YE&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;23 Ocak 2011, Dalalet 56/164&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Wikipedia 10. Yılını kutluyor. Kuruluş tarihleri 15 Ocak 2001. Şu anda dünyanın en önde gelen 10 web sitesi arasındalar. Ama Zadie Smith’in şu çok tartışılan Facebook-Zuckerberg yazısında bahsettiği ‘Versiyon 2.0 İnsan’ların işi değil Wikipedia. Ne ilanlar var ortada açtığınız her sayfada sizi kuşatan, ne büyük paralar çenemizi yoracak ne de dev şirketler avuçlarını ovuşturan. Köşeyi dönmeceler de yok.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Wikipedia internet trafiğindeki rakiplerinin arasında şaşırtıcı bir gönülülük girişimi olarak kalmayı başarmış durumda. Bağışlarla ayakta duruyor, gönüllülerin çabalarıyla sürekli genişliyor, daha fazla bilgi içerir, daha da büyür hale geliyor. Onlarca, yüzlerce dilde yayın yapıyor. Herkese açık. Hemen şu gün bu yazıyı okumayı bırakıp bildiğiniz bir dilde katkı yapmaya başlayabilirsiniz. Türkçe dahil... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Kar amacı gütmeyen bir bilgi havuzu için 26 milyon madde girilmiş bugüne dek. Her ay en az beş girdi yapanlar çekirdek kabul ediliyor ve 100.000 kişiden fazlalar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Günümüzde herhangi bir konuyu merak ettiğinizde onu gogolluyorsunuz (Google) muhtemelen ama dünyada arama motoru tekelini tek başına elinde tutmuyor Google. Başka arama motorları da var kullanılan. Ancak hangi arama motorunu kullanırsanız kullanın açılan ilk sayfada üst sıralarda sizi bir Wikipedia maddesi linkinin beklediği doğru. Ve de hemen kısaca bilgiye ulaşmak istiyorsanız muhtemelen önce Wikipedia maddesini tıklayacaksınız. Zaten çoğu Wikipedia maddesinin dibinde yer alan linkler sizi başka kaynaklara da atacaktır nasılsa. Neyin ne olduğunu kabaca öğrenmenin en kolay yolu. Detaya girmek istiyorsanız da ilk rehber. Dünyadaki bütün ansiklopedilerden daha fazla bilgi içeriyor. Yüzde yüz güvenilir ve yüzde yüz doğru mu? Değil. Ama Nation dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre şaşırtıcı oranda doğruluk payı yüksek ve Britannica Ansiklopedisi’ne hayli yakın. Ve de her zaman ücretsiz. Artı her an başka kaynaklardan kontrol edilmeye, internetin yataylığında sorgulanmaya açık. Her yanının linkler kaynaması da bunun bir işareti.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Peki biz Türkçe okurlar için de durum bu mu? Eğer sadece Türkçe okuyorsak, Wikipedia bizim hayatımızda da böyle hayati bir site mi? Türkçe versiyonu olan Vikipedi aynı rolü oynamaya namzet mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Benim gördüğüm kadarıyla hayır. Hatta çok uzak. Bizde bu rolü pek çok madde için tuhaf bir biçimde Ekşi Sözlük oynuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Çok farklı bir yapı sunan Ekşi Sözlük’ü birkaç yıl önce Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta düzenlenen bir workshopta farklı medya kullanımlarıyla ilgili bir sunumda övmüş olduğumu da itiraf edeyim. Orada Ekşi Sözlük sitesini farklı bir mantık olarak örnek vermiş ve Ekşi Sözlük'teki Litvanya ve Vilnius maddelerini göstermiş, çevirerek okumuştum. Salon, sandalyelerinden düşme noktasına gelen Litvanyalıların kahkahalarına boğulmuştu. Tabii seçerek de okuyordum. Üzerinde durduğum ve övdüğüm nokta şuydu: Ekşi Sözlük formel bilgi ile enformel bilgiyi aralarında bir hiyerarşi varsaymadan harmanlayarak sunuyordu. Doğrudan ve salt deneyimi yansıtan enformel bilgi ile ansiklopedik diyebileceğimiz formel bilgi alt alta girilmiş iki entry’de karşımıza çıkıyordu ve Ekşi Sözlük okurları için bu son derece kanıksanmış bir durumdu. Vilnius’un nüfusu, yüzölçümü ve tarihi hakkında bir enformasyonu Vilnius’tan bütün bunlardan habersiz geçmiş birinin anıları izliyordu. Dedikodunun, deneyimin, gündelik hayattan gelen bilginin resmi bilgiyle böyle kaynaşmasını ilginç buluyordum. Ancak tabii hesaba katmadığım bir şey vardı: formel bilgi kaynaklarının Türkçe’deki noksanlığı, uzaklığı, erişilemezliği, ve giderek dedikodunun bir deneyim bilgisi olarak değil bilginin ta kendisi olarak tersine bir hiyerarşi kurabildiği durumlara tüm kullanıcıların her aramalarında maruz kalabildikleri gerçeği... Şakır şakır işleyen bir Vikipedi’miz olsa sözgelimi, Ekşi Sözlük de deneyimi öne çıkarmasıyla nefes açacak. Ama mevcut durumda Vikipedi’den rol çalıyor. Herhangi bir konuda kabaca bir internet araması yapmak istediğinde Türkçe okur, çoğunlukla Ekşi’ye bir bakma ihtiyacı hissediyor. Çünkü Vikipedi’de bakacak fazla bir şey yok. Doğrusu bu durum bilmediğimiz bir takım şirket merkezlerinde çalışan ve tembellik eden ‘Vikipedi yetkilileri’nin suçu değil. Az insan veri girerse az veri oluyor. Kötü veri girilirse kötü veri oluyor, umursanmazsa umursanmamış oluyor. Kendi bilgi tercihimizi kendimiz yapıyoruz aslında. Zaten interneti ciddi sansürlenen bir ülkeyiz, arka sokaklardan sitelere erişmek gibi kanıksadığımız çamurlu mahallelerimiz var, bir de üstüne eriştiğimizde de karşımıza bir “–mış gibi” sahnesi çıkıyor. Eğer deneyim değil de enformasyon arıyorsanız Ekşi Wikipedia’nın tam bir “–mış gibi” versiyonu. Giderek küfür ve hakaret gibi temalarla daha çok anılır olması, açıktan küfürlere denetim geldiği ortamda da açıktan küfürlerin komşu sözlük girişimlerine kaçması ve Ekşi’nin ‘daha ustalıklı küfürler’ alanı olarak çalışabilmesi de bunu pekiştiriyor. Ekşi Sözlük Ekşi Sözlüklüğünü yapamıyor, çünkü aynı zamanda Vikipedi gibi de davranmak zorunda kalıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Yabancı dil bilenler bunu farketmiyor bile, zaten Wikipedia’nın güçlü yabancı versiyonlarından birini kullanıyorlar tüm ıvır zıvır için. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Ekşi’ye çok saldırmak da sorunlu geliyor bana. Kendini ifade alanları tıkanmış bir toplum. Bilgiye erişiminin önünde global engellere ilave olarak zaten elli tür ekstra ‘bize has’ engel var. Bilginin üretimine katılma alışkanlığı da tepeden törpülenmiş; yasaklarla, baskılarla, denetlemelerle sindirilmiş. Neyin ne olduğunu hep birileri yukarıdan söylüyor. Hangi heykel ucube, hangi vahşet vatandaşlık sorumluluğunun bir parçası, hangisi devlete karşı gelme, bunları yukarıdan bir bir anlatıyorlar. Azıcık da aşağıdan bilgi yapılsın dediğimizde de İnci Sözlük havasının esmesine şaşmamak gerek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Öte yandan Vikipedi’ye daha fazla katkı yapmamak için de kimsenin bir sebebi yok. İlk iş Vikipedi’den Vikipedi maddesine girip bir bakmak lazım sanki. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Son İran seçimlerinden sonra çıkan isyanlara “Twitter isyanları” denmesindeki aceleciliğin gerçeklikten uzaklığının sonradan ortaya çıktığından sözetmiştim, ama şu da bir gerçek: İran muhalefetinde blogosferin halen çok güçlü bir yeri var. Bloggerlık bir şımarıklık değil bir direniş biçimi. Tunus devrimine “yaşasın Facebook devrimi oldu” diye atlamayalım eyvallah ama, Tunus’ta resmi bilgiye alternatif bilginin üretilebilmesi, tümden çalışmayan basın kanalının aşağıdan aşılabilmesi de gene internet sayesinde oldu. Devrimin şu detayı da çarpıcı değil mi: gazetelerde de devrim gerçekleşti! Gazateciler şeflerini indirdiler, haber yapmayan haberci olmaktan hepimiz fena halde bıkmıştık dediler, ve gazete yönetimlerinde söz sahibi olmaya giriştiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Ya şundadır ya bundaya gerek yok, hayat elbette bir blog linkinden ibaret değil: Tunus’taki devrimin kendini yakan biri tarafından tetiklenmiş olmasından ilhamla Cezayir’de yedi kişi kendini yaktı. Belli ki, “kendimizi yakarsak biz de acaba bir devrim başlatabilir miyiz” dediler. Şaka değil. Eve gidip bir Facebook hesabı açmadılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Ama Tunus’taki kendini yakma olayını Tunus basınının çok iyi gizlediğini ve ancak Facebooklar Twitterlar Bloggerlar sayesinde bir isyana dönüşebildiğini de biliyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="mso-fareast-language:TR;color:black;"&gt;Tabii Türkiye’deki basın harika durumda, hiç böyle şeylere gerek yok, keyfine bak diyorsanız bilemem...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;   &lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-4461558106857720662?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/4461558106857720662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=4461558106857720662&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4461558106857720662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/4461558106857720662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/01/alem-gider-vikipediye-biz-kaliriz.html' title='ALEM GİDER VİKİPEDİ’YE BİZ KALIRIZ EKŞİ’YE'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TTu_3vNaX2I/AAAAAAAAAHg/rDhIKE2X11I/s72-c/tunisia-revolution-babes-425x432.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-5211990764089541928</id><published>2011-01-16T17:54:00.003+02:00</published><updated>2011-01-16T17:57:50.624+02:00</updated><title type='text'>YA SEV YA AKSIRARAK TERKET</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;YA SEV YA AKSIRARAK TERKET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;16 Ocak 2011, Dalalet 55/163&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TTMVYgZbwYI/AAAAAAAAAG4/djjOvjQM5Nk/s320/erdogan%252C-icki-icenlere-catti-4607.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562813475490349442" /&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Erdoğan, Baykal’ın yokluğunda nasıl da sıkıntı çekiyor değil mi? Hala takımda olsa, ‘ucube heykel’ topuna ne güzel vururdu Baykal! Ahh ahh! Kaçırır mıydı bu pasları... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;i&gt;The Wire&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; dizisinden bir sahneyi de hatırlatıyor bana. Polis dedektiflerinden Bunk bir diğer polis dedektifi Jimmy ile geceleri bara gidip, ikili senaryolarla kızlara asılmaktadırlar, deyim yerindeyse. İyi polis kötü polis taktiği olarak bilinen taktiği, aralarında anlaşıp seçtikleri kızlara uygulayarak, belirledikleri ‘iyi polis’in kazanmasını amaçlayan bir girişimler serisi. Sonra olaylar gelişir, Jimmy bar hayatından çekilir, Bunk’ın arkadaşı bu kez polis dedektifi Lester’dır. Kahramanımız Bunk, gene aynı senaryolarla yaklaşmak üzere bardan kızları ‘göz hapsine’ alır, ama gel gör ki ciddi ve işodaklı bir adam olan Lester bu tür atraksiyonlarla ilgilenmeyip iş konuşmaya çalışır. Bunk kendini yapayalnız hissetmektedir. “Jimmmyyy, Jimmmmyyy, neredesin Jimmmy...” diye bağırır barın ortasında!...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Şimdi Erdoğan’ın son açıklamalarını da böyle okumak mümkün müdür acaba: “Denizzzz, Denizzz, neredesin Denizzzzz!...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bir de Kılıçdaroğlu’nun yaptığına bakın. Aralarındaki samimiyet de önisimlerin kullanılması noktasına çoktan gelmiş olmasına karşın, tam bir hayalkırıklığı yaratarak, “Bekle Recep, laiklik çantamı kapıp geliyorum,” deyip kramponları elinde koşturarak soyunma odasına inmek yerine; tribünde, sahaya yakın bir yerde ayakta maçı takip ediyor, ettiği de yetmiyor, taç çizgisine yaklaşan Günay’a “Günay oolum, nooldu kaptan seni iplemiyo, hala utanmadan ortalıkta dolaşıyosun” diye laf atıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bence ayıp. Muhalefete yakışmıyor. Şimdi Erdoğan “sahalarımızda doğru düzgün bir muhalefet yok,” dese ne cevap vereceksiniz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kılıçdaroğlu yeni tabii. Usüllerden tam haberdar değil. Emre Kongar, Hikmet Çetinkaya gibi camianın önde gelenlerine de görev düşüyor. Ben hatırlatmış gibi olmayayım, onlar çok daha iyi bilirler ve muhtemelen daha önce de yazmışlardır, ama içki kültürünün sistemli aforozu hakkında konuşulacağı zaman Başbakan’ın kullandığı “aksırıncaya, tıksırıncaya kadar” sözünün Tevfik Fikret’e doğrudan bir gönderme olmasına Kılıçdaroğlu’nun atlaması gerekmiyor muydu? “Vay efendim o bizim şairimiz” falan gibi bir vole mesela yakışmaz mıydı? Sen Baykal gibi lider karakterli oyuncuyu 18 kişilik kadroya bile alma, sonra da muhalefetim diye geçin, sonra da kaleciyle karşı karşıya kaldığında topu kaleciye nişanlayama!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Liberal ulemanın da çelişkili mesajlar vererek kamuoyu uyuşturma tutumu iyice tavan yapıyor böyle olunca. Erdoğan’ın “arkadaşlar Baykal olmadığı için iş başa düştü ben söylemek zorunda kalıyorum, biz aslında laik hayat tarzından nefret ediyoruz, sürüyoruz işte düpedüz, ya sev ya aksırarak terket diyoruz, heykeller konusunda da Gökçek arkadaşın eski prensiplerine tüm kalbimizle bağlıyız,” vs vs şeklindeki beyanlara seçim taktiği olarak başvurduğunu, ağır muhafazakar Türk seçmeninin bu tür anti-kültür hücumlara prim vermesi gerçeğini değerlendirmeye çalıştığını söylüyorlar. Baykal olsaydı bunları demek zorunda kalmayacaktı çünkü aynı seçmene mesajı Baykal iletecekti, “bunlar&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;laiklik düşmanı” dedikçe, zaten laiklik düşmanı olan seçmen de “ aa iyi o zaman onlara oy verelim” diyecekti demek ki. Peki bu mantık yürütmede sırıtan nokta ne: içinden Kemalist/Atatürkçü dilimi çıkardığınız zaman sosyal-demokrat/sol-liberal/özgürlükçü seçmen diye bir seçmenin Türkiye’de bir ağırlığı olmadığının itirafı bu. Ve böyle bir seçmenin bir ağırlığı yok idiyse, neden Baykal’a ısrarla ‘muhalefet yeterince özgürlükçü, sosyal demokrat olmadığı için seçimlerde şansı yok’ deyip durdunuz.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Tam bir çelişki. Gerçekte herkes biliyor ve bildiğini de belli ediyor ki, Türkiye’de seçim kazanmak isteyen kimse sosyal-demokrat/sol-liberal vs bir hatta duacı olmaz bugün. Onlar meşruiyet mücadelelerinde işe yarıyorlar sadece. Sonra bir de bakıyorsunuz “Erdoğan bu seçimde BDP seçmeninden ümidi kesti, en azından İslamcı Kürt seçmeni ve derin Anadolu seçmenini tam toplayayım havasına girdi, milliyetçi çıkışları bu taktiğe dayanıyor, aslına bakarsanız mantıklı, ama Kılıçdaroğlu’nun Kürt sözcüğünü ağzına almaması kabul edilemez, skandal bu” şeklinde konuşabiliyorlar! Burdan çıkan sonuç basit: belli ki Kılıçdaroğlu da taktik yapıyor, laiklik/derin-Anadolu cephesine yeni asker sevketmiyor ve barış görüşmeleriyle orayı oyalamaya çalışıyor, mevcut sınırları yüklense de değiştiremeyeceğinin farkında; Erdal İnönü döneminin SHP sosyal demokrasisi gibi CHP tarihinde aslında son derece istisnai bir dönemi 1989 raporu gibi kalemlerle ana gelenekmiş gibi tarif ederek ve sosyalist söylemin reformist bir versiyonunu temsil etme imgesini de kasketle selamlayarak sosyal-demokrat/sol-liberal cephedeki savaşı da durma noktasına getirmeye uğraşıyor. Sadece kazanabileceği muharebelere ağırlık vermek istiyor, Türkiye seçimlerinde hareket eden oy miktarının ne kadar küçük olduğunun farkında, ama o küçük adayı almanın yapabileceği en büyük hamle olduğunu da biliyor ve bayrağı oraya dikmek istiyor. Başarı projeksiyonları böyle gözükmekte.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Günümüzün CHP’si yönetiminden tabanına tam bir pragmatik çizgide. Her zaman herkes kazanmak ister, ama büyük takımlar güzel top oynamak da isterler, seyircilerine borçludurlar bunu, ancak bazı kritik maçlardan önce hocaların dediği gibi, güzel oynamak mühim değil bu maçta onlar için. CHP için bu yaklaşan seçimde mühim olan tek bir şey var: 3 puan! Ve eğer 3 puana giden yol Kürt demekten geçseydi emin olun ertesi gün Kürt derdi Kılıçdaroğlu. Zaten parti tabanı tazyik yapardı. CHP taraftarı, yeter ki 3 puan gelsin modunda. Ahmet İnam’ın da dediği gibi, bir sonraki seçimi uçurum eşiği gibi görüyorlar çünkü. Isiah Berlin’in “bir şeyden özgürlük’/‘bir şeye özgürlük’ tanımlarındaki ‘bir şeyden özgürlük’ün etrafında toplanmış durumdalar. Kullandıkları dile bakın: yaklaşan seçimi kölelikten kurtuluş mücadelesi gibi tanımlıyorlar. Kölelikten kurtuluş gibisinden ‘birşeyden özgürlük’ mücadelelerinde de etik kod olmaz, Haiti devrimine “yalnız pek etik olmadı kölelikten kurtuluş şekilleri” diye bir eleştiri getirilememesi gibi. Veya ‘&lt;i&gt;Valkyrie&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;’ filmini seyreden bütün liberallerin darbe komplosunun başarılı olmasını ve Hitler’in öldürülmesini dilemeleri gibi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Eh, AKP de zaten pragmatizmin kitabını yazmış durumda. Onlar da gayet farkındalar Kılıçdaroğlu’nun Baykal oylarının üzerine koyması sözkonusu oylar kümesinde Kürt veya sol-liberal oylar olmadığının. O yüzden de Baykal’ın kırmızı kartla oyun dışında kaldığı bu maçta iki kişilik oynamak zorunda kalıyor Erdoğan. Bir yandan ‘Jimmmyyy...’ diye bağırıyor, bir yandan da heykel-bira çıkışlarıyla takımı ayakta tutmaya çalışıyor. Aslında bence mutluluğu Ankaragücü’nde bulamayan Gökçek’i yorulmuş bir oyuncuyla değiştirmenin tam zamanı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/19367424-5211990764089541928?l=sureyyyabirgun.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/feeds/5211990764089541928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=19367424&amp;postID=5211990764089541928&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5211990764089541928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/19367424/posts/default/5211990764089541928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2011/01/ya-sev-ya-aksirarak-terket.html' title='YA SEV YA AKSIRARAK TERKET'/><author><name>sureyyya</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02399312565777376045</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='8' height='32' src='http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/resim/sureyyya.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_G2llZvhpwn0/TTMVYgZbwYI/AAAAAAAAAG4/djjOvjQM5Nk/s72-c/erdogan%252C-icki-icenlere-catti-4607.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-19367424.post-5326321520683792662</id><published>2011-01-09T02:46:00.002+02:00</published><updated>2011-01-09T07:15:23.782+02:00</updated><title type='text'>BİLGİ ÜNİVERSİTESİ BİLGİYE KARŞI</title><content type='html'>&lt;!--StartFragment--&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;KÖŞE İSMİ: DALALET&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;BU YAZININ BAŞLIĞI: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt;BİLGİ ÜNİVERSİTESİ BİLGİYE KARŞI&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;BirGün gazetesi,&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;9 Ocak 2011, Dalalet 54/162&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;Süreyyya Evren&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt;&lt;a href="mailto:sureyyya@mexico.com"&gt;sureyyya@mexico.com&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"  style="color:black;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bilgiye, fikre, söze, sanata karşı sansürün, baskının, kısıtlamaların türlü yollardan arttırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Hala bugün, Apollinaire’in toplatılabildiği, müstehcendir diye mahkemelere çıkartılabildiği bir ülkedeyiz, unutmayalım.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;Düşünün, Apollinaire...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gelin, önümüze porno skandalı diye sunulan olaya bakalım. Şimdi neymiş, bir öğrenci okulda porno çekmişmiş. Nasıl yani, okulda porno çekip satışa mı çıkarmış? Okul malzemelerini veya mekanını (yasal veya yasadışı) ticari bir faaliyet için mi kullanmış? Ben böyle bir şey duymadım. Eğer bu bir pornodur diye rafa koymadıysa, bir şekilde satışa çıkarmadıysa, bir film nasıl porno oluyor? Bugün milyonlarca sevgili kendi sevişmelerinin fotoğraflarını, videolarını çekip sonra kendileri seyrediyorlar. Bunlar porno mu çekmiş oluyorlar? Hayır. Seks kasedi çekmiş oluyorlar. Hatta karı-koca arasında çekilenler için ‘aile videosu’ bile denebilir. Sonra bu kişisel videoları porno kanallarından dolaşıma çıkartacak olurlarsa, o zaman bu film bir pornoya dönüşüyor (anakım porno olmasa da). Şu bile söylenebilir, bu kişisel kullanım için çekilmiş seks videoları birileri tarafından çalınıp (üstelik porno kanallarından) dolaşıma sokulduğunda da, dikkat edin, ‘bilmemkimin porno filmi’ olmuyor adı, “bilmemkimin seks kasedi” oluyor. “Bilmemkimin porno filmi” başka birşey çünkü. Daha sonra anaakım sinemaya geçen eski porno oyuncusu Sibel Kekilli’nin şimdi, bugün, sevgilisiyle kendi zevki için çektiği sevişme filmleri olsa, ve bu filmler bir takım şantajcı adiler tarafından kaçırılsa, bunlar “Sibel Kekilli’nin yeni porno filmleri” olmayacak. Sibel Kekilli’nin porno filmlerini biliyorsunuz sinema veri sitesi imdb.com arşivinden silmeyi reddettiği için Kekilli ile davalık oldular. İmdb.com yetkilileri “bu filmler senin porno filmlerindir, biz de bütün verileri doğru vermekten sorumluyuz, silmeyiz” dediler. Ama sözgelimi imdb.com’da Pamela Anderson maddesine baktığınızda, çalınıp dolaşıma sokulan eski kocasıyla seks kasetlerini “Pamela Anderson’ın oynadığı filmler” listesinde göremiyorsunuz. Çünkü onlar porno değil. Bir porno film olmuş olsalardı o listede olurlardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Pornografi bir içeriği tanımlamaz. Cinsel birleşmenin birebir gösterildiği görselliklere veya anlatıldığı metinlere porno denmiyor. Başka bir yerden bakalım. Winterbottom’ın &lt;i&gt;9 Şarkı&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; filmi porno mu? Oral seks sahnesi de var, erkeğin boşalması sahnesi de. Bunlar filmin içindeki porno sahneler mi? Lars von Trier’in &lt;i&gt;İdiots&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;’ı porno mu? Hatta &lt;i&gt;Baise-Moi &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;porno mu? Kuşkusuz hiçbiri değil. Ve işin ilginç tarafını söyleyeyim mi, biri yanlışlıkla rüyasında bu filmlerin Türkiye’de çekildiğini görse ve filmlerin pornoculuktan savcılığa verildiğini eklese, rüyanın devamında filmin pornografi olup olmadığının kararlaştırılması için bilirkişi olarak kimler çağırılacaktı biliyor musunuz? Bilgi Üniversitesi’nin bilgiye karşı beklenmedik mücadelesi sırasında işten çıkardığı hocalar! İhsan Derman, Ali Pekşen ve Ahmet Atıf Akıngiller. Üçünü de saygıyla selamlıyorum ve işlerini iyi yapmaya çalışan akademisyenlerin suçlu muamelesi görebilmesini şaşkınlıkla karşılıyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bir öğrenci bitirme tezi verdiyse bu bir bitirme tezidir. Nokta. Aynı videoyu bir video art çalışması olması amacıyla çekip bir galeride sergilemiş olsaydı, aynı içerik bu kez video art olmuş olacaktı; kısa film olarak düşünüp festivallere göndermiş olsaydı kısa film olacaktı; porno yönetmeni olarak kariyerine başlamak üzere çekmiş olsaydı sinematografisindeki ilk porno film olacaktı; bir görsel şiir performansı olmasını amaçlayarak çekmiş ve ilgili seyircilerin toplandığı bir gecede göstermiş olsaydı o zaman da bir görsel şiir olmuş olacaktı. Neyin ne olduğunu niyeti ve kamusallığa giriş şekli belirler. Porno olması niyetiyle çekilmiş ve porno olarak dolaşıma sokulmuşsa porno olur. Ortada porno morno yok yani henüz. Sözkonusu öğrenci, henüz ilk pornosunu çekmedi. Filmde oynayan kız da henüz ilk porno filminde oynamadı. Bir bitirme tezinde rol aldı. Toplum olarak ağzımızın sularını biraz askıya alalım lütfen. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Bir de üniversitenin yarattığı drama çok üzdü beni. Öğretim görevlilerini büyük medya temizliklerine benzeyen yöntemlerle işten çıkarmalar, bununla da yetinmemeler, kozmik oda basmaca oyunları, yok savcılıklar mavcılıklar, yok polis çağırmalar, hard disk kopyalamalar, kilit değiştirmeler, karantinalar. Sanki uyuşturucu kaçakçısı şebeke çökertiliyor. Yüz kızartıcı bir tutum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Pornografi, Rosalind Coward’ın klasik tanımıyla uyumlu olarak söylersek, cinsel anlamı bir toplumun pornografik olanın ne olduğuna dair uzlaşmaları ışığında düzenleyen bir temsil rejimidir. İşte bizim sorunumuz bu tanımda kendini çok güzel gösteriyor. Bizim toplumumuzun pornografiğin ne olduğuna dair tanımı giderek baskıcı bir hal alıyor. Muhafazakarlar sekse karşı değildir, seks hayatını ve seksin temsillerini muhafazakar biçimlerde kontrol etmeye özen gösterirler. Kontrol edemedikleri sekse karşıdırlar. O yüzden de kendi kabul edilebilirlik sınırlarını çeker ve dışına çıkan her şeye saldırırlar. Pornografi damgası bu tür saldırılar için sorgulanmayan çamur işlevi görüyor. Cadı avı günlerinde yakalanan ve hiçbiri cadı olmayan kadınlara cadı dedikleri anda savunmasının büyük bir müşkül içinde kendini bulması gibi. “Dikkat porno!” çığlıkları seks hayatının pornografiden özgürleştirilmesini amaçlamıyor, aksine, pornografi baltasıyla seks hayatlarının ve temsillerinin doğranmasını amaçlıyor. Açıkçası doğruyor da... Sanatçıların ve akademisyenlerin seksin temsilleri üzerinde çalışmalar yapmalarını, deneylere girişmelerini, kendi sabitlediği seks rejimi için tehlikeli buluyor. Pornografi kategorisini farklı bir şey yapmayı deneyen olursa onun kafasının üzerinde sallandırıyor, ki aslında bu temelde kadından ve kadının cinselliğinden korkuya dayanıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İşin tuhafı, bu haberle karşılaştığımda, dergimiz Sıcak Nal’ın müstehcenlik baskısıyla mücadele özel sayısını yayına hazırlıyorduk. &lt;i&gt;Lady Chatterley’in Sevgilisi&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt; üzerindeki yayın yasağının D. H. Lawrence’ın kendi memleketinde kalkmasının 50. Yıldönümü, edebiyata yönelik sansür, yasaklama, oto-sansür diktesi, mahalle baskısı, vd sınırlamalara karşı bir dosya çalışmasına yöneltmişti bizi. Bugün günümüzde, maalesef, hala bu meseleyi Türkiye’de kapatabilmiş değiliz. Düşünüyorum da, Chatterley’in tüm sözcükleriyle serbest kalmasından 50 yıl sonra, eğer D. H. Lawrence Bilgi Üniversitesi’nde hoca olsaydı, şimdi görevi pornografik kullanmaktan Silivri’ye falan gönderilmişti korkarım... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1'
